Gülce’nin “Karanlıktan Korkuyorum” Fısıltısı
Sınıfta “Cesaret Gecesi” planlanmıştı.
Işıklar kapatılacak, herkes sırayla bir fenerle kendi hikayesini anlatacaktı.
Küçük bir çadır kuruldu.
İçine sırayla girilecek, bir “korku anısı” paylaşılacakt
Gülce’nin kalbi küt küt atıyordu.
Karanlık çadır…
Fenerin titrek ışığı…
Ve içeride yalnız kalmak…
İçinden bir ses “Yapamazsın,” diyordu.
Ama başka bir ses fısıldıyordu:
“Denemelisin.”
Zeynep çadıra girdi.
“Ben yüksekten korkuyorum,” dedi.
Ali: “Ben karanlıkta yalnız kalmaktan.”
Sıra Gülce’ye geldi.
Adımları yavaşladı.
Elif Öğretmen göz kırptı:
“Hazır hissetmiyorsan bekleyebilirsin,” dedi.
Ama Gülce başını salladı.
“Deneyeceğim,” dedi
Çadıra girdi.
Feneri yaktı.
Işık yüzünü aydınlattı.
Sesi çok hafifti:
“Ben… karanlıktan korkuyorum.
Ama bu çadırda, fenerle birlikteyim.
Ve bu korku biraz daha küçük gibi.”
Duygu defterine şunu yazdı:
“Bugün korkumu söyledim. Fısıltıyla başladım. Ama içimde bir ışık yandı.”
Ertesi gün sınıfta “Cesaret Merdiveni” etkinliği vardı.
Öğretmen Elif tahtaya bir merdiven çizdi.
Her basamakta bir duygu vardı:
- Endişe
- Korku
- Deneme
- Cesaret
- Hafiflik
Çocuklar sırayla merdivene bir duygu yazdı.
Ali: “Korku – yalnız kalmak.”
Zeynep: “Endişe – annem geç kalınca.”
Gülce sessizce “Deneme” basamağına bir yıldız çizdi.
Sonra yanına yazdı:
“Karanlığa girdim. Fenerle birlikteydim. Korkum biraz küçüldü.”
Öğretmen Elif tahtaya yazdı:
“Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen adım atmaktır.”
Sonra çocuklara bir görev verdi:
“Bugün bir korkunu tanı ve ona bir adım at.”
Gülce defterine şunu yazdı:
“Bugün korkumu tanıdım. Adı karanlıktı. Ama fenerle birlikte yürüdüm. Cesaretim bir basamak büyüdü.”
Sınıfın sonunda herkes kendi “Cesaret Merdiveni”ni çizdi.
Gülce’nin merdiveninde en üstte şu yazıyordu:
“Korktum ama denedim. Ve artık daha güçlüyüm.
Sınıfta “Duygu Mikrofonu” etkinliği vardı.
Ortada bir mikrofon duruyordu.
Her çocuk sırayla gelip bir duygusunu söyleyecekti.
Ama bu kez sadece cesaret değil, açıklık da gerekiyordu.
Çünkü bazı duygular fısıltıyla başlar…
Ama duyulunca güçlenir.
Ali mikrofonu aldı:
“Ben bazen başarısız olmaktan korkuyorum.”
Zeynep: “Ben annemden ayrı kalınca korkuyorum.”
Sıra Gülce’ye geldi.
Kalbi hızlıydı ama adımları kararlıydı.
Mikrofona yaklaştı.
Derin bir nefes aldı.
“Ben… karanlıktan korkuyorum,” dedi.
“Bazen gece olunca içim daralıyor.
Ama geçen gün çadıra girdim.
Fenerle birlikteydim.
Ve korkum biraz küçüldü.”
Sınıf sessizdi.
Ama bu sessizlik bir onaydı.
Öğretmen Elif tahtaya yazdı:
“Korkuyu söylemek, onu küçültür.
Korkuyorum demek, güçsüzlük değil; cesaretin sesi.”
Gülce gülümsedi.
Korkusu hâlâ vardı.
Ama artık yalnız değildi.
Ve bu onu güçlü yapıyordu.
Duygu defterine şunu yazdı:
“Bugün ‘korkuyorum’ dedim.
Karanlık hâlâ var.
Ama artık fenerim var.
Ve sesim…”
25.11.2025
Mesime Elif Ünalmış

