
SUSUZ ORMAN GÜNLÜKLERİ – BÖLÜM 11 Rüzgârın Unuttuğu Şarkı Fısıltılı Tepe’nin Sırrı
Ormanın kuzeyinde, kimsenin adını bilmediği bir tepe vardı.
Ne haritalarda görünürdü ne de tabelalarda. Ama yaşlılar ona “Fısıltılı Tepe”
derdi. Çünkü rüzgâr orada farklı eserdi. Sanki bir şey anlatır, bir şey
hatırlatırdı.
Elif, Ali ve diğer çocuklar, “Toprak Günlüğü”nden sonra bu
tepeye gitmeye karar verdiler. Ellerinde defterler, sırtlarında çantalar,
kalplerinde bir merak vardı. Çünkü bir söylenti duymuşlardı:
“Tepe, rüzgârla konuşur. Ama sadece unutanlara fısıldar.”
Tepeye vardıklarında rüzgâr hafifti. Ama içinde bir melodi
vardı. Ne tam bir şarkıydı ne de sadece bir uğultu. Sanki eksik bir ezgi, yarım
kalmış bir ninniydi.
Çocuklar sessizce oturdu. Her biri gözlerini kapattı. Rüzgâr
saçlarını okşadı, kulaklarına dokundu. Ve birden… Elif’in gözleri açıldı.
“Bir ses duydum,” dedi. “Ama kelimeleri eksikti. Sanki bir
şarkıydı ama yarım kalmıştı.”
Ali başını salladı. “Ben de duydum. Ama sadece bir kelime:
‘unutma’.”
O sırada, tepenin yamacında bir taşın üstünde yaşlı bir
kaplumbağa belirdi. Kabukları yosunla kaplıydı. Gözleri yavaş ama derindi.
“Rüzgâr size şarkısını anlatıyor,” dedi. “Ama siz onu
tamamlamalısınız.”
Çocuklar şaşırdı. “Nasıl yani?”
Kaplumbağa gözlerini kapattı. “Bu tepe, bir zamanlar
kuşların şarkı söylediği yerdi. Her sabah bir kuor gibi öterlerdi. Ama sonra
insanlar geldi. Ağaçlar kesildi. Kuşlar göç etti. Rüzgâr, şarkısını unuttu.
Şimdi sizden yardım istiyor.”
Elif defterini açtı. “Peki biz ne yapabiliriz?”
Kaplumbağa gülümsedi. “Dinleyin. Hatırlayın. Ve yazın. Çünkü
rüzgâr, kelimeleri taşıyamaz. Ama siz taşıyabilirsiniz.”
O gün çocuklar, tepenin farklı yerlerine dağıldı. Her biri
bir taşın yanına oturdu. Rüzgârı dinledi. Ve duyduklarını yazdı. Kimi bir
kelime, kimi bir dize, kimi sadece bir sessizlik…
Akşam olduğunda hepsi toplandı. Yazdıklarını birleştirdiler.
Ve ortaya yarım bir şarkı çıktı. Eksik, ama canlı. Kırık, ama umutlu.
“Bu, Rüzgârın Unuttuğu Şarkı,” dedi Elif. “Ve biz onu
tamamlayacağız.”
Ertesi gün çocuklar, yazdıkları dizeleri sınıfta paylaştı.
Her biri farklıydı:
- Elif’in satırları hüzünlüydü.
- Ali’ninki umut doluydu.
- Diğerleri sessizliği, rüzgârın dokunuşunu, kuşların
yokluğunu anlatıyordu. Öğretmen tahtaya büyük harflerle yazdı:
“Rüzgâr Günlüğü – Eksik Şarkıları Tamamlıyoruz”
“Bu bizim yeni görevimiz,” dedi. “Her çocuk, rüzgârın
taşıdığı bir sesi yazacak. Belki bir ezgi, belki bir fısıltı, belki bir
sessizlik…”
Çocuklar heyecanlandı. Her biri bir tepe, bir yamaç, bir
açıklık seçti. Ellerinde defterler, kulaklarında rüzgâr… Günlerce dinlediler.
Yazdılar. Bazen sadece bir kelime, bazen bir melodi, bazen bir soru…
Kampanya büyüdü. Diğer köylerden çocuklar da katıldı. Her
biri kendi rüzgârını dinledi. Ve hepsi bir araya geldiğinde, ortaya bir kitap
çıktı:
“Rüzgâr Günlüğü – Unutulmuş Ezgiler”
Kitap, sadece şiirlerden oluşmuyordu. İçinde çizimler,
haritalar, kuşların göç yolları, sessizlik anıları da vardı. Her sayfa, bir
çocuğun rüzgârla kurduğu bağın iziydi.
Fısıltılı Tepe, yeniden canlandı. Çocuklar orada kamp kurdu.
Taşların üzerine yazdıkları dizeleri yerleştirdiler. Her taş bir nota, her nota
bir yankı oldu. Rüzgâr estiğinde, bu taşlar arasında dolaştı. Ve şarkı…
tamamlanmaya başladı.
Bir sabah, Elif gözlerini açtı. Güneş doğuyordu. Rüzgâr
hafifti. Ama bu kez içinde bir ezgi vardı. Net, berrak, tamamlanmış. Kuşlar
geri dönmüştü. Tepenin üstünde bir serçe öttü. Ardından bir bülbül. Sonra bir
kırlangıç.
O günden sonra Fısıltılı Tepe’nin adı değişti. Artık herkes
ona “Şarkı Taşlığı” diyordu. Çünkü her taş, bir nota olmuştu. Her çocuk, bir
ezgi bırakmıştı. Ve rüzgâr, bu ezgileri taşıyarak ormanı dolaşıyordu.
Köyde yeni bir gelenek başladı:
Her çocuk, doğum gününde tepeye çıkar, bir taş seçer,
üzerine bir dize yazar ve onu rüzgâra bırakırdı. Bu dizeler zamanla bir araya
geldi. Ve ortaya bir kitap çıktı:
“Rüzgârın Günlüğü – Çocukların Şarkısı”
Kitapta sadece şiirler yoktu. Her sayfada bir taşın
fotoğrafı, bir çocuğun sesi, bir rüzgâr izi vardı. Kitap, köy kütüphanesinin en
çok okunan eseri oldu. Çünkü herkesin sesi oradaydı. Eksik olan her şey,
birlikte tamamlanmıştı.
Bir gün, Elif yeniden tepeye çıktı. Elinde boş bir taş,
cebinde kalemi vardı. Rüzgâr hafifti. Ama bu kez yalnız değildi. Yanında yeni
gelen çocuklar vardı. Onlara tepeyi gösterdi, taşları anlattı, kaplumbağanın
sözlerini aktardı.
Sonra diz çöktü. Taşa tek bir kelime yazdı:
“Hatırladık.”
Rüzgâr esti. Hafifçe, melodik. Taşların arasından geçerken
bir ezgi yükseldi. Neşeli, tamamlanmış, tanıdık…
Bu, rüzgârın şarkısıydı.
Ve artık unutulmamıştı.
“Ben Rüzgârım,” dedi içinden.
“Bir zamanlar unuttum.
Çünkü kimse beni dinlemiyordu.
Ama şimdi biri kulak verdi.
Biri yazdı.
Biri taşı tuttu.
Ve ben yeniden şarkı söyledim.
Çünkü artık biliyorum:
Bir şarkı, sadece sesle değil…
Hatırlayan kalplerle tamamlanır.”
Çocuklar sustu. Dinledi. Ve anladılar:
Rüzgâr, artık yalnız değildi.
Çünkü biri onu dinlemişti.
Çünkü biri onun şarkısını tamamlamıştı.
BÖLÜM SONU ETKİNLİKLERİ
– Sınıf Çalışması
Amaç:
- Öğrencilerde doğayı dinleme ve gözlemleme becerilerini
geliştirmek. - Rüzgâr, sessizlik ve unutulmuş sesler üzerine şiirsel ve
duygusal farkındalık kazandırmak. - Yazılı, görsel ve sözlü anlatım yoluyla doğayla empatik
bağ kurmak.
- Duygusal Yansıma –
“Rüzgâr Bana Ne Söylerdi?”
- Öğrencilere şu soru sorulur: “Rüzgâr senin
kulağına bir sır fısıldasaydı, ne derdi?” - Her öğrenci bir cümle yazar.
- Cümleler “Fısıltılı Tepe’nin Sözleri” başlıklı bir panoda
sergilenir.
- Yaratıcı Yazma – “Eksik
Şarkıyı Tamamla”
- Öğrencilere şu dizeler verilir: “Rüzgâr geldi, ama kelimeleri
eksikti…” - Her öğrenci bu dizeleri tamamlayarak kısa bir şiir
yazar. - Şiirler “Rüzgâr Günlüğü” başlığıyla sınıfta okunur.
- Görsel Anlatım –
“Şarkı Taşları”
- Her öğrenci, küçük bir taş seçer.
- Üzerine bir kelime, bir nota ya da bir sembol çizer.
- Tüm taşlar sınıfta bir daire şeklinde dizilir. Ortasına
“Rüzgârın Şarkısı” yazılı bir pano yerleştirilir.
- Tartışma –
“Rüzgârın Şarkısı Kimin Sorumluluğu?”
- Sınıf iki gruba ayrılır:
- Grup A: “Rüzgâr
kendi şarkısını bulur.” - Grup B: “İnsanlar
rüzgârın şarkısını tamamlamalıdır.” - Her grup görüşünü savunur.
- Tartışma sonunda şu soru sorulur: “Unutulan bir
şarkıyı hatırlamak kimin görevidir?”
- Anket – “Doğanın
Sesi”
- Öğrencilere küçük bir anket dağıtılır:
- En çok hangi doğa sesini seviyorsun?
- En son ne zaman rüzgârı dinledin?
- Sessizlik sana ne anlatır?
- Yanıtlar sınıfça paylaşılır, ortak bir “Doğa Ezgileri
Haritası” oluşturulur.
- Eylem Çağrısı – “Bir
Taş, Bir Dize”
- Her öğrenci, evinden küçük bir taş getirir.
- Üzerine bir dize yazar.
- Tüm taşlar okul bahçesinde bir alana yerleştirilir.
- Alanın adı: “Fısıltılı Köşe – Rüzgârla Konuşan Taşlar”
27.02 2026
Mesime Elif Ünalmış
Duyuru: Yayın Takvimi Değişti!
“Susuz Orman Günlükleri” artık haftada iki kez yayınlanacak.
Yeni bölümler aşağıdaki gün ve saatlerde yayında olacak:
Yazıyla iyileşen çocukların yolculuğu bu ritimde devam ediyor…
Salı – Saat 11:00
Cuma – Saat 17:00
📖 Sonraki bölüm:
👉 Susuz Orman Günlükleri – Bölüm 12
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Your stories are so enchanting, creative, hopeful, and profound. Thank you for sharing these, Mesime.💜🪶
I truly appreciate your heartfelt message. 💜🪶