KARANLIKTAN UMUDA – BÖLÜM 3 Adaletin Çöküşü ve Korkunun Gölgesi

Karanlıktan Umuda başlıklı görsel, yıkık binaların önünde bir denge terazisi ve arka planda hüzünlü bir atmosferde yürüyen insanlar ile adalet, çöküş ve korku kavramlarını simgeliyor.

KARANLIKTAN UMUDA – BÖLÜM 3
Adaletin Çöküşü ve Korkunun Gölgesi
Sabahın erken saatleriydi.
Adliye binasının koridorları her zamankinden daha sessizdi.
Ayak sesleri yankılanıyor ama kimse başını kaldırmıyordu.
Dosyalar raflarda birikmiş, masaların üzerinde düzensiz yığınlar hâline gelmişti.
Ama asıl ağırlık kâğıtlarda değil, insanların omuzlarındaydı.
Savcı Deniz içeri girdiğinde bunu hemen hissetti.
Bakışlar kaçırılıyor, konuşmalar yarım kesiliyordu.
Herkes bir şey biliyor… ama kimse söylemiyordu.
İçinden şu cümle geçti:
“Adaletin binası ayakta… ama ruhu çökmüş.”
Odasına yönelirken genç bir savcı önünü kesti.
Sesini alçaltarak konuştu:
“Bu dosyalara fazla girme… başın derde girer.”
Deniz durdu.
Gözlerini kaldırdı.
— “Biz susarsak, kim konuşacak?”
Genç savcı kısa bir an tereddüt etti.
Sonra omuz silkti:
“Kimse konuşmuyor zaten.
Korku… en güçlü yasa oldu artık.”
Deniz cevap vermedi.
Ama o cümle, gün boyunca zihninde yankılanacaktı.
Aynı saatlerde savcı Murat adliye bahçesinde yürüyordu.
Hava açık olmasına rağmen ortamda garip bir ağırlık vardı.

🛍️ Discover Our Recommended Products

Looking for useful products we recommend? Explore our carefully selected Amazon recommendations, including skincare, home & lifestyle, technology, books, and more — all in one place.

Explore Our Recommended Products on Amazon →


Yanına eski bir dostu yaklaştı.
“Artık kimse direnmek istemiyor,” dedi.
“Dosyaları kapatmak, sessiz kalmak… daha kolay.”
Murat başını yavaşça salladı.
— “Kolay olan, doğru olan değildir.”
Dostu hafifçe gülümsedi.
Ama gözlerinde aynı şey vardı: korku.
“Zor olanın bir bedeli var,” dedi.
“Kimse o bedeli ödemek istemiyor.”
Murat cevap vermedi.
Ama içinden geçen cümle nett i:
“Bedelden kaçan bir düzen, gerçeği gömer.”
İkindi vakti Deniz ve Murat bir çay bahçesinde buluştu.
Deniz çantasından bir dosya çıkardı.
Ellerinin hafif titrediği fark ediliyordu.
“Bu gençler…” dedi,
“sadece düşündüklerini söylemişler. Mizahla anlatmışlar.”
Sayfayı çevirdi.
“Şimdi susturulmuşlar.
Ve kimse ses çıkarmıyor.”
Murat dosyaya baktı.
Sonra yavaşça konuştu:
“Ses çıkarmamak… en sessiz suç ortaklığıdır.”
Deniz gözlerini kaldırdı.
“Onlar susturulduğunda, aslında biz de susturuluyoruz.”
Murat başını salladı.
“Biz her şeyi dosyalara yazıyoruz…
Ama bazen gerçekler, dosyalara sığmaz.”
Akşamüstüne doğru şehir yavaş yavaş sakinleşirken,
Deniz evinde televizyonu açtı.
Ekranda deprem görüntüleri vardı.
Yıkılmış binalar…
Toz bulutları…
Sessizce bekleyen insanlar…
Alt yazıda sadece rakamlar geçiyordu:
“Ölü sayısı…”
“Yıkılan bina sayısı…”
Deniz kumandayı elinde tuttu.
Ama kanalı değiştirmedi.
Çünkü o rakamların arkasında yüzler vardı.
İsimler vardı. Hikâyeler vardı.
Ve en çok da… kaybolanlar.
İçinden şu cümle geçti:
“Bu sadece bir felaket değil…
Bu, ihmalin sonucu.”
Ertesi gün adliyede önüne gelen dosya, düşüncelerini doğrular gibiydi.
Deprem sonrası kaybolan çocuklar.
İsimler vardı.
Yaşlar yazıyordu.
Ama sonrası… yoktu.
Bir meslektaşı yanına yaklaştı:
“Bu dosyaları fazla kurcalama.
Büyük çıkar ilişkileri var.”
Deniz başını kaldırdı.
— “Çıkar mı?
Bu çocukların hayatı, hangi çıkardan daha önemsiz olabilir?”
Meslektaşı cevap vermedi.
Çünkü bazı soruların cevabı yoktu.
Ya da kimse vermek istemiyordu.
Aynı gün Murat bir hastaneye gitti.
Koridorlar kalabalıktı ama konuşmalar fısıltı hâlindeydi.
Bir hemşire yanına yaklaştı.
Gözleri doluydu.
“Bazı bebekler…” dedi,
“kayıt altına alınmadı.
Bazıları… başka ailelere verildi.”
Murat durdu.
“Nasıl?”
Kadın başını eğdi.
“Bilmiyorum… ya da bilmek istemiyorum.
Ama bir şeyler yanlış.”
Murat defterini çıkardı.
Not aldı.
İçinden geçen cümle ağırdı:
“Yeni doğanların bile hayatı pazarlık konusuysa…
burada sadece sistem değil, vicdan çökmüştür.”
Akşam saatlerinde Deniz ve Murat bu kez sahilde buluştu.
Deniz denize bakıyordu.
“Bu sadece bizim yaşadığımız bir şey değil,” dedi.
“Dünyanın her yerinde insanlar aynı şeyi söylüyor:
adalet, güvenlik, şeffaflık…”
Murat yavaşça cevap verdi:
“Ve her yerde aynı şey oluyor.
İnsanlar susturuluyor.”
Deniz gözlerini kapattı.
“İnsan susturuldukça… öfke büyür.”
Murat başını salladı.
“Öfke büyüdükçe… şiddet doğar.”
Bir süre sessiz kaldılar.
Sadece dalgaların sesi vardı.
Deniz derin bir nefes aldı.
“Adalet sadece mahkeme salonlarında çökmez,” dedi.
“Önce insanların içinde çöker.”
Murat ona baktı.
“Ve biz… o çöküşün tam ortasındayız.”
Güneş yavaş yavaş batarken,
ikisi de aynı şeyi düşünüyordu ama söylemiyordu:
Korku… bulaşıcıydı.
Ve yayılıyordu.
Ama yine de…
Deniz sessizliği bozdu:
“Biz susarsak… gerçekten kim konuşacak?”
Murat bu kez hiç tereddüt etmedi.
“Belki kimse.
Ama biz konuşmazsak… hiçbir şey değişmez.”
O gün açılan dosyalar,
sadece hukukî süreçler değildi.
Her biri,
korkunun gölgesinde sıkışmış hayatların iziydi.
Ve o gölge büyüdükçe…
Adalet biraz daha görünmez oluyordu.
Mesime Elif Ünalmış
29.05.2026

BÖLÜM 3 – Adaletin Çöküşü ve Korkunun Gölgesi
⬅️ Önceki Bölüm: Göç ve Kaybolan Çocukluklar

https://mesimeunalmis.com/2026/05/26/karanliktan-umuda-bolum-2goc-ve-kaybolan-cocukluklar/

➡️ Sonraki Bölüm: Okullarda Güvenlik ve Şiddetin Gölgesi

https://mesimeunalmis.com/2026/06/05/karanliktan-umuda-bolum-4-okullarda-guvenlik-ve-siddetin-golgesi/


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Hikâyeme dokunan düşüncelerini paylaş. Senin sesin burada değerli. Yorumun, bu yolculuğun bir parçası. Sessiz kalma, iz bırak.p Yazın