
DUYGUSAL BOŞLUK
Nehir, Eylül gibi cıvıl cıvıl bir çocuktu. Eylül ile vakit geçirmekten büyük keyif alıyordu. Nehir’in anne ve babası iş gereği İstanbul’a gitmek zorunda kalmışlardı. Bu seyahat kısa süreli olsa da, Nehir’i yanlarına alamamışlardı. İki haftalık ayrılık, Nehir için derin bir boşluk anlamına geliyordu. Zaten oldukça duygusal bir çocuk olan Nehir, yalnızlığını Eylül ile oynayarak gidermeye çalışıyordu.
Eda Hanım, Nehir’e annesinin yokluğunu hissettirmemek için elinden geleni yapıyordu. Yaptığı yemeklerden mutlaka Nehir’e de ayırıyor, ona özel bir özen gösteriyordu. Nehir, Eda Hanım’ın yemeklerini annesinin yemeklerine benzetiyor, ayırt etmeden afiyetle yiyordu. O gün sokakta oynamak için babaannesinden izin almıştı.
Eda Hanım ise balkonda çay keyfi yapmak üzere kendine tavşan kanı bir çay demlemişti. Lezzetli görünen çayından bir yudum aldı, her yudumda biraz daha huzur buluyordu. İkinci bardağının dördüncü yudumunu alırken, yan binadan gelen çığlıkları duydu. Bu ses ona yabancı gelmemişti; çünkü Nehir’in babaannesi o binada oturuyordu.
Bardağını masaya bıraktı, yerinden fırlayarak sesin geldiği binaya doğru yöneldi. Endişeyle içeri girdi. Çığlıklar gerçekten de Nehir’in babaannesine aitti. Kadıncağız alabildiğine bağırıyor, elleriyle dizlerine vurarak ağıt yakıyordu. Gerçeği kabullenmek istemezcesine, çığlıkları duyup gelen komşularına şaşkın gözlerle bakıyor, isyan ediyordu. Komşular neden ağladığını sorduklarında, titreyen dudaklarıyla konuşmaya çalıştı.
Nehir’in anne ve babası, İstanbul’dan İzmir’e gelmekteyken geçirdikleri trafik kazasında feci şekilde yaralanarak hayatlarını kaybetmişlerdi. Komşular donup kalmıştı. Babaanne için bu iki kayıp tarifsiz bir acıydı. Peki ya Nehir’e bunu nasıl anlatacaktı?
Nehir ve Eylül, gelen çığlıklara kayıtsız kalmamış, hemen Eda Hanım’ın arkasında belirmişlerdi. Nehir, babaannesinin çığlıklarını anlamaya çalışıyordu. Bir süre öylece bakakaldı. Ortamın ağırlığı gerçeği yüzüne çarpmış gibi oldu ve birden çığlık çığlığa ağlamaya başladı.
“Anneeeee!” diye bağırdı önce.
Ardından, “Babacığım, beni neden bıraktınız?” diyerek gözyaşlarına boğuldu.
Nehir’in çığlıklarına komşular da dayanamamış, gözyaşlarıyla ona eşlik etmişlerdi. Nehir’i sakinleştirmeye çalışsalar da bu hiç kolay olmamıştı. Eylül de gözyaşlarına hâkim olamamıştı. Nehir, babaannesine sarılmıştı. Eylül, onu ikna ederek evine götürdü; çünkü onun acı çekmesine dayanamıyordu. Nehir ise bu acıyı iliklerine kadar hissediyordu. Bu yükün altından nasıl kalkacağını düşünüyordu.
Bir süre sessizce oturduktan sonra biraz olsun sakinleşti. Yorgun bedeni bu acıya daha fazla dayanamadı. Uzandığı kanepede sessizce uyuyakaldı.
Eylül, bir anda kendini arkadaşının yerine koydu. Gözlerini kapatıp annesinin öldüğünü hayal etti. Babasını küçük yaşlarda yitirmiş olan Eylül, böyle bir şoku kaldıramayacağını düşünerek irkildi. Nehir’in ne kadar büyük bir acı çektiğini hayal edince içi burkuldu. Sessizce yanına oturdu, üzerini yavaşça örttü ve bir süre onu izledi.
Arkadaşının yaşadığı duygusal boşluğu derinden hissedebiliyordu. Sonra kapıyı olabildiğince sessizce kapatarak odadan çıktı. Aradan iki üç hafta geçmişti. Nehir iyice içine kapanmış, kimseyle görüşmek istemiyordu. Buna en yakın arkadaşı Eylül de dahildi.
Eylül, Nehir’in acısına daha fazla dayanamamıştı. Onun için bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. Aklına Aksakallı Bilge Dede geldi. Onu görmeliydi. O gün erkenden uyumak istediğini söyleyerek yatağına gitti. Annesi, Eylül’ün canının sıkkın olduğunu tahmin edebiliyordu. Bu yüzden “İyi geceler prensesim” diyerek kapıyı kapattı.
Eylül gözlerini kapattı. Tek düşündüğü şey, kafasındaki soruları Aksakallı Bilge Dede’ye sormaktı. Bir süre sonra uyuyabildi. Gökyüzünün maviliklerine dalmıştı. Aynı merdivenleri çıkarak kapı düzeneğine baktı. Bu defa merdivenleri koşarak çıkmıştı. Adımını attığında derin bir nefes aldı. Birbirinden güzel çiçeklerin kokusunu içine çekti. Bu güzel ülkenin varlığını kendi dünyasında da yaşamak istiyordu. Her defasında bu düşünceleri içinden geçiriyordu. Burası ona güzel şeyler hissettiriyordu.
Bu kez Eylül, Aksakallı Bilge Dede’yle karşılaştı.
Elbette Mesime, işte metnin edebi kurallara uygun olarak düzenlenmiş ve sonuna anlamlı bir sözle tamamlanmış hali:
Aksakallı Bilge Dede, “Hoş geldin güzel kızım,” diyerek Eylül’e sarıldı.
Eylül, buruk bir sesle “Hoş bulduk,” diye cevap verdi.
“Anlat bakalım, neden üzgün görünüyorsun?” diye sordu Bilge Dede.
Eylül, gözleri dolu dolu Nehir’den bahsetmeye başladı. Arkadaşının başına gelenleri bir bir anlattı. Ardından, onun için ne yapabileceğini sordu.
Aksakallı Bilge Dede, Eylül’ü dikkatle dinliyordu.
“Arkadaşımın mutlu olmasını istiyorum. Onun için bir şeyler yapmak istiyorum. Ama sihirli küre sadece kötülük yapanlar için çalışıyor. Oysa Nehir sadece acı çekiyor,” dedi Eylül.
Bilge Dede önce gülümsedi, sonra cebinden bir karışım çıkardı. Bu karışımı Eylül’ün avuçlarına sıkıştırdı.
“Bu karışımı sihirli kürenin üzerine serpiştir. Ama önce üç defa:
‘Acı çeken şifa bulsun, acı çeken şifa bulsun, acı çeken şifa bulsun’ diyerek küreye dokun. Kürenin enerjisi sana geçecek. Sonra şifalı ellerinle dokunarak acılarını unutturabilirsin.”
Eylül, Bilge Dede’yi dikkatlice dinledikten sonra dünyasına dönmek için müsaade istedi. Günlerdir Nehir’e hem çok üzülüyor hem de onun için endişeleniyordu. Yorgun bir şekilde yataktan uyandı, vücudunun her yerinin tutulduğunu hissetti. Ardından Bilge Dede’nin verdiği karışımı sihirli kürenin üzerine döktü ve sihirli sözleri söyledi.
Tam o sırada Ela Hanım odasının kapısını çaldı.
Eylül irkilerek kapıya doğru baktı.
“Kiminle konuşuyorsun?” diye sordu Ela Hanım.
“Hiç… kendi kendime konuşuyordum,” dedi Eylül.
Ela Hanım, son zamanlarda Eylül’de bazı değişimler seziyordu ama bunu açıklayacak bir şey bulamamıştı. Kahvaltının hazır olduğunu söyleyerek mutfağa çağırdı. Eylül kahvaltısını yaptıktan sonra annesinden Nehir’in yanına gitmek için izin istedi. Ela Hanım izin verdi.
Eylül koşarak Nehir’in evine gitti. Kapıyı babaannesi açtı. Nehir odasında öylece oturuyordu. Gözlerinde derin bir hüzün vardı.
“Merhaba Nehir, seni görmeye geldim. İçeri girebilir miyim?” diye sordu.
Nehir, kimseyle görüşmek istemiyordu. Biraz duraksadıktan sonra Eylül’ü içeri buyur etti.
Eylül, Nehir’in yatağının kenarına usulca oturdu.
“Seninle eskisi gibi oynamak istiyorum. Seni çok seviyorum,” dedi.
Nehir, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” diyerek cevap verdi.
Eylül, “Böyle kalamazsın,” diyerek Nehir’in ellerini avuçlarının içine aldı.
“Seni anlıyorum ama kendini düşünmelisin. Sonsuza dek böyle kalamazsın,” dedi. Ellerini sıkıca tuttu ve enerjisini ona aktardı.
Nehir birden yatağından doğruldu, her şeyden kurtulmak ister gibi ayağa kalktı. Yüzüne bir aydınlanma geldi. Haftalar sonra gülümseyerek,
“İyi ki geldin. Kendimi iyi hissediyorum. İstersen dışarı çıkıp oynayalım,” dedi.
Eylül amacına ulaştığı için çok mutluydu. Sonra babaannesinin yanına giderek, şifalı elleriyle ona da dokundu. Nehir’le dışarıda oynamak için izin istedi. Babaanne biraz şaşırmıştı; bu değişimi Eylül’e borçluydu.
“Elbette çıkabilirsiniz kızım,” dedi.
Kendini daha iyi hisseden babaanne, Eylül’ün arkasından bakakaldı.
“Maşallah, ne güzel bir enerjisi var bu kızın. Bana bile iyi geldi,” diyerek mırıldandı. Ardından ekledi:
“Hayat devam ediyor. Artık eski haline kavuşması gerektiğini, torunum için gayret göstermeliyim.” diye düşündü.
“Her çocuk mutlu olmayı hak ediyor. Bazen derin acılara maruz kalsak da elimizden bir şey gelmiyor. Kayıplara engel olamayız,” diyerek düşüncelere daldı. Onun içini de bir huzur kaplamıştı. Eylül, “Babaanne mutlu olursa Nehir de mutlu olur,” diye düşünüyordu.
Günler, geceler geçti. Nehir artık günden güne toparlanıyordu. Acı dolu günleri geride bırakmış, hayata umutla bakıyordu. Eylül de Nehir’in acılarını geride bırakmasına yardımcı olduğu için mutlu oluyordu. Nehir’le daha çok vakit geçiriyor, huzurla oyun oynamanın keyfini çıkarıyordu.
“Acının içinden geçen çocuklar, bir gün başkalarının yaralarına ışık olur.”
Küçük Bir Anket
- Bu hikâyede seni en çok etkileyen karakter kim oldu?
– Eylül
– Nehir
– Babaanne
– Aksakallı Bilge Dede
- Sence Eylül’ün yaptığı hangi davranış en çok umut vericiydi?
– Nehir’in acısını paylaşması
– Sihirli küreyle şifa araması
– Babaanneye de dokunması
– Oyun oynamaya davet etmesi
24.08.2025
Mesime Elif Ünalmış
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.