
SUSUZ ORMAN GÜNLÜKLERİ – BÖLÜM 7 Küller Kanat Çırpan Baykuş
Gece çökmüştü. Gökyüzü yıldızlarla doluydu ama ormanın bir
köşesi hâlâ karanlıktı. Çünkü orada ağaçlar yoktu. Yapraklar yoktu. Gölge
yoktu. Sadece küller, is ve sessizlik vardı.
Baykuş Baran, yanan ormanın ortasında, bir zamanlar
yuvasının olduğu ağacın kömürleşmiş gövdesine kondu. Kanatları isten kararmış,
gözleri yorgun, sesi kısılmıştı. Ama hâlâ oradaydı. Çünkü orası onun eviydi.
Çünkü başka hiçbir yer, onun hafızası değildi.
“Burasıydı,” dedi kendi kendine. “Burada doğdum. Burada
öğrendim uçmayı. Burada geceyi dinledim. Ve şimdi… burada hiçbir şey kalmadı.”
Baran, başını göğe kaldırdı. Yıldızlar bile sanki daha
uzaktaydı. Rüzgâr, külleri savuruyor, her savruluşta bir anıyı alıp
götürüyordu. Baran, gözlerini kapattı. Yangının sesini yeniden duydu:
çatırdayan dallar, kaçışan hayvanlar, göğe yükselen çığlıklar…
“Biz ne yaptık?” diye fısıldadı. “Neden bu kadar sessiz
kaldık? Neden koruyamadık?”
O sırada, uzaktan bir ışık belirdi. Küçük bir kamp lambası.
Ardından ayak sesleri. Baran, gözlerini kıstı. Gelen bir insandı. Ama bu kez
bir ormancı değil, bir çocuktu. Elinde bir defter, sırtında bir çanta,
gözlerinde bir hüzün.
Çocuk, yanan alana yaklaştı. Dizlerinin üzerine çöktü.
Toprağı avuçladı. “Burası… burası yanmış,” dedi. “Ama hâlâ sıcak. Hâlâ
yaşıyor.”
Baran, sessizce yaklaştı. Bir dalın üzerine kondu. Çocuk onu
fark etti. Gülümsedi. “Sen misin?” dedi. “Baykuş Baran?”
Baran şaşırdı. “Beni tanıyor musun?”
Çocuk, defterini açtı. İçinde bir çizim vardı. Yanmış bir
orman, ortasında tek başına duran bir baykuş. Altında bir cümle:
“Küller arasında kanat çırpan bir sessizlik.”
Baran’ın gözleri doldu. “Beni unutmamışsınız,” dedi. “Beni
duymuşsunuz.”
Çocuk başını salladı. “Seni duymak kolay değildi. Çünkü sen
konuşmuyordun. Ama sessizliğin çok şey anlattı.”
O gece, çocuk yanan ormanda kaldı. Küçük bir çadır kurdu.
Yanına bir fener, bir termos, bir defter aldı. Baran, gece boyunca onun yanında
kaldı. Hikâyelerini anlattı. Ama kelimelerle değil. Gözleriyle. Kanat
çırpışıyla. Sessizliğiyle.
Çocuk, her şeyi yazdı.
“Baran, bir zamanlar bu ormanın hafızasıydı.
Her gece, yıldızlara masallar anlatırdı.
Ama şimdi, sadece küllerin üstünde oturuyor.
Çünkü insanlar, ateşi kontrol edemediler.
Çünkü biz, ormanı sadece ağaç sandık.
Oysa orman, bir evdi.
Bir kitap.
Bir kalp.”
Baran, sabaha karşı göğe yükseldi. İlk kez kanatlarını
açarken acı hissetmedi. Çünkü artık yalnız değildi. Çünkü biri onu dinlemişti.
Çünkü hikâyesi yazılmıştı.
Ertesi gün çocuk, okulda öğretmenine Baran’ı anlattı. “O
hâlâ orada,” dedi. “Yanmış dalların arasında bekliyor. Ama sesi yok. Sadece
gözleriyle konuşuyor.”
Öğretmen sustu. Sonra başını salladı. “O ormanın en eski
tanığıydı. Yangından sonra onu gören olmamıştı. Ama sen duymuşsun. Bu çok
kıymetli.”
Sınıfta bir sessizlik oldu. Ardından çocuklardan biri elini
kaldırdı. “Biz de gidelim. Orayı birlikte ziyaret edelim. Belki orman bizi de
duyar.”
O gün, okuldan küçük bir grup yola çıktı. Yanlarında su
şişeleri, defterler, fenerler ve küçük fidanlar vardı. Yanan ormanın kenarına
geldiklerinde herkes sustu. Çünkü orası hâlâ kokuyordu: is, kayıp, sessizlik…
Çocuklar, yere oturdu. Her biri bir taş aldı. Üzerine bir
kelime yazdı: “özür”, “umut”, “yeniden”, “dinliyorum”… Sonra taşları bir çember
şeklinde dizdiler. Ortasına bir fidan diktiler. Ve adını koydular:
“Baran’ın Halkası”
Baran, uzaktan izliyordu. Kalbi titriyordu. Çünkü bu, bir
anıt değildi. Bu, bir bağdı. Küllerin içinden doğan bir söz.
O günden sonra çocuklar her hafta geldiler. Her biri bir
hikâye yazdı. Her biri bir fidan dikti. Her biri bir taş bıraktı. Ve bu hareket
büyüdü. Diğer köylerden çocuklar geldi. Öğretmenler, gönüllüler, yaşlılar…
Herkes bir şey getirdi: bir su damlası, bir şiir, bir sessizlik.
Kampanyanın adı kondu:
“Küllerle Konuşanlar”
Amaçları, sadece ağaç dikmek değildi. Amaçları, yangının
bıraktığı sessizliği duymaktı. Her çocuk, bir hikâye yazdı. Her hikâye, bir
taşın altına gömüldü. Her taş, bir fidanın köküne dokundu.
Baran, artık geceleri daha yükseğe uçuyordu. Çünkü artık
gökyüzünde yalnız değildi. Her fidan, bir yıldız gibi parlıyordu. Her çocuk,
bir kanat gibi çırpıyordu.
Bir gece, Baran gökyüzünden aşağı baktı. Yanan ormanın
ortasında bir şekil belirmişti. Taşlar, fidanlar ve çocukların adımlarıyla
oluşan bir desen:
Bir baykuş silueti.
Baran gözlerini kapattı.
“Ben Baran’ım,” dedi içinden.
“Yangının içinden geçen, ama küllerin içinde yeniden
doğan.
Ve şimdi biliyorum:
Sessizlik, unutulmak değildir.
Ve küller, sadece son değil…
Bazen başlangıçtır.”
Aylar geçti. “Küllerle Konuşanlar” kampanyası büyüdü. Yanan
ormanın çevresi, çocukların diktiği fidanlarla yeşermeye başladı. Her fidanın
dibinde bir taş, her taşın altında bir hikâye vardı. Bu orman artık sadece bir
doğa parçası değil, bir hafıza alanıydı.
Baran, her gece bu yeni ormanın üstünde süzülüyordu.
Kanatları artık daha güçlüydü. Çünkü her çırpışta bir çocuğun sesi vardı. Her
rüzgârda bir hikâye yankılanıyordu. Her yıldız, bir fidanın ucunda parlıyordu.
Bir gün, çocuklar büyük bir tören düzenledi. Herkes yanan
ormanın ortasında toplandı. Ellerinde kitaplar, çizimler, şiirler…
Öğretmenleri, gönüllüler ve köy halkı da oradaydı. Ortaya büyük bir pano
yerleştirildi. Üzerinde şu başlık yazıyordu:
“Baran’ın Ormanı – Sessizlikten Doğan Sesler”
Çocuklar sırayla sahneye çıktı. Her biri kendi yazdığı
hikâyeyi okudu. Kimi ağladı, kimi güldü, kimi sadece sustu. Ama herkes anladı:
Sessizlik, bazen en derin anlatıdır.
Törenin sonunda, çocuklar ellerindeki kitapları bir araya
getirdi. Her biri bir bölüm yazmıştı. Her bölüm bir hayvanın, bir ağacın, bir
suyun hikâyesiydi. Kitabın adı oy birliğiyle belirlendi:
“Susuz Orman Günlükleri”
Baran, bir ağacın tepesinden töreni izledi. Gözleri doluydu.
Ama bu kez, acıdan değil. Minnetten.
“Ben Baran’ım,” dedi içinden.
“Yangının içinden geçen, ama küllerin üstünde yeniden
doğan.
Ve şimdi biliyorum:
Bir çocuk beni duyarsa,
Bir fidan beni hatırlarsa,
Bir hikâye beni anlatırsa…
Ben hâlâ yaşıyorum.”
O gece, ormanın üstünde bir şey oldu.
Gökyüzü, yıldızlarla değil, umutla doldu.
Ve Baran, ilk kez sessizliğin içinden bir şarkı duydu.
Çünkü artık orman konuşuyordu.
Çünkü artık çocuklar dinliyordu.
Ve çünkü artık…
Küller bile umut taşıyordu.
BÖLÜM SONU ETKİNLİKLERİ
– Sınıf Çalışması
Amaç:
- Öğrencilerde yangın sonrası doğa iyileşmesi ve hafıza
kavramı üzerine farkındalık oluşturmak. - Sessizlik, yas ve yeniden doğuş temalarını işleyerek
duygusal ifade becerilerini geliştirmek. - Yazılı, görsel ve sözlü anlatım yoluyla doğayla empati
kurmak.
- Duygusal Yansıma –
“Baran’ın Sessizliği”
- Öğrencilere şu soru sorulur: “Baran neden
konuşmuyordu? Sessizliği sana ne hissettirdi?” - Her öğrenci bir duygu seçer ve bu duyguyu bir cümleyle
açıklar. - Duygular “Küllerin Altındaki Sesler” başlıklı bir panoda
sergilenir.
- Yaratıcı Yazma – “Küllerle
Konuşanlar Günlüğü”
- Öğrencilerden, yanan bir ormanı ilk kez ziyaret eden bir
çocuğun gözünden kısa bir günlük yazmaları istenir. - Yazma yönergesi: “Bugün ormana
gittim. Her şey sessizdi ama ben bir şey duydum…” - Yazılar sınıfça okunur, isteyenler çizimle destekler.
- Görsel Anlatım –
“Baran’ın Silueti”
- Öğrenciler, yanan ormanın ortasında oluşan baykuş
siluetini hayal ederek çizer. - Her öğrenci çizimin altına şu cümleyi tamamlar: “Baran bana şunu
fısıldadı: …” - Çalışmalar “Küllerden Doğan Kanatlar” başlığıyla
sergilenir.
- Tartışma –
“Ormanlar Yeniden Doğabilir mi?”
- Sınıf iki gruba ayrılır:
- Grup A: “Doğa
kendini her zaman onarır.” - Grup B: “İnsan
müdahalesi olmadan doğa iyileşemez.” - Her grup görüşünü savunur.
- Tartışma sonunda şu soru sorulur: “Baran’ın ormanı
nasıl iyileşti? İnsanlar mı, zaman mı, yoksa başka bir şey mi?”
- Anket – “Yangın
Sonrası Ne Yapabilirim?”
- Öğrencilere küçük bir anket dağıtılır:
- Yangın sonrası
doğaya yardım etmek için ne yapabilirim?
( ) Fidan dikerim ( ) Hikâye yazarım ( ) Su taşırım ( ) Sessizliği dinlerim - Yanıtlar sınıf grafiğine işlenir. Öğrencilerden bu
eylemleri neden seçtiklerini açıklamaları istenir.
- Eylem Çağrısı –
“Baran’ın Taşı”
- Her öğrenci, doğadan bulduğu bir taşı temizler.
- Üzerine bir kelime yazar: “umut”, “yeniden”, “yaşam”,
“sessizlik” gibi. - Taşlar sınıfta bir araya getirilerek “Baran’ın Halkası”
oluşturulur. - İsteyen öğrenciler, taşı evlerine götürüp bir fidanın
dibine bırakabilir.
13.02 2026
Mesime Elif Ünalmış
Duyuru: Yayın Takvimi Değişti!
“Susuz Orman Günlükleri” artık haftada iki kez yayınlanacak.
Yeni bölümler aşağıdaki gün ve saatlerde yayında olacak:
Yazıyla iyileşen çocukların yolculuğu bu ritimde devam ediyor…
Salı – Saat 11:00
Cuma – Saat 17:00
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.