Site icon Mesime ÜNALMIŞ

Duygu’nun Dalgaları Bölüm 7: Mevsim Geçişi

Reklamlar

Duygu’nun Dalgaları
Bölüm 7: Mevsim Geçişi

Sonbahar geldiğinde Duygu’nun gözleri daha çok dalıyordu. Rüzgarın sesi, yaprakların düşüşü, gökyüzünün solgunluğu… hepsi onun içinde bir şeyleri tetikliyordu. Fazilet bunu fark ediyordu. Her mevsim geçişinde Duygu biraz daha içine kapanıyor, biraz daha kırılıyordu. Ama sonbahar başka bir şeydi. Sanki Duygu’nun içindeki fırtına bu mevsimde daha çok esiyordu.

Sabahları uyanmak zorlaşıyordu. Duygu yatağından kalkmak istemiyor, kahvaltıya inmiyor, telefonunu sessiz alıyordu. Ama Fazilet işe gittiğinde her şey değişiyordu. Duygu defterini açıyor, sayfalarca yazıyordu. Cümleler yine yarımdı. Kelimeler eksikti. Ama bir şey anlatıyordu. Bir özlem. Bir korku. Bir bağlılık.

Fazilet işteyken telefon çalıyordu. Duygu arıyordu. Bazen sabah dokuzda, bazen on birde, bazen öğleden sonra. “Neredesin?” diyordu. “Ne zaman geleceksin?” Fazilet sabırla cevap veriyordu. “Buradayım tatlım. Birazdan çıkacağım. Sen nasılsın?”

Duygu cevap vermiyordu. Sadece nefes alıyordu. Sessizce. Ama o sessizlik Fazilet’in kalbini sıkıştırıyordu.

Bugün sonbahar. Gökyüzü gri. Fazilet yok. Ama sesi var. Telefonda. Ama ben… ben yalnızım.

Fazilet öğle arasında dışarı çıkıyor, Duygu’yu arıyordu. “Kahve içtin mi?” diyordu. “Defterine ne yazdın?” Duygu bazen cevap veriyordu, bazen susuyordu. Ama her seferinde “Ne zaman geleceksin?” diyordu.

Fazilet gülümsüyordu. “Az kaldı,” diyordu. “Sen pencereyi aç. Rüzgarı dinle. Ben geliyorum.”

Duygu defterine yazıyordu:

Rüzgar Fazilet gibi. Sert ama sıcak. Sonbahar Fazilet gibi. Hüzünlü ama umutlu. Ama ben… ben eksikim.

O gün Duygu dışarı çıkmak istedi. Fazilet işten erken çıktı, birlikte yürüdüler. Parkta oturdular. Duygu sessizdi. Ama gözleri anlatıyordu. Bir şeyleri. Fazilet onun elini tuttu. “Senin mevsimin ne?” diye sordu.

Duygu düşündü. “İlkbahar,” dedi. “Ama ben hep sonbahardayım.”

Fazilet sustu. O cümle, bir annenin kalbine saplanan bir bıçak gibiydi. Ama yine de gülümsedi. “Ben seni ilkbahara taşırım,” dedi. “Ben hep yanındayım.”

Duygu defterine yazdı:

Fazilet ilkbahar. Ben sonbahar. Ama yan yana yürürsek mevsim değişir.

O gece Duygu uyuyamadı. Fazilet onun yanına geldi. Elini tuttu. “Ben buradayım,” dedi. “Senin yanındayım.”

Duygu gözlerini kapattı. “Sen gül,” dedi. “Ben uyurum.”

Fazilet güldü. Sessizce. Ama içten. Duygu uyudu.

Sabah olduğunda Duygu kahvaltıya indi. “Bugün kahve içmedim,” dedi. “Telefonla seni aramadım. Çünkü sesin hâlâ kulağımda.”

Fazilet gülümsedi. “Bugün mevsim değişti,” dedi. “Bugün sen biraz daha güçlüsün.”

Duygu defterine yazdı:

Bugün aramadım. Çünkü Fazilet içimdeydi. Gökyüzü hâlâ gri. Ama ben… ben pencereyi açtım.

O gün Duygu pencereyi açtı. Dışarı baktı. Rüzgar hâlâ sertti. Ama Fazilet’in sesi evin içinde yankılanıyordu. O kahkaha, Duygu’nun içindeki karanlığı biraz olsun aydınlatıyordu.

Duygu’nun iç sesi sustuğunda, Fazilet’in sesi yükseliyordu. Bu bir dengeydi. Bir ritimdi. Bir anneyle kızın arasında kurulan görünmez bir bağdı.

Duygu defterine son bir cümle yazdı o gün:

Mevsim geçişi zor. Ama Fazilet sabırlı. Onlar izliyor olabilir. Ama annem sarılıyor.

Fazilet mutfakta şarkı söylüyordu. Duygu onu izliyordu. Gözleri doluydu. Ama bu sefer ağlamadı. Bu sefer sadece izledi. Ve defterini kapattı.

İlk kez bir cümleyi tamamlamıştı.
10.11.2023
Mesime Elif Ünalmış

Exit mobile version