Can, yedinci sınıfa gitmeye başladığında tedavisi de sürüyordu. Annesinin isteğiyle onu üniversite sınavına hazırlayacak bir kursa kaydoldu. Can, kursa yeteri kadar önem vermiyordu. Her şeyi sona bırakmayı seven bir çocuktu.
Can okuldaki arkadaşlarını çok seviyordu. Buse’yi ise diğer arkadaşlarından farklı bir yere koyuyordu. Bir çarşamba günüydü, Can, her zamanki gibi neşeyle okuluna gitti. Ancak Buse’yi göremeyince yüzü asıldı. Buse ilk dersi kaçırmıştı, ikinci derse ancak yetişebilmişti.
Sınıfın kadrosu tamamlanınca Hasan Öğretmen öğrencilere bir duyuru yaptı;
“Çocuklar önümüzdeki hafta salı günü, ailelerinden izin kâğıdı getirenlerle müzeye ve pikniğe gideceğiz.” dedi.
Haber öğrencileri çok sevindirdi. Teneffüs zili çalınca hepsi plan yapmaya başladı. Hasan Öğretmen, öğrencilerini önce müzeye, sonra piknik alanına, son olarak da hayvanat bahçesine götürmek istiyordu. Çocuklar çok sevinmişti; hepsi merakla o günü bekliyordu. Bu gezi herkese iyi gelecekti.
Veliler haberleşerek piknik menüsü hazırladı. Hepsi imkânları ölçüsünde çocukları mutlu etmek istiyordu. Ertesi gün öğrenciler gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra verilen saatte toplanma alanında buluştu. Can, Buse’nin gelip gelmediğini merak ediyordu. Şöyle bir etrafına bakındı. Yüzünde endişe vardı. Melis Hanım, Can’ı uğurlamaya gelmişti. Oğlunun Buse’yi beklediğini anladı.
Can, Buse’yi çok uzun zamandır tanıyordu. Melis Hanım da Buse’yi tanımış ve onu çok sevmişti. Can’ın dalgınlığı annesinin sesiyle dağıldı.
“Ah Buse, saçların ne güzel olmuş.” dedi.
Can çevik bir hareketle annesinin baktığı yöne baktı. Annesine dönerek;
“Bugün çok güzel bir gün değil mi anne?” dedi.
Melis Hanım;
“Evet, boncuk gözlüm, bugün gerçekten çok güzel bir gün” diyerek gülümsedi.
Sonra aileler, çocukları öğretmenlerine teslim edip evlerine döndü.
Çocuklar, Hasan Öğretmen’in eşliğinde önce müzeyi dolaştılar. Hepsi meraklı gözlerle hayvan fosillerini inceliyordu. Can’ın dikkatini kuş yumurtaları çekmişti. Bu küçük doğal hayat müzesinde çok sevdiği hayvanlarla ilgili yeni şeyler öğrendi. Bilgilendirici yazıları okuya okuya müzeyi gezdi.
İki saatin sonunda müze gezisi bitti. Çocuklar hem acıkmış hem de yorulmuştu. Piknik saati gelmişti. Hasan Öğretmen, çocukları topladı. Birlikte piknik alanına doğru yola çıktılar. Çocuklar ailelerin hazırladığı yemekleri iştahla yedikten sonra dinlenmeye çekildi. Can öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşıyordu. Buse de Can’ı dinliyor, sık sık Can’ın anlattıklarını onaylıyordu. O da bildiklerini büyük bir heyecanla anlatıyordu.
Biraz dinlenip sohbet ettikten sonra Can’ın sınıf arkadaşı Yiğit, yakan top oynamayı önerdi. Birlikte yakan top oynadılar. Güneş vazifesini yapmış, yavaş yavaş çocukları terk ediyordu. Hava serinleyince Hasan Öğretmen, çocukları topladı, bu defa istikamet hayvanat bahçesiydi.
Hasan Öğretmen, çocuklara acele etmelerini söyledi;
“Birazdan hava iyice soğumaya başlayacak” dedi.
Az sonra hayvanat bahçesine girdiler. Can, ilk defa hayvanat bahçesine gidiyordu. Kuşların cıvıl cıvıl ötüşünü hayranlıkla dinledi. Her şeyi taklit eden papağana çok güldü. Hayvanat bahçesinde hayvanların tutsak olmalarına üzülse de bazı hayvanları ilk defa çıplak gözle görüyordu.
Yarım saat sonra Hasan Öğretmen, artık ayrılma vakti geldiğini söyledi. Birlikte servise doğru yürüdüler. Hasan Öğretmen çocukları saydıktan sonra servise bindi. Onları neşe içinde görünce o da mutlu olmuştu. Hasan Öğretmen, serviste çocuklara bir duyuru yaptı;
“Çocuklar bugünkü geziyle ilgili herkesin güzel bir kompozisyon yazmasını istiyorum. Bunu sizin yılsonu ödeviniz olarak değerlendireceğim.” dedi.
Okulun yaz tatiline girmesine az kalmıştı. Öğrenciler son haftada veda partisi düzenlemek istediklerini söylediler. Hasan Öğretmen, veliler izin verirse olabileceğini söyledi. Çocuklar çok sevindi. Can, eğlenmeyi tüm gençler gibi pek severdi. Veda partisini çok istiyordu.
Çocuklar veda partisi için velilerden izin almayı başardı. Nihayet bekledikleri gün geldi çattı. Can, mutfağa annesinin yanına gitti;
“Anne ben ne giyineceğim? Çok yakışıklı olmalıyım.” dedi.
Melis Hanım;
“Sen zaten yakışıklısın, boncuk gözlüm,” dedi.
Can sevinçle banyoya girdi, elini yüzünü yıkadı. Melis Hanım, dinlenmek için salona geçti. Televizyon izlemek için koltuğa uzandı. Birkaç dakika sonra Can banyodan ağlayarak çıktı. Melis Hanım;
“Ne oldu oğlum, ne bu halin, yüzün kanıyor.” dedi. Kan, Can’ın çenesine doğru usul usul akıyordu.
“Babam gibi tıraş olmak istedim anne” dedi ve devam etti;
“Partide yakışıklı olmak istiyorum…”
Melis Hanım:
“Oğlum, elbette sen de tıraş olacaksın. Ama bence biraz erken. İstersen babanla konuş. O sana tıraş olmayı öğretir. Şimdi yüzünü silelim. Biraz da kolonya sürelim, kanamayı durduralım.” dedi.
Can, annesi yüzünü silerken ağzındaki baklayı çıkardı:
“Yiğit hep Buse’yi yanına çağırıyor. Buse de onun yanına gidiyor. Ben yakışıklı olursam o zaman benim yanıma gelir.”
Melis Hanım Can’a sarıldı.
“Sen zaten çok yakışıklısın” dedi ve devam etti;
“Hiç merak etme; Buse, Yiğit’le zaman geçirmek isterse de üzülme. Daha uzun bir ömür var önünde, seninle sohbet etmek isteyecek çok arkadaşın olacak.” diyerek onu teselli etti.
06.05.2023 Mesime (Elif) ÜNALMIŞ

