Bir Dalgınlık Anı 

   Can çok sevimliydi; Melis Hanım Can’ı balkona çıkarınca mahalleli çocuklar Can’ı görmek istiyordu. Yanaklarında beliren gamzeleriyle gülücükler saçıyordu.  Bebek, sevildiğini anlıyordu.

   Bir iki hafta sonra Can emeklemeye başladı. Tutabilene aşk olsun… Can’ın emeklemeye başladığı günlerin birinde Melis Hanım, Can’ı uyutmak için karanlık odasına götürdü. Bir süre sonra Can, gözlerini kapattı, uykuya daldı.  Melis Hanım sessizce odadan çıktı. Markete gitmesi gerekiyordu. Market çok yakın olduğu için giriş kapısının arasına terliğini koyup dışarı çıktı. Gidip gelmesi iki üç dakika sürecekti. Ama işi biraz uzadı.

   Marketten dönünce kapının ardına kadar açık olduğunu gördü. Endişeye kapıldı çünkü eve girerken binanın girişinde tanımadığı bir grup kadın görmüştü. Can’ın odasına koştu. Can’ın beşiğini boş görünce endişesi arttı. Evin her tarafını yüreği ağzında gezdi. Can’ı yeni uyutmuştu, nereye gidebilirdi ki, daha yürüyemiyordu bile.  Aklına Ayten Abla geldi; 

“Ayten Abla, Ayten abla!” diyerek telaşlı bir şekilde seslendi.

Ayten Abla aşağıya bakarak cevap verdi;

“Ne oldu Melis?”

“Abla hemen gelir misin?” dedi.

   Ayten abla merdivenleri koşarak indi. Melis Hanım ona bebeğin kaybolduğunu söyledi. Evi dolaşıp dışarı çıktılar. Dışarıdaki kadınları gördüler. Melis Hanım ve Ayten Hanım birbirlerine bakarak “Acaba çocuğu kaçırmış olabilirler mi?”  diye düşünmekten kendilerini alamadılar. Melis Hanım güçlükle ayakta duruyor, nefes almakta zorlanıyordu. Bir yandan bağırıyor, konu komşudan yardım istiyordu. Can kaybolmuştu.

   Bu sırada kadınlar harekete geçti. Ayten Hanım;

“Melis, mahallede bohçacılar dolaşıyor. Onlar mı kaçırdı acaba?”  dedi.

Bu sözden sonra Melis Hanım bohçacıların peşinden koşup birini kolundan yakaladı;

“Çocuğum kayıp bulamıyorum. Siz mi kaçırdınız?” şeklinde öfke ile kadına söylendi.

Bohçacı Kadın;

“Benim yedi çocuğum var. Ne yapayım senin çocuğunu? Onlara zor bakıyorum, zaten…” dedi.

Melis Hanım, tedirgin ve şüpheli bir tavırla kadını suçlamaya devam etti. Sonra gözü diğer kadınları aradı.

   Bohçacılardan bazıları bir arabaya binmişti. Biri;

“İçin rahat edecekse arabanın içine bakabilirsin” dedi.

Melis Hanım arabanın her tarafına baktı ve boncuk gözlüsü yoktu. Melis Hanım ardından sokaktaki çocuklara döndü;

“Yoksa canı sevmek için siz mi aldınız? Can’ı çok sevdiğinizi biliyorum. Zile basıp Can’ı uyandırmak istiyordunuz.” dedi.

Çocuklardan biri cevap verdi;

“Evet, biz zile basıyorduk; bazen Can’ı uyandırmak istiyorduk. Onu sevmek istiyorduk ama inanın bizim de haberimiz yok.  Can’ı bugün hiç görmedik.” dedi.

   Melis Hanım,  iyice çaresiz kalmıştı, artık yürüyecek hali yoktu; olduğu yere yığılmıştı. Kendine kızıyor, ‘keşke anahtarı yanına alsaydın’ deyip duruyordu.

   Polise haber vermeden önce, Ayten Abla;

“Bir de apartmanı gezmek gerek” dedi.

Kömürlüğe, ara katlara ve çatıya dağıldılar. Aşağıya inen Ayten Hanım, Melis Hanım’a seslendi;

“Melis, Melis! Çabuk ol! Bizim kömürlükten tıkırtılar geliyor. Bir de oraya bakalım!” dedi. 

   Melis Hanım hızla aşağıya indi. Eline bir sopa almıştı. Kömürlüğün küçük, kara kapısını elindeki sopayla ittirdi. Ayten Hanım, arkasında onu takip ediyordu. Etrafta kimse görünmüyordu. Ama tıkırtılar arttı. Yavaşça kömür torbalarının arkasına geçtiler. O anda gördüklerine inanamadılar. Ayten Hanım’la Melis Hanım birbirlerine bakakaldı. Can, öylece karşılarında duruyordu. Kömürleri torbanın içinden çıkartıp ısırmaya çalışmıştı belli ki.  Ağzından kömür karası salyalar akıp duruyordu. Annesini görünce gülümseyerek kollarını kaldırdı.

   Melis Hanım;  boncuk gözlüsüne kavuştuğu için çok mutluydu.  Bir hamleyle Can’ın elindeki kömürleri alıp attı. Eliyle ağzına doluşan kömür tozlarını temizlemeye koyuldu.  Apar topar aşağıya inmişlerdi. Ayten Hanım, merak içinde bekleyen komşulara durumu izah etti. Ayten Abla sonra da Melis’e dönerek sordu:

“Kız Melis, bu çocuk buraya nasıl indi?”

   Can’ı birinci kata bıraktılar. Melis, zemin katta bekleyerek Can’ı çağırdı. Can emekleyerek merdivenleri birer birer inip annesinin yanına gitmeye çalıştı. Can’ın emekleyerek kömürlüğe kadar inmesi bir mucize gibiydi. Düşmemesi büyük bir şanstı.

   Melis Hanım, Can’a kavuştuğu için şükretti. Kendine bir daha onu yalnız bırakmama sözü verdi. Ayrıca dışarıdaki kadınları boş yere suçladığı için de suçluluk hissetti. Melis Hanım, oğlunu yıkayıp kucağına aldı. Melek kadar güzel bebek hemen uykuya daldı.

 24.04.2023 Mesime ÜNALMIŞ


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Hikâyeme dokunan düşüncelerini paylaş. Senin sesin burada değerli. Yorumun, bu yolculuğun bir parçası. Sessiz kalma, iz bırak.p Yazın