Fadime çok talihsiz biriydi. Genç yaşta babası Durmuş Efendi evli bir adama kuma olarak verilmişti. Fadime’nin aklı biraz kıt olunca, karşı çıkmak aklına bile gelmemişti. Kim ne derse onu yapardı. Güneş Hatun Fadime’nin kendisine kuma gelmesini hazmedemiyordu. Bütün öfkesini Fdime’ye kusuyordu. Kocası Hasan Efendi ise, sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi hiç sesini çıkarmıyor, Güneş Hatun’un Fadime’ye kızmasına, hakaret etmesine, onu dövmesine göz yumuyordu.
Garibim Fadime kendisine biçilen bu kadarı razı olmuş gibi, sesini çıkaramıyordu. O kadar eziyete rağmen hiç ağlamıyor, gözyaşı dökmüyordu. Bu duruma üzülmesi gerektiğinin bilincinde bile değildi sanki!. Hasan Efendi Güneş hatundan erkek evladı olmayınca, Fadime’yi sadece erkek çocuk doğurması için getirdiğini söylemişti. Güneş Hatun erkek çocuk doğuramayınca, kendisini suçlu hissetmişti. İki kızı vardı. Onlar da farklı yerlere gelin gitmişlerdi. Bu yüzden de kocasına çok tepki gösteremiyordu Onun tek düşmanı Fadime idi.
Yıllar yılları kovaladıkça, Fadime ardı ardına Bir iki yıl arayla kız çocuğu doğuruyordu. Fadime’nin de Güneş hatundan bir farkı kalmayınca; Güneş Hatun üçüncü kuma da gelecek mi? diye düşünmekten kendini alamıyordu. Ancak Fadime için pek bir şey değişmezdi.
Zaten onu adam yerine koyan da yoktu hani. Sürekli türlü türlü hakaretlere maruz kalıyor, buna rağmen ses çıkarmıyordu. Artık karın tokluğuna yaşıyordu. Zaten altı çocuk doğursa da, biyolojik anne olmanın dışında anne de olamamıştı. Çünkü bütün çocuklarını Güneş Hatun büyütüyordu. Çocuklar, Güneş hatunu anne diyorlardı. Fadime’nin evin içinde olmasını istemedikleri için, hemen ahırın girişinde kulübeyi andırır nitelikte bir yer ayarlamıştır kendine. Fadime orada yaşıyordu. Güneş Hatun çocukları da Fadime’ye karşı kullanıyordu. Onu dinlemeyen olursa! kaderinin Fadime ile aynı olacağını söyleyerek tehdit ediyordu.
Çocuklar korkudan Güneş Hatun ne derse onu yaparlardı. Onu anneleri gibi benimsemişlerdi. Garibim Fadime aç kalmaktan korktuğu için, Güneş hatunun verdiği her işi itiraz etmeden yerine getirmeye çalışıyordu. İşlerini beğenmediği takdirde, onu aç bırakmakla tehdit ediyordu. Fadime için aç kalmak en büyük ceza idi.
Güneş Hatun sürekli çocuklara eşine ve fadime’ye bağırıyordu. Üstünlüğünü korumak için sürekli kavga çıkarıyor, baskı yapıyordu. Zamanla Hasan Efendi bile ondan korkar olmuştu. Güneş Hatun’dan çok çekiniyordu. Gizli gizli Fadime’nin yanına gidiyordu. Fadime’nin aklı kıt olsa da güzel kadındı.
Güneş Hatun Fadime’nin kendisine bakmasına dahi izin vermiyordu. Yazmasını biraz düzgün taktı mı, hemen sinirleniyor, bağırıyor, ağzına geleni sayıyordu.
Günlerden bir gün Fadime’nin başı dönüyor, midesi bulanıyordu. Güneş Hatun Fadime’nin erkek çocuk doğurmasını asla istemiyordu. Yoksa evdeki itibarı yerle bir olurdu. Bunun için baskıya devam etmesi gerektiğini düşünüyordu. Güneş Hatun, Fadime’nin hamile olduğunu anlamış, ona özellikle en ağır işleri yaptırıyordu. Ya erkek doğurursa korkusu yüzünden, bebeğini düşürmesi için elinden geleni yapıyordu.
Günler haftaları, haftalar ayları kovalamıştı. Fadime’nin karnı burnundaydı. Hasan Efendi ise doğumu dört gözle bekliyordu. Bu Fadime’nin son şansıydı. Erkek doğuramazsa yine kuma arayışına çıkacaktı. Gecenin kör karanlığında Fadime’nin çığlıkları duyuldu. Fadime’nin çığlıklarına İnekler koyunlar eşlik ediyordu. Fadime’nin çığlıklarını Güneş Hatun duymuştu ancak oralı olmamıştı.
Hasetlik bütün bedenini örümcek ağı gibi sarmıştı. Hasan Efendi ise derin uykuya dalmıştı. Fadime’den bi haberdi. Fadime ise benekli iğneye bakarak, benim kimsem yok. ‘Benim senden hiçbir farkım da yok.’ diyerek gözleri doğmuştu. Bir yandan yalnız kalmanın verdiği duygusal boşluk, bir yandan da doğum için gereken hiçbir şey yoktu. Çaresizlik içinde kıvrana kıvrana acı çekiyordu. Sancıları giderek artmıştı!.
Evleri köye birazcık uzak olduğu için, sesini duyan da olmazdı.
Bir süre sonra kendi çabalarıyla doğumu gerçekleştirmişti. Uzun süre kordonun düşmesini bekledi. Üzerindeki tişörtü çıkarıp bebeğine sardı. Sonra yatağında kirlenmekte renk değiştiren sarı battaniyesini örttü. Aklı kıt olsa da, hayvansal güdülerle o şartlar altında doğru şeyler yapıyordu. Yalnız başına verdiği mücadele, onu çok yorgun düşürmüştü.
Fadime kendi duygularını bir kenara bırakmış avazı çıktığınca bağırmaya başlamıştı. Hasan Efendi’ye müjdeyi vermenin peşine düşmüştü.
Hasan Efendi Fadime’nin sesini nihayet duyabilmişti. Hemen apar topar kalkmıştı yatağından. Güneş Hatun ‘Her şeyden bir habermiş gibi davranıp kocasını takip etti.’
Bebeğin erkek olduğunu anlayınca, kocasına yaranmak için bebeği usulca kucağına aldı. Hemen Fadime’yi de alıp birlikte oturduğu eve götürdü. Hasan Efendi’nin ağzı kulaklarına varıyordu. Gecenin kör karanlığında mutluluğunu kime anlatabilirdi ki?.
Telaşla sabaha bekleyecekti. Köylüye bu haberi vermek onun için onur meselesiydi. Güneş Hatun ise bebeği hemen sahiplenmişti. Anne sütüne mecbur kalmasa, Fadime’yi oracıkta bırakacaktı. Fadime ise erkek çocuk doğurmanın sevincini yaşıyordu. Garibim kıt aklıyla artık evin hanımı olacağını düşünüyordu.
Güneş Hatun’un sinsi planlarına aklı yetmiyordu. Güneş Hatun sabırla bebeğin biraz büyümesini bekledi. haftalar yerini aylara bırakmış, Mehmet 7-8 aylık olmuştu. Güneş Hatun hakimiyetini yeniden ele geçirmek için Fadime’yi kolundan tuttuğu gibi kapının önüne koymuştu.
Mehmet’ten uzak durmasını istiyordu. Mehmet’e yaklaşmasına asla izin vermeyeceğini söylüyordu. Fadime’nin en büyük korkusu, aç kalmakla tehdit ediyordu. Baba evi de onu kabul etmiyordu. Fadime de zaten kıt aklıyla çocuk bakamayacağını anlayınca çaresiz boyun eğmişti. Aylar yılları kovalayınca Mehmet iyice büyümüştü.
Mehmet de diğer kız kardeşleri gibi Fadime’ye anne demiyordu. Fadime de artık çok umursamıyordu. Çocuklar da Güneş hattından korktukları için ne derse onu yapıyorlardı. Kendi annelerini onlar da dışlıyorlardı.
Zaman akmaya devam ediyor, Fadime kendine biçilen bu kadere razı olmuştu. Fadime’nin en büyük kızı başka köye gelin gitmişti. Kasabada doğum yapınca iki haftalığına baba evine gelmek için yola koyulmuştu. Kızının geleceğini öğrenince heyecanla ertesi günü bekledi.
Köyün karşı tepesinde dolmuşu geldiğini görünce, içi kıpır kıpır olmuştu. Kızının dolmuştan indiğini görünce, sevinçle onu karşılamak için hemen evin yan tarafında bulunan ceviz ağacının olduğu yere gelmişti. Kızı ise kucağında bebeği ile eve gelmek için yokuş çıkıyordu. Fadime ilk defa duygusallaşmış torun sevgisi ondan farklı duygular uyandırmıştı. Sevinç le kollarını açarak kızını kucaklamak istedi. ‘Birden beklenmedik bir tepki ile karşılaştı.’
Kızın kucağında bebeğiyle Fadime’ye tekmeleyerek sakın bebeğime yaklaşma!, diyerek onu uzaklaştırdı.
Fadime hayal kırıklığına uğramıştı. Hiç ağlamayan Fadime birden hıçkıra hıçkıra göz yaşlarına boğuldu. Bir yandan kirlenen yazmasıyla gözyaşlarını silerken, öte yandan kızına beddua etti.
Sen de evladınla sınanırsın inşallah!. diyerek hızlıca uzaklaştı oradan.
Güneş Hatun ise istediği gibi torunu seviyordu. Hasan Efendi ise kadınlar arasındaki kavgalara asla karışmıyor, müdahale etmiyordu.
Yıllar yılları kovalıyordu. Hasan Efendi kalp yetmezliğinden hayatını kaybedince; Fadime acılarıyla baş başa kalmıştı. Yıllarca kocası için bu sıkıntılara boyun eğmişti. O evi terk etmeye karar vererek, şehre taşınmıştı.
Güneş Hatun gitmemesi için yalvarsa da Fadime onu bu kez dinlememişti. Güneş Hatun dışarıda yapılması gereken birçok şeyi ona yaptırıyordu. Bir çok acıyı geride bırakmıştı.
O artık birçok kişiye fal bakarak yaşamını idame ediyordu.
Bir gün Fadime kızından kötü bir haber aldı. Torunu çok hastaydı. Genç delikanlı amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ancak her türlü müdahaleye rağmen hayatını kaybetmişti. Kızı Fadime’nin ahını almıştı.
Bu annelerin kursaklarında kalan duyguları yarım kalmış, telafisi olmayan yaralar açılmıştı hayatlarında…
Mesime (Elif) Ünalmış

