
Can büyüyordu. Bir yandan da zorlu tedavisi sürüyordu. Sık sık Ankara’ya gidip geldiler. Bebek farkında değildi elbette ama bir ömür boyu tedavi olmak zorundaydı. Annesi Can’ı rahat ettirebilmek, onun mutlu olmasını sağlamak için çok çaba harcıyordu. Sık sık yaptıkları otobüs yolculuklarında Melis Hanım mutlaka iki bilet alırdı. Can uyumadığı zaman Melis Hanım onu oyalamak için küçük oyunlar oynardı. Yanına masal kitapları da alırdı. Can, annesinin tatlı sesinden masal dinlemeyi çok severdi.
Can’ı yolculuklarda oyalamak kolay değildi. Zaman zaman mızmızlanırdı ve yolcular ağlama sesinden rahatsız olurdu. Böyle zamanlarda Melis Hanım onu uyutabilmek için kucağına alıp uzun süre sallardı. Bebek, bir süre sonra uykuya dalardı. Yüzünde beliren masumiyete bu ağır rahatsızlık yakışmıyordu. Can’ı uyutmak daha kolay olduğu için Melis Hanım genellikle gece seferlerini tercih ederdi.
Gün ışımadan Ankara’ya varıp bir saate yakın terminalde bekliyorlardı. Sabah altı civarında başlayan metro seferleriyle yorucu günleri de başlardı. Melis Hanım, buz gibi havada bebeğini bağrına basıp onu ısıtmaya çalışırdı. Kolları uyuşsa da Can’ı rahatsız etmemek için dayanırdı. Can’ın rahatını bozmak istemezdi. Can’ın tüm sorumluluğunu sırtına almıştı. Kolay değildi mücadelesi… Melis Hanım, hep oğlunun iyileşeceğine inanarak tedavisi için elinden geleni yapıyordu.
Melis Hanım siren sesini duyunca valizlerini tekrar sırtına aldı. Çantalarını aldıktan sonra Can’ı sıkıca kavradı. Metroya binince meraklı gözlerin üzerinde olduğunu hissetti; camdan dışarı baktı. Çantaları taşırken zorlanıyordu. Omuzlarındaki sorumluluk valizlerden de ağırdı. Bir süre sonra, anonsu duydu. İnmek için hazırlandı. Hastane, taksiye ya da dolmuşa binilemeyecek kadar yakın olsa da valizlerle yürümek kolay değildi. Ama Melis Hanım yürümek zorundaydı. Tedavi masraflarını zor karşılıyordu. Can, tedavisinin henüz başlangıç aşamasındaydı ve sonuçlar pek iç açıcı değildi. Bazı gelişlerinde birkaç hafta hastanede kalmaları gerekebiliyordu.
Yine böyle bir zamanda Ankara’ya gitmek için yola koyuldular. Ankara’ya varır varmaz hastaneye geçtiler. Melis Hanım, gün boyu hastanede sevk işlemleriyle uğraştı. Can henüz bir yaşlarındaydı. Yanakları kızarmıştı; iri, güzel gözlerle etrafına merakla bakıyordu.
Doktor, bebeği muayene ettikten sonra, ikinci kemoterapi için yatış verdi. Hemşire siyah perdeleri taktı. Odanın karanlık olması gerekiyordu. Hastaların ilaç aldığı sırada ışığı hiç açmıyorlardı. Can karanlıkta huzursuz oluyordu. Melis Hanım, Can’ı yatakta hareket etmeden tutabilmek için elinden geleni yaptı. Bebek, zaman zaman kolunu kaldırmaya çalışıyor, Melis Hanım tutunca da hırçınlık yapıyordu.
Kemoterapi sekiz saat sürüyordu. İlaçlar serumla alınıyordu. İlacın düzenli damlaması için Can’ın olabildiğince hareketsiz kalması gerekiyordu. Melis Hanım, Can’ı oyalamak için oyunlar oynadı, şarkı söyledi, hayvan taklidi yaptı. Odada bulunan diğer hasta çocuklar da Melis Hanım’ı dikkatle izliyordu. Melis Hanım bu karanlık odanın oyun ablasıydı. Bu çocuklara üzülüyor, bir yandan da onların yüzünde küçük bir tebessüm yaratmak için uğraş veriyordu.
Bir süre sonra Can yine mızmızlanmaya başladı. Kolunu oynatıp duruyordu. İlacın bitimine yakın annesi, Can’ın çok hırçınlaştığını görünce örtünün altından Can’ın elini çıkardı. Elinde şişlik ve kızarıklık vardı. Koluna takılı branülün kaydığını fark etti. Endişeyle hemşire odasına gitti, durumu anlattı. Hemşire ‘birazdan geliyorum’ dedi. Melis Hanım’ı geri gönderdi. Melis Hanım, Can’ın koluna dokununca koluna bol gelen kazağı hiç hareket ettiremedi. Şişlik dirseğine kadar çıkmıştı. Hemşire Hanım, yarım saat kadar sonra geldi.
Bu gecikme Melis Hanım’ı öfkelendirdi. Zaten çok stresliydi. Hemşireye sinirlenip bağırmaya başlayınca odada bulunan arkadaşları onu sakinleştirmeye çalıştı. Ardından bir hemşire daha içeri girdi;
“Ne oluyor burada? Ne bağırıyorsunuz!” diyerek Melis Hanım’ı azarladı. Melis Hanım gözlerini hemşireye dikmişti.
“Yarım saat önce size durumu anlattım, oralı olmadınız. Çocuğun kolu davul gibi olmuş” dedi.
Yan odada hastalar için pamuk kesiliyordu. Orada bulunan makası alıp Can’ın kazağını kestiler. Manzarayı gören hemşire, branülün çıktığını görünce hatasını anladı. İlaçlar çok ağır olduğu için hayati önem arz ediyordu. Yanındaki hemşireye; “Çabuk Doktor Bey’i çağırın!” dedi.
Can ise korku ve acıdan bağırarak ağlamaya başladı.
İki dakika sonra Doktor içeri girdi. Can’ı o halde görünce hemşireye;
“Bu çocuğu hiç kontrol etmediniz mi?” diye sordu. Sonra devam etti;
“Derhal ambulans çağırın! Burada çocuğa müdahale edemeyiz!” dedi.
Melis Hanım, doktorun yüzüne bakarak bir açıklama bekledi. Korkulu gözlerle neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Doktor, Melis’e korkutan bir cümleyle seslendi;
“Her şeye hazırlıklı olun…” dedi.
Melis Hanım gözlerini bir kez daha hemşireye dikti. Bu mesleğe her zaman çok saygı duyardı ama bu hemşirenin lakayt tavrı Can’ın canını yakmıştı;
“Dua edin boncuk gözlüme bir şey olmasın” diyerek Can’ı kucağına aldı.
Ambulans geldi. Apar topar hazırlanarak, ambulansa binip gittiler. Melis Hanım, öfke patlaması yaşıyordu. Hem kendine hem de hemşireye kızıyordu. Vardıklarında ayakta zor durabilen Melis Hanım, vakit kaybetmeden görevliye durumu anlattı. Can’a bir şey belli etmemeye çalışıyordu. Henüz eşine haber verememişti. Cerrahiden çıkan sonuca göre arayacaktı. Tek başına verdiği bu mücadelede ayakta durmaya çalışıyordu.
Can’ın muayenesi yarım saat kadar sürdü. Melis Hanım’ın içi içini yiyor, hastane koridorunda bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Nihayet doktor kapıda belirdi. Melis Hanım, doktoru soru yağmuruna tutmaya başladı. Doktor Bey sakin bir ses tonuyla konuştu;
“Sakin olun. Şu anda durum kontrol altında. Bazı iğneler vuracağız. Aksi takdirde çocuğun kolunu kaybedebiliriz.” Dedi üzgün bir ifadeyle.
Bu sözleri duyan Melis Hanım, doktorun elindeki reçeteyi bir şahin gibi kaptı. Hemen harekete geçerek ilaçları temin etti. Ambulans eşliğinde hastaneye geri dönerek bir an önce ilaçlara başlaması için tekrar doktoruna başvurdu. Melis Hanım bir an için çocuğa hiçbir şey olmayacağını düşündü. Bu düşünce onu biraz rahatlattı.
Hastane personeli hata yapmış olmanın verdiği suçluluk duygusuyla Can’la özel olarak ilgilenmeye başlamıştı. Özellikle hatayı yapan hemşire, bebekle annesi gibi ilgileniyordu. Kendi hatası yüzünden Can’ın başına bir şey gelmesin diye dua ediyordu.
Melis Hanım, olanları eşi Ahmet’e anlattı. Adam acilen gelmek istediğini söyleyince Melis Hanım onu gelmemesi için zor ikna etti. Can’ın tedavisinin aksamaması için Ahmet’in işini kaybetmemesi, sigortasının düzenli ödenmesi gerekiyordu. Adam durumu çaresiz kabul etti.
Her gün vurulmaya başlanan iğneler bebeğin hassas teninde yara yapmaya başladı. İğne yapacak yer kalmamıştı. Can rahat uyuyamıyor, zaman zaman hırçınlaşıyordu. Elbet kolay değildi. Yüz yirmi iğne vurulması gerekiyordu. Her iğnede birkaç kişinin yardımına ihtiyaç duyuluyordu. Melis Hanım’ın içinden parçalar kopuyordu.
Birkaç gün sonra doktor, Can’ın kontrolünü yaptıktan sonra onun taburcu olabileceğini söyledi. Kırk gün hastanede kalmışlardı. Eve dönme fikri Melis Hanım’ı mutlu etti. Hemen valizlerini hazırlayıp yolculuk için yer ayırttı. Biletleri yine akşam saatine ayarlamıştı. Taburcu işlemlerini bitirdikten sonra bir süre hastanede beklediler…
Mesime (Elif) ÜNALMIŞ.28.04.2023
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.