
SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 13: Sessiz Sandalye
Bir sabah Elif Öğretmen sınıfa fazladan bir sandalye getirdi. Ne bir masa eşlik ediyordu ona, ne bir isim etiketi. Sınıfın ortasına, biraz da boşluğa yerleştirdi. “Bu, Sessiz Sandalye,” dedi. “Bugün kimse oturmayacak. Ama herkes onun neden orada olduğunu düşünecek.”
Çocuklar sandalyeye baktı. Boştu. Ama boşluğu sessiz değildi. Rüzgar fısıldadı: “Sanki biri eksik.” Mina: “Belki biri gelmek istedi ama cesaret edemedi.” Zeynep başını eğdi. “Belki biri hiç çağrılmadı.” Bu cümleler, sandalyenin etrafında görünmeyen bir halka oluşturdu. Çünkü bazen bir boşluk, bir çocuktan daha çok şey anlatırdı.
Elif Öğretmen tahtaya şu cümleyi yazdı:
“Bu sandalye, adı söylenmeyen duygular için.”
Sonra sordu: “Sizce kim oturmalı?” Ali: “Kendini yalnız hisseden biri.” Mina: “Görünmeyen biri.” Rüzgar: “Adı unutulan biri.” Zeynep fısıldadı: “Ben.”
O gün sınıf yeni bir ritüel başlattı: “Sessiz Sandalye Saati.” Her gün bir çocuk, o sandalyeye oturacak ama konuşmayacaktı. Diğerleri onun varlığını fark edecek, ama soru sormayacak, yorum yapmayacaktı. Sadece yanında duracak, sessizliğini paylaşacaktı. Çünkü bazen görünürlük, konuşmak değil, fark edilmekti.
İlk gün Zeynep oturdu. Gözleri yere bakıyordu. Kimse konuşmadı. Ama Mina yanına bir mendil bıraktı. Rüzgar defterinden bir kalp koparıp masasına koydu. Ali, sandalyesini biraz yaklaştırdı. O gün Zeynep hiç konuşmadı. Ama çıkarken şöyle fısıldadı: “Duyuldum.”
Elif Öğretmen defterine şunu yazdı:
“Bir çocuk konuşmadı. Ama herkes onu duydu. Sessizlik, bazen en yüksek sestir.”
Ve o gün, görünmeyen bir boşluk, görünür bir alana dönüştü.
Sessiz Sandalye sınıfın ortasında durmaya devam etti. Her gün bir çocuk oturuyor, diğerleri onun sessizliğini fark ediyordu. Bu sessizlik, zamanla bir dile dönüştü. Çünkü artık herkes biliyordu: bazen bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey, konuşmak değil, görülmekti.
Bir gün Mina oturdu sandalyeye. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu. Rüzgar, onun yanına bir kitap bıraktı. “İstersen birlikte okuruz,” dedi. Ali, sessizce bir resim çizdi, altına “Seninle paylaşmak istedim” yazdı. Zeynep, küçük bir not bıraktı: “Bugün seninle sessiz kalmak istiyorum.” O gün Mina hiç konuşmadı. Ama çıkarken şöyle dedi: “İlk kez sessizliğim bu kadar kalabalıktı.”
Elif Öğretmen, bu dönüşümü izlerken defterine şunu yazdı:
“Bir çocuk sessiz kaldı. Ama sınıf konuştu. Sessizlik, birlikte taşındığında görünür olur.”
O hafta sınıf yeni bir pano hazırladı: “Sessiz Notlar.” Her çocuk, Sessiz Sandalye’ye oturan arkadaşına bir cümle yazacaktı. Ama bu cümleler yüksek sesle okunmayacak, sadece panoya asılacaktı. Zeynep Mina için: “Senin sessizliğin bana cesaret verdi.” Rüzgar Can için: “Sen konuşmadın ama ben seni duydum.” Ali Zeynep için: “Sen sustuğunda bile sınıfın rengi değişti.”
Bu notlar, sınıfın görünmeyen duygularını görünür kıldı. Çünkü artık herkes biliyordu: sessizlik, bir eksiklik değil, bir çağrıydı. Ve bu çağrı, duyulmak için bağırmak zorunda değildi.
Bir gün Elif Öğretmen tahtaya şu cümleyi yazdı:
“Konuşmayan bir çocuk, sessizliğinde bir dünya taşır. O dünyaya sessizce girilir.”
Ve o gün, görünmeyen sessizlikler, görünür bir bağa dönüştü.
Sessiz Sandalye artık sınıfın ortasında değil, kalbindeydi. Her çocuk oraya oturmuştu. Her biri sessizliğini bırakmış, ama yalnız kalmamıştı. Çünkü artık herkes biliyordu: sessizlik, bir çocuğun görünür olma biçimiydi.
Bir gün Can oturdu sandalyeye. Başını kaldırmadan oturduğu yere yerleşti. Kimse konuşmadı. Ama Zeynep, onun önüne küçük bir not bıraktı: “Bugün seninle aynı sessizlikteyim.” Rüzgar, defterinden bir sayfa kopardı, üzerine sadece bir nokta koydu. “Bu, senin varlığın,” dedi. “Küçük ama eksik değil.” Mina, Can’ın yanına oturdu. Hiçbir şey söylemeden, sadece birlikte durdu.
O gün Can, teneffüste Elif Öğretmen’in yanına geldi. “Ben konuşmadım ama içim açıldı,” dedi. “Çünkü biri sessizliğimi paylaştı.” Bu cümle, Elif Öğretmen’in defterine şu notu düşmesine neden oldu:
“Bir çocuk, sessizliğini paylaşabildiğinde, artık yalnız değildir.”
O hafta sınıf yeni bir kutu hazırladı: “Sessizliğe Mektuplar.” Her çocuk, Sessiz Sandalye’ye oturan bir arkadaşına yazdığı ama söyleyemediği bir cümleyi içine bırakacaktı. Bu mektuplar açılmayacaktı. Ama bilinirdi ki, oradaydılar. Ve bazen bir çocuğun bilmesi yeterdi: Sessizliğine birileri dokunmuştu.
Zeynep, kutuya şu notu bıraktı:
“Bugün konuşmadım. Ama biri gözümün içine baktı. Ve ben, ilk kez orada kaldım.”
Bu cümle, sınıfın panosuna asıldı. Altına Elif Öğretmen küçük harflerle şunu yazdı:
“Bir çocuğun gözünde kalmak, onun sessizliğinde görünür olmaktır.”
Ve o gün, görünmeyen bir bakış, görünür bir bağa dönüştü.
02.01.2026
Mesime Elif Ünalmış
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.