Duygunun Dalgaları
Bipolar Bozukluk
Bölüm 1: Görev Verildi, Kahkaha Susturuldu
Önerilen yaş grubu: 13+
Görev verildi. Ama ülkem… ülkem çok güzel. Onlara veremem. Onlar… beni izliyor.
Duygu bu cümleyi defterine yazdığında saat sabahın üçüydü. Kalemi hâlâ elindeydi ama cümle bitmemişti. Gözleri parlıyordu, uykusuzluktan değil. İçinde bir kıpırtı vardı, tanımlanamaz bir enerji. Sanki biri ona bir görev vermişti. Sanki bu görev, onun gibi zeki birine yakışırdı. Ama ülkesini çok seviyordu. O yüzden reddetmişti. O yüzden cezalandırılmıştı.
Fazilet, koridordan gelen ışığı fark ettiğinde uyanmıştı. Duygu’nun odasına sessizce yaklaştı. Kapı aralıktı. İçerideki ışık, Duygu’nun yüzüne vuruyordu. Gözleri defterin üzerinde, kalemi havada asılı kalmıştı. Bir cümleyi tamamlamadan durmuştu. Fazilet içeri girmedi. Sadece izledi. Kızının gözlerinde tanımadığı bir parıltı vardı. Neşeli değil. Hüzünlü değil. Başka bir şey.
Ertesi sabah Duygu kahvaltıya inmedi. Fazilet, kızının odasına gittiğinde defter açık, sayfalar doluydu. Cümleler yarım, kelimeler eksik, ama bir şey anlatıyordu. Bir iç savaş. Bir görev. Bir ülke. Bir izlenme hissi. Fazilet defteri kapattı. Duygu’yu izledi. Kızının saçları dağınıktı, gözleri uykusuzdu ama enerjikti.
“Bugün çok işim var,” dedi Duygu. “Görevim var. Ama bu sefer başaracağım.”
Fazilet gülümsedi. “Ne görevi tatlım?”
Duygu cevap vermedi. Sadece gülümsedi. Ama o gülümseme tanıdık değildi. Fazilet’in kahkahası boğazında düğümlendi.
Onlar beni izliyor. Ama ben daha zekiyim. Onlar bilmiyor. Ben biliyorum. Fazilet bilmiyor. Ama ben… ben biliyorum.
O gün Duygu evdeki kitapları yere fırlattı. Bir anda. Nedensiz. Sonra ağladı. Sonra güldü. Sonra balkona çıktı. “Ben denize atlayacağım,” dedi. Fazilet koştu, tuttu, sarıldı. “Hayır,” dedi. “Senin görevin burada. Benim yanımda.”
Duygu sustu. Gözleri doldu. “Ama onlar beni izliyor,” dedi. “Benim görevim var. Sen anlamıyorsun.”
Fazilet ağlamadı. Sadece sarıldı. “Ben seni anlıyorum. Ama senin görevini bilmiyorum. Olsun. Seni seviyorum.”
Fazilet seviyor. Ama bilmiyor. Görev gizli. Ülke güzel. Ama ben… ben yalnızım.
O gece Fazilet Duygu’yu hastaneye götürdü. Doktorlar “mani dönemi” dediler. “Bipolar bozukluk” dediler. “İlaç tedavisi” dediler. Fazilet başını salladı. Anlamadı. Ama kabul etti.
Hastane odasında Duygu defterini istedi. Fazilet getirdi. Duygu yazdı. Sayfalarca. Ama cümleler yine yarımdı. Kelimeler eksikti. Ama duygular tamdı.
Görev verildi. Ama ben Fazilet’in kızıyım. O gülünce dünya güzel. O ağlayınca… görev anlamsız.
Fazilet hastane odasında sabaha kadar bekledi. Duygu uyuduğunda defteri kapattı. Sayfaları okudu. Anlamadı. Ama hissetti. Kızının içindeki fırtınayı. Görevi. Yalnızlığı.
Sabah kahvaltı geldiğinde Fazilet kahkaha attı. Yüksek sesle. Hemşire şaşırdı. Duygu uyandı. Gülümsedi. “Sen yine gülüyorsun,” dedi.
Fazilet gözyaşlarını sildi. “Sen yanımdasın. O yüzden.”
Fazilet gülüyor. Görev durdu. Ülke beklesin. Ben annemin yanındayım.
Duygu hastaneden çıktığında hava serindi. Mevsim değişiyordu. Fazilet montunu kızının omzuna attı. “Üşüme,” dedi. Duygu başını salladı. “Ben zaten hep üşüyorum,” dedi. “İçimden.”
Fazilet sustu. O cümle, bir annenin kalbine saplanan bir bıçak gibiydi. Ama yine de gülümsedi. “Ben seni ısıtırım,” dedi. “Ben hep buradayım.”
Duygu defterini açtı. Yeni bir sayfa. Yeni bir cümle.
Bugün görev yok. Bugün sadece Fazilet var. Kahkahası var. Kahvesi var. Ben varım.
O gün Duygu kahve içmedi. Sigara içmedi. Sadece pencereyi açtı. Dışarı baktı. Gökyüzü griydi. Ama Fazilet’in sesi evin içinde yankılanıyordu. O kahkaha, Duygu’nun içindeki karanlığı biraz olsun aydınlatıyordu.
Duygu’nun iç sesi sustuğunda, Fazilet’in sesi yükseliyordu. Bu bir dengeydi. Bir ritimdi. Bir anneyle kızın arasında kurulan görünmez bir bağdı.
Duygu defterine son bir cümle yazdı o gün:
Görevler geçici. Ama annem kalıcı. Onlar izliyor olabilir. Ama annem sarılıyor.
Fazilet mutfakta şarkı söylüyordu. Duygu onu izliyordu. Gözleri doluydu. Ama bu sefer ağlamadı. Bu sefer sadece izledi. Ve defterini kapattı.
İlk kez bir cümleyi tamamlamıştı.
04.11.2025
Mesime Elif Ünalmış
🌑 Bölüm 1 – Görev Verildi, Kahkaha Susturuldu

