
SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 10: Boş Parantez
O sabah Elif Öğretmen, yazı çalışması sırasında defterleri kontrol ederken durdu. Zeynep’in sayfasında tek bir satır vardı:
“Bugün kendimi böyle hissediyorum: ( )”
Parantez açıktı. Ama içi boştu. Ne bir kelime, ne bir çizim, ne bir işaret… Sadece iki kıvrım, birbirine bakar gibi duran iki sessizlik.
Elif Öğretmen, bu satıra uzun uzun baktı. Sonra başını kaldırdı. Zeynep, pencereden dışarı bakıyordu. Gözleri uzak bir noktaya takılmıştı. Elif Öğretmen sessizce yanına gitti. “Parantezin içi neden boş?” diye sordu. Zeynep omuz silkti. “Çünkü ne hissettiğimi bilmiyorum.” Bu cevap, Elif Öğretmen’in kalbine dokundu. Çünkü bazen bir çocuk, hissettiğini bile hissedemezdi.
O gün sınıfa yeni bir etkinlik sundu: “Boş Parantez Günü.” Herkes bir parantez çizecek ve içine ne koymak istediklerini düşünecekti. Ama zorunlu değildi. İsterse boş bırakabilirdi. Çünkü bazen görünürlük, bir şey yazmak değil, yazamamaktır.
İlk gün çoğu çocuk parantezin içine bir şeyler yazdı. Mina: “(kırgın)” Rüzgar: “(yorgun ama umutlu)” Ali: “(görünmek istiyorum)” Ama bazıları boş bıraktı. Can sadece parantez çizdi. Altına küçük harflerle şunu yazdı: “Henüz bilmiyorum.” Zeynep yine boş bıraktı. Ama bu kez altına bir not düştü: “Belki biri fark eder.”
Elif Öğretmen tahtaya büyük bir parantez çizdi. “Bu bizim sınıf parantezimiz,” dedi. “Her gün birimiz içine bir şey bırakacak. Kelime, çizim, renk, sessizlik… Ne isterseniz.” O gün ilk olarak Mina çıktı. Parantezin içine küçük bir kalp çizdi. “Bugün biraz sevgi bıraktım,” dedi. Ertesi gün Rüzgar, bir bulut çizdi. “Bugün içim kapalı.” Zeynep üçüncü gün geldi. Elinde küçük bir kâğıt vardı. Katladı, parantezin içine bıraktı. Kimse açmadı. Ama herkes hissetti: O kâğıt, bir çocuğun görünmeyen sesiydi.
Parantez, sınıfın ortasında bir boşluk değil, bir alan oldu. Herkesin duygusunu bırakabileceği, yargılanmadan, açıklamak zorunda kalmadan var olabileceği bir yer. Ve bu yer, çocukların iç dünyasında bir nefes alanı açtı. Çünkü bazen görünür olmak için konuşmak gerekmez. Sadece bir parantez çizmek yeter.
Boş Parantez Panosu sınıfın en sessiz ama en yoğun köşesi olmuştu. Her gün bir çocuk, içine bir şey bırakıyor, bazen bir kelime, bazen bir çizim, bazen sadece bir boşluk… Ama en çok da o boşluklar konuşuyordu. Çünkü artık herkes biliyordu: bazen hiçbir şey yazmamak, en çok şeyi anlatmaktı.
Bir gün tahtada şu cümle belirdi: “( ) ← Bu, bugün hissettiğim şeyin şekli.” Altına kimse imza atmamıştı. Ama herkes bir an durdu. Çünkü o boşluk, birçok çocuğun içinden geçmişti. Mina fısıldadı: “Ben de bazen böyleyim.” Rüzgar: “Benim de içim bazen boş gibi.” Zeynep başını eğdi. “Ben yazmadım ama yazabilirdim.”
Elif Öğretmen, bu görünmeyen ortaklığı fark etti. “Bugün herkes bir boşluk çizecek,” dedi. “Ama bu kez içine ne koymak istediğinizi yazın. Henüz orada olmayan ama olmasını dilediğiniz bir şey.” Çocuklar kalemlerini aldılar. Ali: “(güven)” Mina: “(bir sarılma)” Rüzgar: “(birlikte susmak)” Zeynep: “(anlaşılmak)” Can: “(bir ses)” Bu kelimeler, boşlukların içini doldurmadı belki ama yönünü gösterdi.
O hafta sınıf yeni bir defter başlattı: “Parantez Günlüğü.” Her çocuk, haftada bir kez bir parantez çizecek ve içine bir şey bırakacaktı. Amaç, duyguların şekilsizliğini kabul etmekti. Çünkü bazen bir duygu, sadece bir kıvrım kadar yer kaplardı. Ama o kıvrım, bir çocuğun içini taşıyabilirdi.
Zeynep, bir gün defterine şöyle yazdı:
“( ) ← Bu boşluk artık beni korkutmuyor. Çünkü içine ne koyacağımı ben seçiyorum.”
Bu cümle, Elif Öğretmen’in kalbine dokundu. Çünkü görünürlük bazen bir çocuğun kendi boşluğunu sahiplenmesiyle başlardı.
O gün sınıfın panosuna şu cümle asıldı:
“Boşluk, eksiklik değil. İçine ne koyacağını seçme hakkıdır.”
Ve o gün, herkes biraz daha özgür hissetti.
Parantez Günlüğü artık sadece bir defter değil, bir iç alan olmuştu. Çocuklar her hafta içine bir şey bırakıyor, bazen bir kelime, bazen bir çizim, bazen sadece bir boşluk… Ama en çok da o boşluklar konuşuyordu. Çünkü artık herkes biliyordu: bazen bir çocuğun görünmesi, hiçbir şey yazmamasıyla başlardı.
Bir gün Elif Öğretmen sınıfa küçük kâğıtlar dağıttı. “Bugün herkes bir parantez çizecek ama içine başkasının ihtiyacı olan bir şeyi koyacak,” dedi. “Kendiniz için değil, bir arkadaşınız için.” Bu, sınıfı derin bir sessizliğe soktu. Çünkü bu kez herkes, bir başkasının görünmeyen boşluğunu hissetmeye çalışacaktı.
Mina, Zeynep için şöyle yazdı: “(güvende hissetmek)” Rüzgar, Can için: “(birlikte susabileceği biri)” Ali, Efe için: “(adının hatırlanması)” Zeynep, Mina için: “(göz göze gelince utanmamak)” Bu cümleler, çocukların birbirini ne kadar dikkatle izlediğini, ne kadar derinden gördüğünü gösterdi. Ve bu, görünürlüğün en sessiz ama en güçlü hâliydi.
O hafta sınıfın panosuna büyük bir parantez çizildi. Üzerine şu başlık yazıldı: “Ortak Boşluk.” Herkes içine bir şey bıraktı. Amaç, sınıfın birlikte taşıdığı duyguları görünür kılmaktı. “(özlem)” “(anlaşılmak)” “(birlikte gülmek)” “(güvenli bir sessizlik)” Bu kelimeler, sınıfın ortak ruh hâlini yansıtıyordu. Ve bu parantez, artık sadece bir şekil değil, bir bağ olmuştu.
Zeynep, bir gün defterine şöyle yazdı:
“Eskiden parantezin içi boştu çünkü ne hissettiğimi bilmiyordum. Şimdi bazen yine boş. Ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum: boşluk da bir şeydir. Ve ben o boşluğun içindeyken bile buradayım.”
Elif Öğretmen, bu cümleyi sınıfın girişine astı. Altına küçük harflerle şunu ekledi:
“Boş parantez, bir çocuğun kendine ayırdığı yerdir. Saygı duyulmalı, korunmalı, beklenmelidir.”
Ve o gün, görünmeyen bir boşluk, görünür bir alana dönüştü.
30.12.2025
Mesime Elif Ünalmış
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.