KAFAMIN İÇİNDEKİ KRALLIK Bölüm 2 – Duyguların İsyanı: Amigdala Kontrolden Çıkarsa Ne Olur?

KAFAMIN İÇİNDEKİ KRALLIK
Bölüm 2 – Duyguların İsyanı: Amigdala Kontrolden Çıkarsa Ne Olur?

Çiğdem 10 yaşında, duyguları çok yoğun yaşayan, bazen bir şarkıyla ağlayıp bazen bir karikatüre kahkaha atan bir çocuktu. O gün okulda bir olay olmuştu. Arkadaşı Zeynep, teneffüste onunla oynamak istememişti. Küçük bir şeydi belki ama Çiğdem’in iç dünyasında… bir fırtına kopuyordu.

Kafasının içindeki krallıkta olağanüstü hâl ilan edilmişti. Duygu Abla, yani Amigdala, kürsüye çıkmış, gözyaşlarıyla konuşuyordu:

“Bu bir ihanet! Bu bir terk ediliş! Bu bir… duygusal felaket!”

Fikri Bey (Prefrontal Korteks), plan defterini açtı:
“Durum analiz edilmeli. Belki Zeynep sadece yorgundu. Mantıklı düşünmeliyiz.”

Duygu Abla gözyaşlarını silip bağırdı:
“Hayır! Bu kalp kırıklığı! Bu göz ardı edilme! Bu… bu… bir dram!”

Mini Müdür (Hipotalamus), hormon raporunu sundu:
“Kortizol seviyesi yükseliyor. Stres tepkisi devreye girdi. Gözyaşı üretimi başladı.”

Denge Bey (Beyincik), yoga pozisyonunda konuştu:
“Duygularla denge sağlanmalı. Yoksa motor beceriler etkilenir. Çiğdem yürürken bile sendeleyebilir.”

Hafize Nine (Hipokampus), geçmişe döndü:
“2019’da da bir arkadaşına küsmüştü. O zaman üç gün boyunca sessiz kalmıştı. Bu benzer bir durum.”

Kontrolcü Komutan (Bazal Ganglionlar), alarm verdi:
“Rutin bozuluyor! Duygusal patlama alışkanlık dışı! Acil müdahale gerek!”

Hayalperest Talamus, gözleri yıldızlarla dolu, fısıldadı:
“Belki Çiğdem şimdi bir şiir yazar… gözyaşlarıyla… duygularla… yıldızlarla.

Çiğdem odasında oturuyordu. Annesi “Neyin var?” diye sorduğunda, Çiğdem sadece “Bilmiyorum…” dedi. Ama kafasının içinde Duygu Abla sahneyi ele geçirmişti.

“Bugün ağlayacağım! Hem de sebepsizce! Çünkü bazen duyguların sebebi olmaz!”

Fikri Bey: “Mantıksız!”
Duygu Abla: “Tam da bu yüzden ağlıyorum!”
Mini Müdür: “Gözyaşı üretimi artıyor. Kalp atışı hızlandı.”
Denge Bey: “Dik otur! Ağlarken bile denge önemli!”
Hafize Nine: “Bu ağlama bana 2015’i hatırlattı. O zaman da böyleydi.”
Kontrolcü Komutan: “Bu ağlama rutine alınmalı mı?”
Talamus: “Gözyaşları… ışıkta parlıyor… çok şiir.

Çiğdem aynaya baktı. Gözleri doluydu. Ama birden gülümsedi.
“Ben ağlıyorum çünkü içimde bir şeyler değişiyor. Bu kötü değil. Bu… insan olmak.”

Duygu Abla durdu.
“Ne dedin sen?”

Fikri Bey gözlüğünü indirdi.
“Duygular… mantığın bir parçası olabilir mi?”

Mini Müdür: “Hormon dengesi normale dönüyor.”
Denge Bey: “Duygularla denge sağlanabilir.”
Hafize Nine: “Bu an… unutulmaz olacak.”
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin: duygulara izin ver.”
Talamus: “Bu sahne… bir tablo gibi…”
Çiğdem, duygularıyla baş etmeye çalışırken kafasının içindeki karakterler bir çözüm arayışına girmişti. Duygu Abla hâlâ sahnede, gözyaşlarıyla konuşuyordu:

“Ben sadece ağlamak istemiyorum! Anlaşılmak istiyorum! Hissettiğim şeyin bir adı olsun istiyorum!”

Fikri Bey, plan defterini kapattı.
“Belki de bu kez plan yapmadan dinlemeliyiz.”

Mini Müdür, hormon seviyelerini izliyordu.
“Duygusal denge sağlanıyor. Serotonin yükseliyor. Bu iyiye işaret.”

Denge Bey, meditasyon önerdi.
“Duygularla birlikte nefes almalı. Denge, duygularla kurulur.”

Hafize Nine, geçmişten bir anı sundu:
“Çiğdem 6 yaşındayken bir resim yarışmasında kaybetmişti. Ağlamıştı ama sonra en güzel resmi çizmişti. Duygular bazen ilham verir.”

Kontrolcü Komutan, yeni bir rutin önerdi:
“Her gün duygularını yazmalı. Bu alışkanlık haline gelirse, içsel düzen sağlanır.”

Hayalperest Talamus, gözleri parladı:
“Belki bir duygu günlüğü… belki bir hikâye… belki bir tiyatro oyunu…”

Çiğdem, defterini açtı. Sayfanın başına yazdı:
“Bugün Zeynep’le konuşmadık. Üzüldüm. Ama belki o da üzgündür.”

Sonra bir karikatür çizdi:
Zeynep ve kendisi, bir uzay gemisinde, duygularını balonlarla konuşuyorlar.

Kafasının içindeki karakterler alkışladı.

Fikri Bey: “Empati kuruldu. Mantıklı ve duygusal bir denge.”
Duygu Abla: “Ve ben… anlaşıldım!”
Mini Müdür: “Hormonlar dans ediyor!”
Denge Bey: “Duygularla hareket uyumlu.”
Hafize Nine: “Bu anı… saklıyorum.”
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin onaylandı.”
Talamus: “Bu tablo… bir sanat eseri!”

Ertesi gün Çiğdem, Zeynep’e yaklaştı.
“Dün biraz üzgündüm. Seninle konuşmak isterdim.”

Zeynep gülümsedi:
“Ben de seni aradım ama cesaret edemedim.”

Kafasının içindeki karakterler birbirine baktı.

Fikri Bey: “İletişim kuruldu.”
Duygu Abla: “Ve duygular paylaşıldı.”
Mini Müdür: “Stres seviyesi düştü.”
Denge Bey: “Kalp ritmi sabit.”
Hafize Nine: “Yeni bir dostluk anısı.”
Kontrolcü Komutan: “Bu davranış… örnek teşkil eder.”
Talamus: “Bu sahne… ışıl ışıl!”

Duygular bazen karmaşık, bazen yoğun, bazen anlaşılmaz olabilir. Ama onları bastırmak yerine tanımak, anlamak ve paylaşmak… insan olmanın en güzel tarafıdır.

“Çiğdem artık biliyor: Duygular bir zayıflık değil, bir güçtür. Ve bu güç, dostlukları bile iyileştirebilir.”
21.10.2025
Mesime Elif Ünalmış


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.