Sevgi Evleri — Bölüm 10

Dört çocuk, bir oturma odasında yan yana oturmuş, kitap okumakta ve sohbet etmektedir. Arka planda bitkiler, yastıklar ve bir oyuncak ayı bulunmaktadır. Duvarlarda renkli yazılar ve mesajlar vardır.

Yan Yana

Aradan birkaç ay geçmişti.

Sevgi Evi artık ilk günkü Sevgi Evi değildi.

Kapısının önünden geçen çocuklar tabelayı tanıyor, başka okullardan gelen öğrenciler burayı merak ediyor, öğretmenler yapılan çalışmaları inceliyor, veliler toplantılarda kendi sorularını soruyordu.

Ama içeride hâlâ aynı şey oluyordu.

Çocuklar bazen gülüyor, bazen tartışıyor, bazen bir şeyi yanlış yapıyor, sonra yeniden deniyordu.

Yani Sevgi Evi büyümüştü.

Ama kusursuzlaşmamıştı.

Ayşe Öğretmen bunun böyle kalmasını istiyordu.

Çünkü çocukların birbirleriyle anlaşmayı öğrenmeleri, hiç anlaşmazlık yaşamamalarından daha önemliydi.

Bir cuma günü öğleden sonra bahçede alışılmadık bir kalabalık vardı.

Farklı sınıflardan çocuklar aynı anda gelmişti.

Kimi top oynamak istiyor, kimi bilgisayarda çalışmak, kimi bahçede yeni ekilen fideleri görmek istiyordu.

Defne elindeki listeye baktı.

“Bugün çok kalabalığız.”

Melis bilgisayarların olduğu bölüme göz attı.

“İki bilgisayar boş.”

Deniz bahçeyi gösterdi.

“Bahçede de yer var.”

Ali:

“Enerji kullanımını da takip etmemiz gerekiyor.”

Defne gülümsedi.

“Sen her şeyi enerjiye bağlıyorsun.”

“Çünkü her şey biraz enerjiye bağlı.”

Melis güldü.

“Buna itiraz edemem.”

Tam o sırada iki kız çocuğunun sesi duyuldu.

“Ben onunla oynamak istemiyorum.”

“Ben de onunla oynamak istemiyorum.”

Defne dönüp baktı.

Çocuklardan biri Zeynep, diğeri İpek’ti.

İkisi de aynı oyuncağın yanında durmuştu.

Defne yanlarına gitti.

“Ne oldu?”

Zeynep hemen:

“İpek benim grubuma girmek istiyor.”

İpek itiraz etti.

“Çünkü onun grubu daha kalabalık.”

Zeynep:

“Ben onun gelmesini istemiyorum.”

Defne bir an durdu.

Bu cümle ona tanıdık gelmişti.

Çok eskiden duyduğu bir cümle.

Ya ben ya o.

Bir an için bahçedeki sesler uzaklaştı.

Defne, okulun ilk günlerinden birini hatırladı.

Melis’in yanında duruyordu.

Deniz birkaç adım ötede bekliyordu.

O zaman her şey çok basit görünmüştü.

Birini seçmek gerekiyormuş gibi.

Şimdi ise önünde iki çocuk vardı.

Ve Defne ne söylemesi gerektiğini biliyor gibiydi.

Ama hemen söylemedi.

Önce ikisine de baktı.

“İkiniz de aynı oyunu oynamak istiyorsunuz.”

“Evet,” dedi İpek.

Zeynep sustu.

Defne devam etti:

“Peki neden aynı oyunda olamıyorsunuz?”

Zeynep cevap vermedi.

İpek:

“Çünkü anlaşamıyoruz.”

Defne gülümsedi.

“Anlaşamadığınız için aynı oyunu oynayamaz mısınız?”

İki çocuk birbirine baktı.

Zeynep:

“Bilmiyorum.”

Defne yere çömeldi.

“Ben de eskiden bilmiyordum.”

İpek merakla baktı.

“Sen de kavga ettin mi?”

Defne güldü.

“Hem de çok.”

Zeynep’in yüzündeki sertlik biraz azaldı.

Defne ayağa kalktı.

“İsterseniz oyunu birlikte değiştirelim.”

“Nasıl?”

“İkinizin de istediği bir kural bulalım.”

İki çocuk biraz düşündü.

Sonra İpek:

“Ben ilk turda takım kaptanı olayım.”

Zeynep hemen:

“Ben de ikinci turda.”

İpek:

“Tamam.”

Defne geri çekildi.

“Oldu.”

Çocuklar oyuna döndü.

Defne birkaç saniye onları izledi.

Sonra Melis yanına geldi.

“Ne oldu?”

Defne gülümsedi.

“Bir şeyi hatırladım.”

“Neyi?”

Defne cevap vermeden önce çocuklara baktı.

“Bazı şeyleri anlatmak yerine yaşamak daha kolay.”

Melis onun ne demek istediğini anlamıştı.

O günün sonunda çocuklar masanın etrafında toplandılar.

Ayşe Öğretmen onlara baktı.

“Bugün nasıl geçti?”

“Kalabalıktı,” dedi Ali.

“Gürültülüydü,” dedi Melis.

“Bahçe güzel oldu,” dedi Deniz.

Defne ise biraz düşündü.

“Bir şey fark ettim.”

Ayşe Öğretmen bekledi.

“Sevgi Evi büyüdükçe her şey kolaylaşmıyor.”

“Hayır,” dedi Ayşe Öğretmen.

“Daha çok sorun çıkıyor.”

“Evet.”

“Peki neden hâlâ iyi bir şey olduğunu düşünüyoruz?”

Bu kez cevap vermek için kimse acele etmedi.

Deniz:

“Çünkü sorun çıktığında konuşabiliyoruz.”

Melis:

“Eskiden biri karar verirdi. Şimdi daha çok kişi konuşuyor.”

Ali:

“Bazen karar vermek daha uzun sürüyor.”

Defne:

“Ama sonunda neden karar verdiğimizi biliyoruz.”

Ayşe Öğretmen gülümsedi.

“Sanırım büyümek biraz da bu.”

O akşam Sevgi Evi boşaldığında Ayşe Öğretmen içeride yalnız kaldı.

Sandalyeleri düzeltti.

Masaların üzerindeki kâğıtları topladı.

Bilgisayarları kapattı.

Sonra duvarın önünde durdu.

Çocukların aylar boyunca yazdığı cümlelere baktı.

İlk günlerden birinde yazılan:

Biri beni fark etsin.

Daha sonra:

Önce dinle.

Yanlış yaparsam tekrar denerim.

Teknoloji yardımcıdır. Kararı insan verir.

Suyu dikkatli kullan.

Enerjiyi boşa harcama.

Ve en altta, Kerem’in yazdığı cümle:

Bir yere ait olmak için önce birinin sana yer açması gerekir.

Ayşe Öğretmen o cümleyi uzun süre izledi.

Sonra kapının önünden gelen çocuk seslerini duydu.

Kapıya yöneldi.

Ertesi sabah okul bahçesinde çocuklar yine koşuşturuyordu.

Defne ile Melis yan yana yürüyordu.

Deniz elinde küçük bir fide taşıyordu.

Ali ise elinde yine o vazgeçilmez defteriyle geliyordu.

Kerem onların yanına koştu.

“Size bir şey söyleyeceğim.”

Defne:

“Ne oldu?”

“Bizim sınıfta iki çocuk kavga etti.”

Melis:

“Ne için?”

“Birisi diğerinin oyununa girmek istemedi.”

Defne durdu.

“Sonra?”

“Ben onlara Sevgi Evi’ni anlattım.”

Ali gülümsedi.

“İşe yaradı mı?”

Kerem başını salladı.

“Bilmiyorum.”

Herkes güldü.

Defne:

“Artık sen de bizim gibi konuşuyorsun.”

Kerem de güldü.

“Sonra ne oldu?” diye sordu Melis.

“Birlikte oynadılar.”

Defne’nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra:

“Güzel.”

Ayşe Öğretmen onları sınıfta bekliyordu.

Tahtaya yalnızca iki kelime yazmıştı:

YAN YANA

Çocuklar sıralarına oturdu.

Ayşe Öğretmen:

“Bugün size yeni bir şey öğretmeyeceğim.”

Çocuklardan biri güldü.

“Öğretmenim, bu güzel haber.”

Sınıfta kahkaha yükseldi.

Ayşe Öğretmen de güldü.

“Bugün sizin söylemenizi istediğim bir şey var.”

Tahtayı gösterdi.

“Yan yana olmak ne demek?”

Çocuklardan biri:

“Birlikte oturmak.”

Başka biri:

“Birlikte oynamak.”

Bir diğeri:

“Birbirine yardım etmek.”

Ayşe Öğretmen başını salladı.

“Bunların hepsi olabilir.”

Defne elini kaldırdı.

“Bence bazen aynı şeyi istemesek bile yan yana kalabilmek.”

Ayşe Öğretmen ona baktı.

“Biraz daha anlatır mısın?”

Defne düşündü.

“Mesela ben başka bir şey yapmak isteyebilirim. Sen başka bir şey. Ama illa birimizin gitmesi gerekmiyor.”

Melis başını salladı.

“Birbirimizi seçmek zorunda değiliz.”

Defne ona baktı.

“Evet.”

Melis bir an sustu.

Sonra:

“Birbirimizi dışlamak zorunda da değiliz.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Ayşe Öğretmen hiçbir şey eklemedi.

Çünkü bazı cümlelerin ardından açıklama yapmak gerekmiyordu.

Ders çıkışında çocuklar Sevgi Evi’ne doğru yürüdüler.

Kapının önüne geldiklerinde Defne durdu.

Aylar önce aynı kapının önünde Deniz durmuştu.

“Ben de oynayabilir miyim?” demişti.

O gün Defne’nin vereceği cevap, onun kendi hayatında da bir şeyleri değiştirmişti.

Şimdi kapının önünde başka çocuklar vardı.

Bir çocuk içeri girmekten çekiniyordu.

Yanındaki çocuk ona:

“Gel,” dedi.

“Beni tanımıyorlar.”

“Ben tanıyorum.”

“Ya beni istemezlerse?”

Çocuk elini uzattı.

“Ben istiyorum.”

Defne onları izledi.

Gözleri doldu ama gülümsedi.

Melis yanına geldi.

“İyi misin?”

Defne başını salladı.

“Evet.”

“Niye ağlayacak gibisin?”

Defne gözlerini sildi.

“Bilmiyorum.”

Melis gülümsedi.

“Bugün bu kelime yine bizimle.”

Defne güldü.

“Belki de bazı güzel şeylerin açıklaması hemen bulunmuyor.”

Kapı açıldı.

Çocuklar içeri girdi.

Defne, Melis, Deniz, Ali ve Kerem de peşlerinden yürüdüler.

İçeride yine gürültü vardı.

Yine farklı fikirler vardı.

Yine anlaşmazlıklar çıkacaktı.

Birileri hata yapacaktı.

Birileri kırılacaktı.

Birileri özür dileyecekti.

Ve belki bazı günler hiçbir şey yolunda gitmeyecekti.

Ama artık hiçbiri bundan korkmuyordu.

Çünkü Sevgi Evi’nin gerçek anlamını öğrenmişlerdi.

Burası insanların hiç üzülmediği bir yer değildi.

Hiç kavga etmediği bir yer de değildi.

Burası, biri düştüğünde diğerinin elini uzatmayı öğrendiği bir yerdi.

Bazen bir çocuğun sessizliğini fark eden…

Bazen yanlış bir kararı yeniden düşünen…

Bazen “Ben haklıyım,” demek yerine “Seni dinliyorum,” diyebilen…

Ve bazen de hiçbir şey söylemeden yanında duran insanların yeriydi.

Ayşe Öğretmen kapının eşiğinde durdu.

Çocukların seslerini dinledi.

Sonra tabelaya baktı.

SEVGİ EVİ

İlk günlerde bu yalnızca bir fikirdi.

Sonra bir oda olmuştu.

Bir bahçe olmuştu.

Bir okul olmuştu.

Şimdi ise başka çocukların hikâyelerine açılan bir kapıya dönüşüyordu.

Ama Ayşe Öğretmen biliyordu:

Asıl değişim binada değildi.

Çocukların birbirine bakışında başlamıştı.

Ve belki bir gün, yıllar sonra, bu çocuklardan biri başka bir yerde bir kapının önünde duran yalnız bir çocuğu görecekti.

Belki çocuk yine aynı soruyu soracaktı:

“Ben de oynayabilir miyim?”

O zaman cevap beklemeyecekti.

Kapıyı açacaktı.

“Gel,” diyecekti.

“Birlikte oynayalım.”

Ve hikâye yeniden başlayacaktı.

Son

Mesime Elif Ünalmış

30.10.2026


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir Cevap Hikâyeme dokunan düşüncelerini paylaş. Senin sesin burada değerli. Yorumun, bu yolculuğun bir parçası. Sessiz kalma, iz bırak.p Yazın