Site icon Mesime ÜNALMIŞ

KAFAMIN İÇİNDEKİ KRALLIK Bölüm 1 – Karar Krizi: Fikri Bey Sahneye Çıkıyor

Reklamlar

KAFAMIN İÇİNDEKİ KRALLIK
Bölüm 1 – Karar Krizi: Fikri Bey Sahneye Çıkıyor

Çiğdem 10 yaşında, hayal gücüyle evrenler kuran, bazen çok kararsız ama hep çok meraklı bir çocuktu. Bu sabah gözlerini açtığında kafasının içi… nasıl desem… bir miting alanı gibiydi. Herkes bağırıyor, tartışıyor, fikir sunuyordu. Hayır, dışarıdan bakınca sessizdi. Ama içeride? Beyninin bölümleri kendi aralarında toplantı yapıyordu!

Kürsüde, takım elbiseli, ciddi bakışlı biri vardı. Elinde plan defteri, gözlüğü burnunun ucunda. Bu kişi, Fikri Bey’di. Beynin karar verme merkezi olan Prefrontal Korteks’in temsilcisiydi.

“Sayın üyeler! Bugün Çiğdem’in kahvaltısı protein ağırlıklı olmalı. Yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek. Stratejik düşünmeliyiz!”

Tam o sırada, koltukta yayılmış, gözleri dolu dolu bir kadın ayağa fırladı. Pembe sabahlığı, dramatik el kol hareketleriyle tanınan Duygu Abla, yani Amigdala.

“Ama dün Çiğdem üzgündü! Bugün çikolatalı krepler yesin! Moral çok önemli, Fikri Bey!”

Araya örgü örerek giren yaşlı bir kadın: Hafize Nine. Hafıza merkezi olan Hipokampus’un ta kendisi.

“Ben 2018’deki kahvaltıyı hatırlıyorum. Çiğdem o zaman da çikolatalı krep yemişti. Sonra mide ağrısı olmuştu. Aman dikkat!”

Yoga pozisyonunda oturan, dengeli nefes alan bir adam: Denge Bey, yani Beyincik.

“Ne yerse yesin, yeter ki dengeli otursun. Dün sandalyeden düşerken ben devreye giremedim!”

Mini Müdür (Hipotalamus), elinde bir termometreyle bağırdı:

“Vücut sıcaklığı düşüyor! Acilen karbonhidrat lazım! Yoksa enerji seviyesi düşer!”

Kontrolcü Komutan (Bazal Ganglionlar), askeri üniformasıyla emir verdi:

“Her sabah aynı şeyi yer! Alışkanlıklar bozulmasın! Yumurta ve zeytin!”

Hayalperest Talamus, gözleri yıldızlarla dolu, fısıldadı:

“Belki bugün Çiğdem kahvaltıyı balkonda yapar… Kuş sesleriyle… Güneşle…”

Çiğdem mutfağa gitti. Annesi “Ne yemek istersin?” diye sorduğunda, kafasının içindeki karakterler aynı anda bağırdı:

“Yumurta!”
“Krep!”
“Zeytin!”
“Süt!”
“Hiçbir şey!”
“Her şey!”

Çiğdem bir an durdu, sonra gülmeye başladı. “Ben sadece bir tost istiyorum,” dedi.

Fikri Bey gözlüğünü düzeltti:
“Tost… mantıklı. Kabul ediyorum.”

Duygu Abla gözyaşlarını sildi:
“Tostun içinde sevgi varsa olur.”

Hafize Nine:
“Tost… 2016’da da yemişti. Güzel günlerdi.”

Denge Bey:
“Tost yerken dik oturmalı!”

Beyin meclisi, günün ilk kararını başarıyla tamamlamıştı. Ama bu sadece başlangıçtı. Bugün okulda sunum vardı. Çiğdem heyecanlıydı. İçindeki karakterler, yeni bir görev için hazırlandı.

Fikri Bey: “Sunum planı hazır!”
Duygu Abla: “Ama sahne korkusu var!”
Denge Bey: “Dik durmalı, nefes kontrolü önemli!”
Hafize Nine: “Geçen sunumu hatırlıyor musun? Harikaydın!”
Mini Müdür: “Terleme başladı, acil hormon dengesi!”
Kontrolcü Komutan: “Sunum alışkanlığı devreye giriyor!”
Talamus: “Işıklar çok parlak, gözleri rahatsız edebilir!”

Çiğdem’in kafasında bir tiyatro sahnesi kurulmuştu. Her karakter kendi rolünü oynuyor, ama perde henüz açılmamıştı…

Okulda sunum günüydü. Çiğdem’in sınıfı, “Gezegenler” konulu projelerini sunacaktı. Çiğdem’in kafasında ise tam anlamıyla bir tiyatro sahnesi kurulmuştu. Beyin karakterleri kulisteydi. Her biri kendi repliğini hazırlıyor, sahneye çıkma sırasını bekliyordu.

Fikri Bey, sunum planını kontrol ediyordu.
“Giriş, gelişme, sonuç. Her şey mantıklı. Ama zamanlamaya dikkat!”

Duygu Abla, kuliste makyaj yapıyordu.
“Çiğdem çok heyecanlı! Kalbi hızlı atıyor. Belki sahneye çıkmadan önce biraz ağlamalı… rahatlatır!”

Mini Müdür, hormon seviyelerini ölçüyordu.
“Terleme başladı. Nabız yükseliyor. Acil stres yönetimi protokolü devreye girsin!”

Denge Bey, sahneye çıkış provasını yapıyordu.
“Adımını sol ayakla atsın. Mikrofonu tutarken omuzlar dik olmalı!”

Hafize Nine, geçmiş sunumları hatırlatıyordu.
“Geçen ayki ‘Dinozorlar’ sunumu harikaydı. O gün pembe tişört giymişti. Belki yine giymeli?”

Kontrolcü Komutan, alışkanlıkları kontrol ediyordu.
“Sunumdan önce üç kez derin nefes alır. Bu rutin bozulmasın!”

Hayalperest Talamus, sahne ışıklarını hayal ediyordu.
“Belki ışıklar altında bir gezegen gibi parlayacak… Belki herkes onu alkışlayacak… Belki… belki…”

Çiğdem sınıfın önüne geldi. Mikrofonu eline aldı. Ama tam o anda… iç savaş başladı.

Fikri Bey: “Şimdi konuşmalı!”
Duygu Abla: “Hayır! Kalbi çok hızlı! Beklemeli!”
Mini Müdür: “Terleme artıyor! Hormonlar çılgınca dans ediyor!”
Denge Bey: “Dik dur! Dik dur! Yoksa düşeceksin!”
Hafize Nine: “2019’da da böyle olmuştu. O zaman da heyecanlanmıştı.”
Kontrolcü Komutan: “Derin nefes al! Derin nefes al! Rutin önemli!”
Talamus: “Işıklar… çok parlak… gözler kamaşıyor…”

Çiğdem’in kafasında bir fırtına kopuyordu. Ama dışarıdan bakıldığında… sadece gülümsüyordu.

Ve sonra… konuşmaya başladı.

“Merhaba! Ben Çiğdem. Bugün size gezegenleri anlatacağım. Ama önce… kafamın içindeki gezegenlerden bahsetmek istiyorum!”

Sınıf kahkahaya boğuldu. Öğretmen şaşkınlıkla gülümsedi. Çiğdem, beynindeki karakterleri birer gezegen gibi tanıttı.

“Fikri Bey – Mantık Gezegeni. Her şey planlı, ama biraz sıkıcı.”
“Duygu Abla – Duygu Gezegeni. Her şey çok dramatik, ama çok renkli.”
“Hafize Nine – Hafıza Gezegeni. Geçmişte yaşıyor, ama çok bilge.”
“Denge Bey – Hareket Gezegeni. Dans ediyor, ama hep dengede.”
“Mini Müdür – İç Denge Gezegeni. Küçük ama etkili.”
“Kontrolcü Komutan – Alışkanlık Gezegeni. Her şey aynı, ama güvenli.”
“Hayalperest Talamus – Hayal Gezegeni. Uçuyor, kaçıyor, ama ilham veriyor.”

Sunum bittiğinde sınıf alkışlarla inliyordu. Çiğdem’in kafasındaki karakterler birbirine baktı.

Fikri Bey: “Sunum başarılı. Mantıklıydı.”
Duygu Abla: “Ve duygusaldı!”
Hafize Nine: “Unutulmaz bir gündü.”
Denge Bey: “Dik durdu. Harikaydı.”
Mini Müdür: “Terleme kontrol altında.”
Kontrolcü Komutan: “Rutin bozulmadı.”
Talamus: “Hayaller gerçek oldu.”

Ve böylece, Çiğdem’in kafasındaki krallık, ilk büyük görevini tamamladı. Ama bu sadece bir başlangıçtı. Çünkü her gün yeni bir karar, yeni bir çatışma, yeni bir kahkaha vardı.
Ve böylece, Çiğdem’in kafasındaki krallık, ilk büyük görevini tamamladı. Ama bu sadece bir başlangıçtı. Çünkü her gün yeni bir karar, yeni bir çatışma, yeni bir kahkaha vardı.
Ve her biri, Çiğdem’in kendini tanıma yolculuğunda birer yıldız gibi parlayacaktı—bazen mantıkla, bazen duyguyla, ama hep birlikte.
“Bir insanın içindeki sesler kavga etmeyi bırakıp konuşmaya başladığında, kararlar sadece doğru değil—anlamlı da olur.”
20.10.2025
Mesime Elif Ünalmış

Exit mobile version