Site icon Mesime ÜNALMIŞ

Bahar’ın Defteri

Reklamlar
  1. Bölüm: Kırık Harfler, Kırık Kalpler

Bahar’ın Defteri

  1. Bölüm: Kırık Harfler, Kırık Kalpler

Bazı sabahlar, çaydanlığın sesi bile yas tutar.
O sabah da öyleydi.
Öğretmen, okulun bahçesine adım attığında, ayakkabısının altındaki taşlar bile sessizdi. Bahar yoktu. Ve Bahar yoksa, o gün eksikti.

Bahar, sınıfa ilk geldiğinde gözleriyle konuşmuştu. Sessizdi ama suskun değildi. Öğretmen bunu hemen anlamıştı. Çünkü kendi kızı da öyleydi. Disleksiyle büyüyen, harfleri ters gören ama duyguları en doğru yerden hisseden bir çocuktu.
Adı Elif’ti.
Ve Elif artık yoktu.

Bir düğün. Bir silah. Bir kör kurşun.
Bir kültür denilen cehalet.
“Bizde böyle,” demişti biri.
Öğretmen o gün, sadece kızını değil, kelimelere olan güvenini de kaybetmişti.

Ama sonra Bahar geldi.
Bahar, Elif’in eksik kalan cümlesiydi.
O yüzden Bahar okula gelmediğinde, öğretmen sadece yoklama defterine değil, kalbinin en derin yerine bir eksi koyuyordu.

Bahar’ın defteri henüz açılmamıştı. Ama öğretmen, onun cümlelerini gözlerinden okuyordu.
Disleksi, sadece harfleri değil, hayatı da karıştırıyordu.
Bahar “d” ile “b”yi ayıramıyordu. Ama “ağrı” ile “aşk”ı çok iyi biliyordu.
Öğretmen onun yazılarını okurken, Elif’in defterinden kalan boşlukları dolduruyordu.

O gün, öğretmen sınıfa döndü.
Tahtaya bir kelime yazdı: “Sorumluluk.”
Altına küçük harflerle ekledi:
“Kültür, yaşatmak içindir. Öldürmek değil.”

Öğrenciler anlamadı.
Ama Bahar olsaydı, gözleriyle anlar, kalemiyle susardı.

Öğretmen, o gün sınıfa girmedi.
Koridorda durdu, kapının camından içeri baktı. Bahar yoktu.
Sıra boştu.
Ama eksik olan sadece bir sandalye değildi.
Eksik olan, Elif’in sesiydi. Bahar’ın gözleriydi.
Kendi kalbinin yankısıydı.

Bir öğretmen, bazen sadece bilgi aktarmaz.
Bazen bir annenin eksik kalan duasını tamamlar.
Bazen bir çocuğun sessizliğini dinler.
Bazen bir harfin yanlış yazılışında bir çığlık duyar.

Elif, “b” ile “d”yi karıştırırdı.
Ama “ben” ile “biz” arasındaki farkı çok iyi bilirdi.
Bir gün, defterine şöyle yazmıştı:
“Ben yalnızım ama biz olursak iyileşirim.”

O cümle, öğretmenin kalbine kazınmıştı.
Ve şimdi Bahar, o cümlenin devamıydı.

Öğretmen, müdürün odasına gitti.
“Bahar bugün gelmedi,” dedi.
Müdür omuz silkti. “Bir gün gelmez, ne olacak?”
Ama öğretmen sustu.
Çünkü bazı yokluklar, sadece yokluk değildir.
Bazı yokluklar, bir geçmişin yeniden kırılmasıdır.

O gün, öğretmen eve döndüğünde Elif’in defterini açtı.
Sayfalar sararmıştı.
Ama bir sayfa hâlâ tazeydi.
Üzerinde bir çizim vardı:
Bir kız, gökyüzüne bakıyor.
Yanında bir cümle:
“Gökyüzü harfleri karıştırmaz. Orada her şey doğru görünür.”

Öğretmen ağladı.
Sessizce.
Çünkü bazı gözyaşları, sadece yas değildir.
Bazı gözyaşları, bir bağın yeniden kurulmasıdır.
Bahar, üç gün sonra okula döndü.
Saçları dağınıktı, gözleri yorgundu.
Ama yürüyüşü hâlâ sessiz bir şiirdi.
Öğretmen onu görünce, kalbi bir an durdu.
Sanki Elif geri gelmişti.
Ama bu geri dönüş, bir hayalin değil, bir gerçeğin yankısıydı.

Koridorda karşılaştılar.
Öğretmen eğildi, göz hizasına indi.
“Merhaba Bahar,” dedi.
Bahar başını salladı.
Konuşmadı.
Ama gözleri bir şey söyledi:
“Ben geldim ama hâlâ eksik bir şey var.
Sınıfa girdiklerinde, öğretmen tahtaya bir kelime yazdı: “Harf.”
Altına küçük harflerle ekledi:
“Bazı harfler yanlış yazılır. Ama bazı duygular hiç yazılamaz.”

Bahar, defterini açtı.
Sayfalar boştu.
Ama öğretmen biliyordu:
Boşluk, bazen en dolu şeydir.

Dersin sonunda, öğretmen Bahar’ı yanına çağırdı.
“Seninle biraz konuşabilir miyim?” dedi.
Bahar başını salladı.
Oturduklarında, öğretmen cebinden bir defter çıkardı.
Elif’in defteriydi.
Ama artık Bahar’a ait olacaktı.

“Bu defterde eksik cümleler var,” dedi öğretmen.
“Seninle tamamlamak istiyorum.”

Bahar, deftere baktı.
Parmaklarıyla sayfayı okşadı.
Sonra ilk kez konuştu:
“Ben harfleri karıştırıyorum. Ama duyguları çok iyi biliyorum.”

Öğretmen sustu.
Çünkü bazen bir cümle, bir hayatı anlatır.

Öğretmen, o gece uyuyamadı.
Bahar’ın sesi kulaklarında yankılanıyordu:
“Ben harfleri karıştırıyorum. Ama duyguları çok iyi biliyorum.”

Bu cümle, bir teşhis değil, bir çağrıydı.
Bir çocuğun iç dünyasından yükselen, duyulmak isteyen bir ses.
Öğretmen, Elif’in disleksi raporunu hatırladı.
Sayfalar dolusu teknik terim.
Ama hiçbir satır, Elif’in gözyaşlarını anlatmıyordu.

Sabah erkenden bilgisayarını açtı.
Disleksi üzerine bilimsel makaleler okudu.
Fonolojik farkındalık, görsel-işitsel entegrasyon, nöroplastisite…
Hepsi birer kavramdı.
Ama Bahar’ın yaşadığı şey, bir kavramdan fazlasıydı.
O, harflerin arasında kaybolmuş bir hikâyeydi.

Okula gittiğinde, rehber öğretmenle görüştü.
“Bahar’ı gözlemlemek istiyorum,” dedi.
“Onunla birebir çalışmak istiyorum.”

Rehber öğretmen başını salladı.
“Disleksi zor,” dedi.
“Öğrenciler başarısızlıkla özdeşleşiyor. Sistem onları anlamıyor.”

Öğretmen sustu.
Çünkü sistemin anlamadığı her çocuk, bir öğretmenin kalbinde bir yara açıyordu.

O gün, Bahar’la kütüphaneye geçti.
Sessiz bir köşe seçtiler.
Öğretmen, bir kelime kartı çıkardı: “Gökyüzü.”

Bahar baktı.
Harfleri tek tek inceledi.
Sonra fısıldadı:
“Bu kelimeyi seviyorum. Çünkü orada her şey doğru görünüyor.”

Öğretmen gülümsedi.
“Gökyüzü gibi olacağız,” dedi.
“Yanlışları birlikte düzelteceğiz.”

Bahar başını salladı.
Ama gözlerinde bir korku vardı.
Başarısızlık korkusu.
Yetersizlik korkusu.
Yanlış anlaşılma korkusu.

Öğretmen onun elini tuttu.
“Seninle bir defter tutacağız,” dedi.
“Bu defterde sadece doğru harfler değil, doğru duygular da olacak.”

Bahar’ın defteri o gün başladı.
İlk sayfaya bir kelime yazdı: “Ben.”
Harfler biraz eğriydi.
Ama anlamı dümdüzdü.
“Ben, eksik değilim. Sadece farklı
14.09.2025
Mesime Elif Ünalmış

Exit mobile version