SUSUZ ORMAN GÜNLÜKLERİ – BÖLÜM 8  Göç Eden Göl 

Kuru bir toprakta oturan bir kız çocuğu, gökyüzünde uçarak giden kuşlara bakıyor. Arka planda güneş batıyor ve sarı-turuncu tonlarıyla bir manzara oluşturuyor. Üstte 'Susuz Orman Günlükleri - Bölüm 8 Göç Eden Göl - Sera'nın Sessiz Vedas' yazısı yer alıyor.

SUSUZ ORMAN GÜNLÜKLERİ – BÖLÜM 8  Göç Eden Göl 

Sera’nın Sessiz Vedası

 Gölün yüzeyi sabahın ilk ışıklarıyla parlıyordu. Ama bu
parıltı, bir yaşamın değil, bir vedanın yansımasıydı. Çünkü göl, artık
küçülüyordu. Kenarları çatlamış, suyu çekilmiş, sazlıklar sararmıştı. Balıklar
derinlere kaçmış, kurbağalar sessizleşmişti.

 Su Samuru Sera, gölün kıyısında oturuyordu. Patileri çamura
batmış, gözleri ufka dalmıştı. Her sabah yaptığı gibi, kardeşlerini saydı.
Eskiden onlardı. Şimdi sadece üçlerdi. Diğerleri ya başka sulara göç etmişti ya
da… sessizce kaybolmuştu.

 “Burası bizim evimizdi,” dedi Sera. “Suyun sesiyle büyüdük.
Dalgaların ninnisiyle uyuduk. Şimdi neyle uyuyacağız?”

Göl, cevap vermedi. Sadece iç çekti. Hafif bir rüzgârla
yüzeyinde birkaç halka oluştu. Sera, bu halkaları izledi. Her biri bir anıydı.
Bir oyun. Bir kahkaha. Bir veda.

O sırada gökyüzünde bir gölge belirdi. Keklik Kora,
alçalarak Sera’nın yanına kondu. “Seni arıyordum,” dedi. “Orman seni özledi.”

Sera başını kaldırdı. “Ben buradayım. Ama göl yok. Ben
nereye gideyim?”

Kora sustu. Çünkü bu sorunun cevabı yoktu. Sadece bir kanat
çırpışıyla Sera’nın yanına sokuldu. “Belki de senin hikâyeni anlatmanın zamanı
geldi,” dedi. “Çünkü bu göl, sadece su değil. Bu göl, bir hafıza.”

Sera, başını eğdi. “Ama kim dinler ki? İnsanlar sadece göl
kuruyunca fark ediyor. Oysa biz çok önce susmaya başladık.”

Tam o sırada, uzaktan bir ses duyuldu. Bisiklet tekerinin
toprağa değen sesi. Ardından bir çocuk sesi: “Burası mıydı? Haritada burası
yazıyor.”

Sera, gözlerini kıstı. Küçük bir çocuk göl kıyısına
yaklaşıyordu. Elinde bir defter, sırtında bir çanta. Yanında bir büyükanne
vardı. Kadın, göle bakınca gözleri doldu. “Ben burada yüzmeyi öğrenmiştim,”
dedi. “Şimdi… sadece çamur kalmış.”

 Çocuk, diz çöktü. Gölün kenarından bir avuç su aldı. “Ama
hâlâ ıslak,” dedi. “Demek ki hâlâ yaşıyor.”

 Sera, taşların arasından çıktı. Çocuk onu görünce
heyecanlandı. “Bir su samuru!” dedi. “Gerçekten burada yaşıyor!”

Sera, korkmadı. Çünkü bu çocuk farklıydı. Gözlerinde
açgözlülük değil, merak vardı. Ellerinde taş değil, defter vardı. Ve kalbinde…
bir şey daha: dinleme isteği.

Çocuk, defterini açtı. “Sana bir şey okuyabilir miyim?”
dedi. “Senin için yazdım.”

 Sera başını salladı. Çocuk okumaya başladı:

 “Bir göl vardı, 

sessizce çekilen, 

ama içinde binlerce ses taşıyan. 

Bir samur vardı, 

suda değil, hatıralarda yüzen. 

Ve bir çocuk vardı, 

duymayı seçen.”

 Sera’nın gözleri doldu. 

“Ben Sera’yım,” dedi içinden. 

“Göç edemeyen, ama unutulmayan. 

Ve şimdi biliyorum: 

Bir çocuk beni duyarsa, 
Göl yeniden konuşur.”

Ertesi gün çocuk, okulda öğretmenine Sera’yı anlattı. “Göl
hâlâ yaşıyor,” dedi. “Ama çok yorgun. Sera da öyle. Onun için bir şey
yapmalıyız.”

 Öğretmen başını salladı. “Peki ne öneriyorsun?”

 Çocuk, defterini açtı. “Bir kampanya başlatalım. Adı ‘Gölü
Geri Çağır’ olsun. Herkes bir damla getirsin. Bir anı anlatsın. Bir taş
bıraksın. Gölü hatırlasın.”

Sınıf alkışladı. O gün okulun panosuna büyük harflerle
yazıldı: 

“Gölü Geri Çağır – Suyun Hatırası İçin”

Çocuklar, gölün kıyısına yürüdü. Yanlarında küçük su
şişeleri, taşlar ve defterler vardı. Her biri gölün kenarına bir taş bıraktı.
Üzerine bir kelime yazdılar: “özlem”, “umut”, “yağmur”, “Sera”… Sonra taşları
bir daire şeklinde dizdiler. Ortasına bir çukur kazdılar. Ve içine su döktüler.

 “Bu, gölün kalbi,” dedi çocuk. “Her damla, bir hatıra.”

 Sera, uzaktan izliyordu. Gözleri doluydu. Çünkü bu çocuklar,
gölü sadece bir su birikintisi olarak görmüyordu. Onlar, gölün ruhunu
duyuyordu.

 Kampanya büyüdü. Köydeki yaşlılar da katıldı. Her biri gölle
ilgili bir anısını anlattı. Biri ilk yüzmesini, biri ilk balığını, biri ilk
öpücüğünü… Her anı, bir damla gibi göle döküldü. Her damla, bir yankı gibi
Sera’nın kalbine çarptı.

Bir gün, yaşlı bir kadın gölün kenarına geldi. Elinde eski
bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta, gölün ortasında bir sandal, içinde genç bir
kadın ve bir çocuk. “Bu bendim,” dedi. “Ve bu da oğlum. Şimdi büyüdü, uzaklara
gitti. Ama bu göl… hâlâ burada.”

 Çocuklar, kadının etrafında toplandı. Hikâyesini dinlediler.
Sonra fotoğrafın bir kopyasını panoya astılar. Altına yazdılar: 

“Göl sadece su değil. Göl, zamandır.

 Sera, taşların arasından çıktı. Gölün kenarına yaklaştı.
Çocuklar onu görünce sessizleşti. Sera, çemberin ortasına yürüdü. Suya baktı.
Yüzeyinde kendi yansımasını gördü. Ama bu kez yalnız değildi. Yanında
çocukların yüzleri, yaşlıların gözleri, taşların yazıları vardı.

“Ben Sera’yım,” dedi içinden. 

“Göç edemeyen, ama hatırlanan. 

Ve şimdi biliyorum: 

Göl geri dönmese bile, 
Hikâyesi kalır. 
Ve hikâye yaşarsa, 

Su da bir gün geri gelir.”

Aylar geçti. “Gölü Geri Çağır” kampanyası büyüdü. Her hafta
yeni çocuklar geldi. Her biri bir taş bıraktı, bir damla su döktü, bir hikâye
anlattı. Gölün kıyısında bir çember oluştu: taşlardan, kelimelerden,
gözyaşlarından ve umutlardan.

Sera, bu çemberin ortasında yaşamaya devam etti. Artık
yalnız değildi. Her sabah bir çocuk geliyordu. Kimisi sessizce oturuyor, kimisi
defterine bir şeyler karalıyordu. Kimisi sadece su döküp gidiyordu. Ama hepsi
bir şeyi geri çağırıyordu: sesi, suyu, hatırayı.

 Bir gün, gökyüzü karardı. Yağmur başladı. Önce birkaç damla.
Sonra bir sağanak. Gölün çatlamış kıyıları suyu emdi. Taşların arasından küçük
bir derecik aktı. Sera, başını göğe kaldırdı. Yağmur damlaları yüzüne
çarpıyordu. Ama bu kez kaçmadı. Çünkü bu, bir tehdit değil, bir selamlamaydı.

 Çocuklar koşarak geldi. Ellerini açtılar, yağmuru
karşıladılar. Öğretmenleri de oradaydı. Yaşlılar da. Herkes sustu. Çünkü bu an,
bir mucizeydi. Göl, geri dönmüyordu belki. Ama su, yeniden konuşuyordu.

 O gün, çocuklar gölün kıyısında bir tören yaptı. Her biri
bir hikâye okudu. Her biri bir taşın üzerine adını yazdı. Ve hepsi birlikte bir
kitap oluşturdu: 

“Sera’nın Gölü – Sessizliğin Güncesi”

Kitap, köy kütüphanesine kondu. Yanına bir pano
yerleştirildi. Üzerinde şu cümle yazılıydı: 

“Bir göl kuruyabilir. Ama hikâyesi kurumasın.”

 Sera, bir sabah gölün kıyısına veda etti. Gözleri doluydu
ama kalbi hafifti. Çünkü artık biliyordu: 
Onu duyanlar vardı. 

Onu anlatanlar vardı. 
Onu unutmayanlar vardı.

Keklik Kora, gökyüzünden süzüldü. Sera’nın yanına kondu.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu.

Sera gülümsedi. “Yeni bir suya. Ama bu göl… hep içimde
kalacak.”

Kora başını eğdi. “Senin hikâyen artık bizimle. Her damlada,
her taşta, her çocukta…”

Sera, son kez göle baktı. 

“Ben Sera’yım,” dedi içinden. 

“Göç eden, ama kök salan. 

Suda yüzen, ama kelimelerde kalan. 

Ve şimdi biliyorum: 

Bir göl kurusa da, 

Bir hikâye akmaya devam eder.”

Gökyüzü açıldı. 

Gölün yüzeyinde bir halka oluştu. 

Ve Sera, o halkanın içinden geçerek uzaklaştı. 

Ama sesi… 

Çocukların defterlerinde kalmaya devam etti

  BÖLÜM SONU ETKİNLİKLERİ
– Sınıf Çalışması

Amaç:

  • Öğrencilerde su kaynaklarının kaybı ve göç teması üzerine
    farkındalık oluşturmak.
  • Sessiz vedalar, hatıralar ve doğayla bağ kurma üzerine
    duygusal ifade becerilerini geliştirmek.
  • Yazılı, görsel ve sözlü anlatım yoluyla çevresel
    sorumluluk duygusunu pekiştirmek.
  1. Duygusal Yansıma –
    “Sera’nın Vedası”
  • Öğrencilere şu soru sorulur: 

  “Sera neden göç
edemedi? Onun yerinde olsaydın ne hissederdin?” 

• Her öğrenci bir duygu seçer ve bu duyguyu bir cümleyle
açıklar. 

  • Duygular “Gölün Sessizliği” başlıklı bir panoda
    sergilenir.

  2. Yaratıcı Yazma – “Benim
Gölüm Göç Etse…”

  • Öğrencilerden, kendi yaşadıkları yerdeki bir gölün ya da
    su kaynağının kuruduğunu hayal ederek kısa bir mektup yazmaları istenir. 
  • Yazma yönergesi: 

  “Sevgili Gölüm, 

  Sen gidince ben…” 

  • Mektuplar sınıfça okunur, isteyenler çizimle destekler.
  1. Görsel Anlatım –
    “Gölün Hatıra Çemberi”
  • Öğrenciler, bir daire çizer. 
  • Dairenin içine gölle ilgili bir anı, dışına ise gölün
    taşıdığı duyguları yazar. 
  • Her çember “Sera’nın Halkası” başlığıyla sergilenir.

  4. Tartışma – “Göller
Göç Eder mi?”

  • Sınıf iki gruba ayrılır:

  – Grup A: “Göller göç etmez, insanlar onları terk eder.” 

  – Grup B: “Göller de
göç eder, çünkü insanlar onları yaşatmaz.” 

  • Her grup görüşünü savunur. 
  • Tartışma sonunda şu soru sorulur: 

  “Bir gölün gitmesi
ne demektir? Sadece su mu gider, yoksa başka şeyler de mi?”

  1. Anket – “Benim Su
    Hatıram”
  • Öğrencilere küçük bir anket dağıtılır:

  – En son ne zaman
bir gölde ya da derede vakit geçirdin? 

  – Suya dokunduğunda
ne hissettin? 

  – Su kaybolursa ne
kaybederiz? 

  • Yanıtlar sınıfça paylaşılır, ortak bir “Su Hatıra
    Haritası” oluşturulur.
  1. Eylem Çağrısı – “Bir
    Damla, Bir Hatıra”
  • Her öğrenci, evde bir bardak suyu bir saksıya döker. 
  • Yanına küçük bir taş bırakır ve üzerine bir kelime yazar:
    “Sera”, “umut”, “yağmur”, “göl” gibi. 
  • Ertesi gün sınıfta paylaşım yapılır: 

  “Benim damlam neyi
hatırlattı?”
17.02 2026
Mesime Elif Ünalmış

Duyuru: Yayın Takvimi Değişti!
“Susuz Orman Günlükleri” artık haftada iki kez yayınlanacak.
Yeni bölümler aşağıdaki gün ve saatlerde yayında olacak:
Yazıyla iyileşen çocukların yolculuğu bu ritimde devam ediyor…
Salı – Saat 11:00
Cuma – Saat 17:00


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Hikâyeme dokunan düşüncelerini paylaş. Senin sesin burada değerli. Yorumun, bu yolculuğun bir parçası. Sessiz kalma, iz bırak.p Yazın