
Can, altıncı sınıfa geçtiğinde Melis Hanım oğlunu evde yalnız bırakabildiği için çalışmaya başladı. Zaten Melis Hanım’ın annesinin evi de uzakta değildi. O da torununu yalnız bırakmamaya çalışıyordu.
Günlerden bir gün Can, annesine köpek istediğini söyledi. Annesi Can’a dönerek;
“Keşke bu istediğini yapabilseydim canım oğlum fakat biz bu evde kiracıyız. Ev sahiplerimiz bundan pek hoşnut olmaz.” dedi ve ekledi;
“Ev sahibimiz çok titiz biri, evde hayvan istemediğini bize eve girerken söylemişti. Biz de bu şartı kabul edip eve yerleştik.” dedi.
Bunun üzerine Can’ın yüz ifadesi değişti. Boncuk gözleri yere bakıyordu. Dudakları ağlarcasına büzüldü. Melis Hanım Can’ın üzüldüğünü görünce elleriyle Can’ın çenesini kaldırdı, Can’ın gözlerine bakmak istiyordu.
“Hemen öyle asma suratını.” dedi.
Bu söz üzerine Can, annesine umutla baktı. Melis Hanım; “Benim başka bir fikrim var.” dedi.
Can’ın gözleri ışıldamaya başladı. Merakla dinliyordu annesini. Melis Hanım;
“Belki köpek alamayız ama bir tavşan alabiliriz. Ev sahibinin tavşana karşı çıkacağını hiç zannetmiyorum.” dedi.
Can, bu sözleri duyunca hoplayıp zıplamaya başladı.
“Evet anneciğim! Tavşan! Tavşan! Çok istiyorum, ne olur hemen alalım!” diye sevinçle bağırmaya başladı.
Melis Hanım;
“Dur bakalım oğlum, önce babanla konuşalım, o da onaylarsa gider alırsınız.” dedi.
Can sabırsızlıkla babasının işten dönmesini bekledi. Kapıda ses duyunca kapıya doğru koştu. Babasına;
“Hoş geldin babacığım,” dedi.
Babası, Can’ın heyecanını yüzünden okuyabiliyordu.
“Ne o oğlum, ne bu heyecan?” diye merakla sordu.
Can hemen durumu babasına anlattı. Ahmet Bey, oğlunu kırmak istemedi.
“Tamam, pazar günü beraber gider, alırız.” dedi.
Can;
“Yaşasın! Canım babam, canım annem!” diyerek etrafında dört dönmeye başladı.
Pazar günü kahvaltıdan sonra petşhopa gideceklerdi. Melis Hanım erkenden kalkmış, kahvaltıyı hazırlamıştı. Can’ın odasına giderek kahvaltının hazır olduğunu söyledi. Can hemen gözlerini ovuşturarak uyandı. Elini yüzünü yıkadı, kahvaltıya oturdu. Can bir güzel karnını doyurdu. Babası Can’a;
“Heyecanlı mısın?” diye sordu.
Can;
“Evet babacığım, hem de çok heyecanlıyım.” dedi.
Ahmet Bey Can’a dönerek;
“O halde hazırlan, çıkalım.” dedi.
Baba oğul otobüs durağına kadar güle oynaya yürüdüler. Aradan beş dakika geçmeden otobüs geldi. Can, babasının elini sıkıca tutuyordu. Birkaç durak sonra otobüsten inerek petşhopa doğru yürüdüler. İçeride onları Hüseyin Bey karşıladı. Ahmet Bey, eski arkadaşı Hüseyin Bey’e hal hatır sorduktan sonra;
“Can’a tavşan almaya geldik Hüseyin amcası” dedi.
Hüseyin Bey, Can’a tavşanları gösterdi. Can köşesine çekilmiş, büzülmüş, öylece duran bir tavşan gördü. Bembeyaz ve uzun tüyleri olan bu tavşanı almaya karar verdi. Babası, Hüseyin Bey’in elini sıkarak;
“Can kararını vermiş, o halde bunu alıyoruz” dedi.
Tavşanı alıp, vedalaşarak oradan ayrıldılar. Can çok mutlu görünüyordu, gözleri ışıl ışıldı.
Melis Hanım, Can’ın ve Ahmet Bey’in sesini duyunca kapıyı açtı. Can’a dönerek;
“Canım oğlum, sonunda tavşanına kavuştun” diyerek gülümsedi.
Can;
“Anne bak. Tavşanım çok sevimli değil mi?’ dedi.
Melis Hanım da mutlulukla cevapladı;
“Evet, çok sevimli. Ancak bu kafes çok küçük, istersen ona güzel bir kulübe yapabiliriz.” dedi.
“Çok isterim anneciğim, güzel bir kulübe yapalım.” Diye cevap verdi Can.
“O halde markete gidip güzel bir karton kutu al gel bakalım.” Dedi Melis Hanım.
Can, annesi sözünü bitirir bitirmez markete koştu. Beş dakika sonra orta büyüklükte bir kartonla geri döndü. Becerikli bir kadın olan Melis Hanım, güzel bir tavşan kulübesi yaptı. Artık sevimli tavşan daha rahat hareket edebilirdi. Can, annesine yardım ettikçe mutlu oluyordu. Sonunda sevimli tavşan kulübesine girdi. Melis Hanım Can’a dönerek;
“Şimdi sırada ona güzel bir isim bulmak var” diyerek mutfağa gitti.
Can’ın aklından Boncuk, Yulaf, Yumoş ve buna benzer birçok isim geçti ama bir türlü karar veremedi. Annesinin yanına gitti. İsim konusunda annesinden yardım istedi. Annesi;
“Tofi olsun mu?” diye sordu.
Bu isim Can’ın çok hoşuna gitti.
“Evet anneciğim, adı Tofi olsun.” dedi.
Can, Tofi’yi kucağına alıp;
“Artık senin adın Tofi,” diyerek tavşanını sevdi.
Sevimli tavşanın hoşuna gitmiş olacak ki o da teşekkür edercesine Can’a baktı. Bir süre Tofi’yle oynadıktan sonra onun ne yiyebileceğini araştırdı. Tofi şunları yiyebilirdi; fesleğen, lahana, brokoli yaprakları, havuç… Bu yiyecekleri yıkayıp Tofi’ye öyle vermeliydi. Can’ın hayvanları sevmesi, Melis Hanım’ı mutlu ediyordu. Can vaktinin çoğunu Tofi’yle geçiriyordu.
Aradan bir hafta geçti. Melis Hanım Tofi’nin kulübesinin çok kirlendiğini fark etti. Can’a seslenerek temizlerken yardım etmesini istedi. Can, yardım etmek üzere annesinin yanına gitti. Melis Hanım, masanın üzerinde bulunan gazete kâğıtlarını istedi. Can hemen annesine gazeteleri verdi. Tofi’nin altında bulunan bez iyice kirlenmişti. Bu bezler yerine gazete kâğıdı koymanın daha pratik olacağını düşündü. Bezi çöpe attı. Bezin yerine gazeteleri yerleştirdi. Tofi’nin keyfi yerinde görünüyordu. Bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Tofi’nin hem karnı doymuş hem de altı temizlenmişti. Can, biraz oynadıktan sonra mutfağa gidip yemeğini yedi. Daha sonra odasına gitti. Tofi’yle biraz daha oynadıktan sonra uyudu.
Sabah Melis Hanım her zaman ki gibi erken kalktı. Kahvaltıyı hazırlayıp Can’ı uyandırmak için odasına gitti. Can okula, Melis Hanım işe gidecekti. Can, gözlerini ovuşturarak elini yıkamak için banyoya gittikten sonra kahvaltısını yaptı. Daha sonra hazırlanmak için odasına gitti. Çantasını hazırlarken bir yandan Tofi’yi uyandırmaya çalışıyordu.
“Günaydın Tofi, ben okula gidiyorum, haydi bakalım sen de kalk” dedi.
Tofi hiç kıpırdamıyordu. Can, Tofi’ye dokundu. Tofi kaskatı kesilmişti. Yumuşacık tüylerinin sertleştiğini anlayınca korkarak annesini çağırdı. Melis Hanım, Can’ın odasına gitti. Annesine dönerek üzgün bir ifadeyle;
“Tofi hiç hareket etmiyor anne” dedi.
Melis Hanım Tofi’ye dokundu. Can’a sarılarak;
“Tofi artık aramızda değil” dedi.
Can, gözyaşlarına boğuldu. Can, ilk defa bir sevdiğiyle vedalaşacaktı. Melis Hanım, Tofi’nin neden öldüğünü düşünüyordu. Ancak Can’ın üzüldüğünü ve çok etkilendiğini fark edince, onu mutfağa götürdü.
Can, o gün okula gitmek istemediğini söyledi. Melis Hanım da onu yalnız bırakmak istemediği için işyerinden izin aldı. Can’ı teyzesine götürmeye karar verdi. Kuzeni Serkan’la oyun oynamasını istedi. Can çok üzgündü. Serkan, kuzenine moral vermek için elinden geleni yapıyordu.
Melis Hanım, kardeşine Tofi’nin başına gelenleri anlattı. Kardeşi;
“Abla bunun mutlaka bir nedeni var. Durup dururken neden ölsün?” dedi.
Melis Hanım;
“Tavşanın altını temizledik; gayet sağlıklı görünüyordu. Ertesi gün o halde gördük.” dedi.
Kardeşi;
“Peki farklı bir şey yaptınız mı?” diye sordu.
“Evet! Gazete serdik altına, temizliği kolay olsun diye düşündüm.” Diye cevap verdi.
“Abla, tabi ya! Gazete yemiş olmalı.” dedi.
“Sanırım haklısın, gazeteler parçalara ayrılmıştı.”
“Gazete kurşun içeriyor, bu da ona zarar vermiş.” dedi.
Melis Hanım daha çok üzüldü. Tofi’nin başına gelenlerden dolayı kendini suçladı. Ablasının daha çok üzüldüğünü; gören Gül, onu neşelendirmek istediği için şöyle bir espri yaptı;
“Belki okuduğu olaylardan etkilenmiştir” diyerek onu neşelendirmek istedi.
Can ise oyuna dalmış olanları unutmaya çalışıyordu. Can kuzenini çok sevdiğini düşündü ama Tofi’yi üzleyecekti.
05.05.2023 Mesime (Elif) ÜNALMIŞ
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.