📖🌌 KAYIP MASALLAR KÜTÜPHANESİ BÖLÜM 2

İki kız çocuğu, büyülü bir ormanda gizemli bir varlıkla karşı karşıya. Ön planda, kırmızı bir pelerin giymiş bir çocuk görünmekte, etrafında parlayan mavi semboller ve süzülen holografik nesneler var. Arka planda ise büyük bir kurt, dikkatle izliyor.

📖🌌 KAYIP MASALLAR KÜTÜPHANESİ BÖLÜM 2
Elfida bir hafta boyunca o kitabı düşünmekten kendini alamadı.
Okulda ders anlatılırken aklı bazen tahtada değil, Masal Evi’ndeydi.
Gece yatağına uzandığında tavana değil, parlayan mavi harflere bakıyormuş gibi hissediyordu.
“Bir sonraki masalda yardımına ihtiyacımız olacak, Elfida.”
Bu cümle zihninde sürekli dönüp duruyordu.
Daha da garibi, kimseye anlatamıyordu.
Annesine anlatsa masalın etkisinde kaldığını düşünecekti.
Babası muhtemelen gülümseyip hayal gücünün ne kadar güçlü olduğunu söyleyecekti.
Ama Elfida emindi.
O kitabın sayfaları gerçekten hareket etmişti.
Ve kitap gerçekten onun adını yazmıştı.
Cumartesi sabahı geldiğinde erkenden uyandı.
Pencereye koştu.
Gökyüzü açık maviydi.
Bulutlar ağır ağır ilerliyordu.
Masal Evi’ne gitmesine daha saatler vardı.
Ama heyecandan yerinde duramıyordu.
Tam odasından çıkacakken kapı açıldı.
İçeri Aysuda girdi.
Elinde bir bardak süt vardı.
Yatağın kenarına oturdu.
“Bu hafta da gidecek miyiz?”
Elfida başını kaldırdı.
“Masal Evi’ne mi?”
“Başka nereye?”
Elfida gülümsedi.
“Tabii ki.”
Aysuda sütünden bir yudum aldı.
Sonra sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi ekledi:
“Bu kez laboratuvarda ne olacak acaba?”
Odanın içindeki sessizlik bir anda ağırlaştı.
Elfida’nın gülümsemesi kayboldu.
Kalbi tekledi.
“Ne dedin?”
Aysuda omuz silkti.
“Laboratuvar işte.”
“Geçen haftaki.”
Elfida yavaşça ayağa kalktı.
“Sen ne laboratuvarından bahsediyorsun?”
Aysuda kaşlarını çattı.
“Pamuk Prenses’in olduğu yerden.”
Elfida’nın boğazı kurudu.
“Sen… onu gördün mü?”
“Tabii.”
Aysuda şaşkın görünüyordu.
“Siz görmediniz mi?”
Elfida cevap veremedi.
Çünkü o anda aklından yüzlerce düşünce geçti.
Demek yalnız değildi.
Demek bütün bunları sadece o yaşamamıştı.
Aysuda da görmüştü.
Hem de en başından beri.
“Sen bana neden anlatmadın?”
Aysuda bu kez gerçekten şaşırdı.
“Anlatmam gerektiğini bilmiyordum.”
Bir an durdu.
“Sen de gördüğün için herkesin gördüğünü sandım.”
Elfida yatağa oturdu.
İkiz kardeşine baktı.
İlk kez aynı şeyi yaşadıklarını hissediyordu.
Ama farklı şekillerde.
“Sen ne gördün?” diye sordu.
Aysuda’nın gözleri parladı.
“Her şeyi.”
“Uçan araçları.”
“Parlayan kuleleri.”
“Laboratuvarı.”
“Kraliçenin ekranlarını.”
“Özellikle de o sahneyi.”
“Hangi sahneyi?”
“Nanobotların gökyüzünde dağıldığı anı.”
Elfida şaşkınlıkla ona baktı.
Çünkü o an onun da en net hatırladığı sahneydi.
Aysuda devam etti.
“Film gibiydi.”
Elfida gülümsedi.
İşte fark buydu.
O hikâyeyi düşünüyordu.
Aysuda ise sahneleri.
Biri kelimeleri seviyordu.
Diğeri görüntüleri.
Ama ikisi de aynı dünyayı görmüştü.
Ve bu durum her şeyi değiştiriyordu.
Öğleden sonra birlikte Masal Evi’ne gittiler.
Bu kez Elfida yalnız değildi.
Merdivenlerden çıkarken ikiz kardeşi yanındaydı.
Masal Evi her zamanki gibi kalabalıktı.
Çocuklar neşeyle içeri giriyordu.
Koridorlarda kahkahalar yankılanıyordu.
Ama Elfida bu kez farklı bir şey fark etti.
Duvarlardaki yıldız lambalarından biri yanıp sönüyordu.
Geçen hafta böyle değildi.
Sanki ona bir işaret veriyordu.
Bir an durup lambaya baktı.
Sonra gözlerini kırpıştırdı.
Lamba normale döndü.
Belki de yanılmıştı.
Salona girdiklerinde ön sıralara oturdular.
Aysuda heyecanla etrafı inceliyordu.
Elfida ise sahneye bakıyordu.
Masanın üzerindeki kitabı arıyordu.
Ama kitap ortada yoktu.
Dakikalar geçti.
Salon tamamen doldu.
Sonunda ışıklar karardı.
Yaşlı saat üç kez vurdu.
Tak.
Tak.
Tak.
Perde açıldı.
Anlatıcı sahneye çıktı.
Çocuklar sessizleşti.
Fakat bu kez Elfida’nın dikkatini başka bir şey çekti.
Anlatıcının kitabı elindeydi.
Ama kitabın kapağında artık bir şekil vardı.
Geçen hafta bomboş olan kapağın ortasında gümüş renkli bir kurt silueti parlıyordu.
Elfida’nın nefesi kesildi.
Aysuda da onu fark etmişti.
İkizler birbirlerine baktılar.
Hiç konuşmadılar.
Ama ikisi de aynı şeyi düşünüyordu.
Kurt.
Anlatıcı kitabı açtı.
Salon sessizliğe gömüldü.
Ve tanıdık o ses yankılandı.
“Bugünkü masalımız…”
Sayfalar kendi kendine çevrildi.
“…Kırmızı Başlıklı Kız.”
Tam o anda Elfida ile Aysuda’nın ayaklarının altındaki zemin kayboluyormuş gibi hissettirdi.
Masal başlamıştı.
Ama bu kez yalnızca bir kişi değil…
İki yolcu vardı.
Masal anlatıcısının sesi uzaklardan gelen bir yankıya dönüştü.
Salonun duvarları buğulanmaya başladı.
Yıldız lambaları birer birer söndü.
Çocukların fısıltıları rüzgârın içinde kayboldu.
Elfida gözlerini kırptı.
Bir kez.
İki kez.
Üçüncü kez açtığında artık Masal Evi’nde değildi.
Ayaklarının altında yumuşak toprak vardı.
Havada nem kokusu dolaşıyordu.
Ama bu sıradan bir orman değildi.
Ağaçlar gökyüzüne doğru yükselirken gövdelerinin içinden mavi ışıklar akıyordu.
Dallar arasında kuşlar yerine küçük metalik küreler uçuyordu.
Yaprakların üzerinde ışıklı semboller belirip kayboluyordu.
Sanki bütün orman nefes alan dev bir bilgisayardı.
Elfida hayranlıkla etrafına baktı.
Yanında duran Aysuda da aynı manzarayı izliyordu.
“Sen de görüyor musun?”
Aysuda başını salladı.
“Bu kez daha net görüyorum.”
Elfida derin bir nefes aldı.
Artık emindi.
Yalnız değildi.
Ormanın içinden ince bir uğultu yükseliyordu.
İlk başta rüzgâr sanıldı.
Ama dikkatle dinleyince başka bir şey olduğu anlaşılıyordu.
Milyonlarca fısıltı.
Milyonlarca veri.
Milyonlarca mesaj.
Sanki ağaçlar birbirleriyle konuşuyordu.
Birden önlerindeki zeminde ışıklı çizgiler belirdi.
Mavi yollar ormanın derinliklerine doğru uzanıyordu.
Aysuda eğilip yolları inceledi.
“Bir harita gibi.”
Elfida da fark etti.
Çizgiler rastgele değildi.
Bir yere yönlendiriyordu.
Tam o sırada anlatıcının sesi yeniden duyuldu.
“Küçük kız büyükannesine yiyecek götürmek için ormana girdi…”
Elfida’nın gözlerinin önünde yeni bir görüntü oluştu.
Kırmızı Başlıklı Kız ortaya çıktı.
Ama elinde sepet yoktu.
Sırtında parlak metalden yapılmış bir taşıma çantası vardı.
Çantanın üzerinde yanıp sönen semboller bulunuyordu.
Küçük kız hızla ışıklı yollar boyunca ilerliyordu.
Elfida onun peşinden gitmek istedi.
Ama tam hareket edeceği sırada Aysuda kolunu tuttu.
“Bekle.”
“Neden?”
Aysuda ilerideki ağaçları işaret etti.
Elfida dikkatle bakınca bir şey fark etti.
Ağaçlar hareket ediyordu.
Çok yavaş.
Neredeyse fark edilmeyecek kadar.
Ama hareket ediyorlardı.
Dallar yön değiştiriyor…
Gövdeler yer değiştiriyor…
Orman kendi şeklini değiştiriyordu.
“Bu orman canlı.”
Elfida fısıldadı.
Aysuda başını salladı.
“Ve bizi izliyor.”
Bu düşünce ikisinin de ürpermesine neden oldu.
Tam o sırada gökyüzündeki metalik kürelerden biri aşağı indi.
Sessizce yanlarından geçti.
Sonra bir ağacın gövdesine dokundu.
Gövdede ışıklı semboller parladı.
Ve küre tekrar yükselerek uzaklaştı.
“Ne yapıyorlar?”
Elfida sordu.
Aysuda cevap vermeden önce çevreyi inceledi.
“Bilgi topluyor olabilirler.”
Elfida’nın aklına okulda izlediği bir belgesel geldi.
Arılar nasıl çiçekler arasında bilgi taşıyorsa…
Bu küreler de verileri taşıyor olabilirdi.
Birden ormanın içinden sert bir ses yükseldi.
Alarm sesi.
Mavi ışıklar kırmızıya döndü.
Ağaçların üzerindeki semboller yanıp sönmeye başladı.
Gökyüzündeki küreler hızla hareket etmeye başladı.
Ormanda bir panik dalgası yayılıyordu.
Kırmızı Başlıklı Kız durdu.
Çevresine baktı.
Sanki bir şeyden kaçıyordu.
Ve birkaç saniye sonra onu gördüler.
Uzakta.
Ağaçların arasında.
İki sarı göz parladı.
Sonra kayboldu.
Elfida’nın kalbi hızlandı.
“Kurt…”
Aysuda da aynı yöne baktı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Hayır.”
Elfida şaşkınlıkla ona döndü.
“Ne demek hayır?”
“Bir şey tuhaf.”
“Nesi tuhaf?”
Aysuda gözlerini gözlerin kaybolduğu noktadan ayırmıyordu.
“Kurt bizi izlemiyor.”
“Ne yapıyor peki?”
Aysuda’nın sesi alçaldı.
“Sanki…”
Bir an durdu.
“Sanki o da bir şeyden kaçıyor.”
Tam o sırada ormanın derinliklerinden güçlü bir titreşim geldi.
Yer hafifçe sarsıldı.
Ağaçların üzerindeki bütün ışıklar aynı anda kırmızıya döndü.
Gökyüzünde dev bir sembol belirdi.
Ve bütün ormanda tek bir mesaj yankılandı:
TEHLİKELİ VARLIK TESPİT EDİLDİ.
YAKALAYIN.
YOK EDİN.
Elfida’nın gözleri büyüdü.
Çünkü mesajın hemen altında bir görüntü oluşmuştu.
Bir kurt resmi.
Ama resmin yanında yazan kod dikkatini çekti.
“Kayıt dışı varlık.”
Bu ifade kulağına hiç masal gibi gelmemişti.
Bu bir emir gibiydi.
Bir sistem emri.
Ve nedense Elfida ilk kez şüphe etmeye başladı.
Ya herkesin korktuğu kurt gerçekten kötü değilse?
Ya masalın anlatmadığı başka bir taraf varsa?
Tam o sırada sarı gözler yeniden ortaya çıktı.
Bu kez çok daha yakındılar.
Ve gözlerin sahibi yavaşça karanlığın içinden dışarı çıktı.
Ama gördükleri şey ikizlerin beklediği hiçbir şeye benzemiyordu.

Karanlığın içinden çıkan varlık sessizce durdu.
Elfida nefesini tuttu.
Aysuda gözlerini kırpmadan ona bakıyordu.
Bu, masallardaki kurt değildi.
En azından tamamen kurt değildi.
Gövdesi bir kurdu andırıyordu.
Uzun bacakları vardı.
Gri tüylerle kaplıydı.
Ama tüylerinin arasında ince mavi ışık çizgileri dolaşıyordu.
Sanki bedeninin içinde enerji akıyordu.
Gözleri altın sarısıydı.
Ve boynunun yanında metalik parçalar görünüyordu.
Bir makine gibi.
Bir canlı gibi.
İkisinin arasında bir şey.
Kurt birkaç adım öne çıktı.
Ama saldırmadı.
Sadece etrafını kontrol etti.
Sonra gökyüzüne baktı.
Uçan küreler hızla yaklaşıyordu.
Ağaçların üzerindeki kırmızı ışıklar daha hızlı yanıp sönmeye başladı.
Orman onu avlıyordu.
Elfida’nın içinde garip bir duygu oluştu.
Korku değil.
Acıma da değil.
Başka bir şey.
Sanki bu kurdu daha önce tanıyormuş gibi.
Tam o sırada kurt dönüp onlara baktı.
Ve inanılmaz bir şey oldu.
Elfida bir ses duydu.
Ama kurtun ağzı hareket etmemişti.
Ses doğrudan zihninin içinde yankılanmıştı.
“Kaçın.”
Elfida irkildi.
Aysuda da aynı anda geri çekildi.
Demek o da duymuştu.
Kurt yeniden konuştu.
“Onlar geliyor.”
Bu kez yer şiddetle sarsıldı.
Ormanın derinliklerinden dev makineler yükselmeye başladı.
İlk bakışta örümceğe benziyorlardı.
Ama bacakları metalden yapılmıştı.
Kırmızı sensör gözleri karanlıkta parlıyordu.
Her biri ağaçlar kadar büyüktü.
Ve hepsi aynı yöne ilerliyordu.
Kurdun bulunduğu yere.
Gökyüzündeki küreler de alçalmaya başladı.
Artık bütün sistem harekete geçmişti.
Bir tek kurdu yakalamak için.
“Bu normal değil.”
Aysuda fısıldadı.
Elfida başını salladı.
Gerçekten normal değildi.
Bir kurt için fazla büyük bir operasyondu.
Bir kurt için fazla büyük bir korku vardı.
Bir şey saklanıyordu.
Ve bu şey kurttan daha tehlikeli olabilirdi.
Tam o sırada ışıklı yollar boyunca koşan Kırmızı Başlıklı Kız yeniden göründü.
Nefes nefeseydi.
Sırtındaki metal çantayı sıkıca tutuyordu.
Arkadaşlarının yanına ulaştığında korkuyla konuştu.
“Onu buldular.”
Kurt gözlerini kapattı.
Sanki bunu zaten biliyormuş gibiydi.
Elfida hemen sordu:
“Sen kimsin?”
Kurt bir süre sessiz kaldı.
Sonra gözlerini açtı.
“Ben onların ilk koruyucusuydum.”
Gökyüzünde şimşek gibi ışıklar çaktı.
Uçan küreler biraz daha yaklaştı.
Ama kurt konuşmaya devam etti.
“Bu orman kurulduğunda bütün yolları ben koruyordum.”
“Verileri.”
“Bilgileri.”
“Hatıraları.”
Elfida şaşkınlıkla dinliyordu.
“Sonra ne oldu?”
Kurdun bakışları karardı.
“İnsanlar sistemi büyüttü.”
“Sonra sistemi kontrol etmek istedi.”
“Sonra sistem onları kontrol etmeye başladı.”
Aysuda’nın gözleri büyüdü.
Bu sözleri unutmayacaktı.
Çünkü yalnızca ormanı değil…
Gerçek dünyayı da anlatıyor gibiydiler.
Tam o sırada Kırmızı Başlıklı Kız sırtındaki çantayı açtı.
İçeriden küçük bir ışık küresi çıkardı.
Küre havada süzüldü.
İçinde görüntüler vardı.
Çocuklar.
Aileler.
Şehirler.
Kütüphaneler.
Parklar.
Anılar.
Binlerce anı.
Binlerce hikâye.
Elfida büyülenmiş gibi baktı.
Kurt yavaşça konuştu.
“Orman bunları korumak için yaratıldı.”
“Şimdi ise sahip olmak istiyor.”
Birden gökyüzünden güçlü bir ışın indi.
Küre parçalanmaya başladı.
Kırmızı Başlıklı Kız korkuyla bağırdı.
“Hayır!”
Uçan küreler saldırıya geçmişti.
Sistem artık beklemiyordu.
Yok etmek istiyordu.
Tam o anda Elfida’nın aklına bir şey geldi.
Nanobotlar.
Onlar da saldırıyordu.
Ama aslında yanlış kodlanmışlardı.
Belki burada da aynı şey vardı.
Belki sorun kurt değildi.
Belki sorun sistemin verdiği kararlardı.
Elfida gökyüzüne baktı.
Sonra ormana.
Sonra Aysuda’ya.
İkiz kardeşi onun ne düşündüğünü anlamış gibiydi.
“Deneyeceğiz değil mi?”
Elfida gülümsedi.
“Deneyeceğiz.”
İkizler birlikte ışık küresine doğru koştu.
Gökyüzünden gelen saldırılar küreyi parçalamaya devam ediyordu.
Ama onlar durmadılar.
Küreye ulaştıklarında Elfida ellerini üzerine koydu.
Aysuda da ona yardım etti.
Işık küresi parlamaya başladı.
Önce zayıf.
Sonra daha güçlü.
Sonra bütün ormanı aydınlatacak kadar güçlü.
Bir anda her şey durdu.
Uçan küreler.
Mekanik avcılar.
Kırmızı ışıklar.
Hepsi.
Ormanda derin bir sessizlik oluştu.
Ve ardından ağaçların üzerindeki bütün semboller değişti.
Kırmızı renk kayboldu.
Yerine mavi ışık yayıldı.
Gökyüzünde yeni bir mesaj belirdi:
HATA DÜZELTİLDİ.
KORUMA PROTOKOLÜ AKTİF.
TEHDİT BULUNAMADI.
Mekanik avcılar geri çekildi.
Uçan küreler yükseldi.
Orman yeniden sakinleşti.
Kurt başını kaldırdı.
İlk kez yüzünde huzura benzeyen bir ifade vardı.
“Hatırladılar.”
Elfida anlamadı.
“Kim?”
Kurt gökyüzüne baktı.
“Sistemin kendisi.”
Sonra yavaşça geri çekildi.
Ağaçların arasına doğru yürüdü.
Kaybolmadan önce son kez dönüp ikizlere baktı.
“Masalların anlattığı her şey doğru değildir.”
“Ve her kötü görünen şey düşman değildir.”
Ardından karanlığın içinde kayboldu.
Bir anda dünya bulanıklaşmaya başladı.
Orman dağıldı.
Ağaçlar ışığa dönüştü.
Gökyüzü parçalandı.
Ve Elfida gözlerini açtığında yeniden Masal Evi’ndeydi.
Çocuklar alkışlıyordu.
Anlatıcı kitabını kapatmıştı.
Masal bitmişti.
Ama bu kez farklı bir şey vardı.
Kitabın kapağındaki kurt silueti kaybolmuştu.
Yerine yeni bir sembol oluşuyordu.
İnce, uzun bir burun.
Ahşap bir yüz.
Ve parlak mavi gözler.
Elfida ile Aysuda aynı anda o şekli tanıdı.
Bir sonraki masalın kahramanı onları bekliyordu.
Pinokyo


29.06.2026
Mesime Elif Ünalmış


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Hikâyeme dokunan düşüncelerini paylaş. Senin sesin burada değerli. Yorumun, bu yolculuğun bir parçası. Sessiz kalma, iz bırak.p Yazın