
Can, on yaşında vardı. Yaz tatilinde sıkılıyordu. Birçok arkadaşı tatil yörelerine gitmişti. Can da tatile gitmek istiyordu ancak babası müsait olamadı. Bütün komşular gibi Can’ın ailesi de bu boğucu yaz günlerinde evden çıkmamayı seçiyordu. Sokaktaki sessizlik huzur veriyordu ancak bir çocuk için öyle değildi. Can, oyun oynamak istiyordu. Bilgisayar oyunları oynamaktan sıkılmıştı. Zaten gözleri bilgisayara bakarken yoruluyordu. Ekranı tam olarak net göremiyordu.
Can kahvaltıdan sonra ‘ne yapsam?’ der gibi etrafına bakınıp durdu. Sonra oflaya puflaya annesinin karşısına geçti. Ağlamaklıydı, kapana sıkışmış gibiydi. Melis Hanım kayıtsız kalamadı, aklına bir fikir geldiğini söyledi. Sonra Can’a dönerek;
“Çok iyi bir arkadaş buldum sana, bundan böyle yanından hiç ayrılmayacak” dedi.
Can’ın boncuk gözleri ışıldadı. Yanağında beliren gamzeleriyle sırıtır gibi annesine bakıyordu. Melis Hanım;
“Şimdi gözlerini kapat bakalım, ben aç demeden sakın açma” diyerek salona geçti.
Melis Hanım, üzerine yeşil bir tişört giyindi, altına bir pantolon geçirdi. Tişörtün bir kolunu omuzundan sarkıttı. Can’ın kırmızı şapkasını ters takarak kendini eğlenceli, gülünç bir hale soktu. Sonra yanaklarına allık sürdü; üzerine siyah benekler çizdi. Bu haliyle uğur böceğini andırıyordu yanakları. Kendini biraz palyaçoya benzetmiş oldu. Sonra Can’a;
“Arkadaşınla tanışmaya hazır mısın?” diye sordu.
Kılık değiştiren Melis Hanım, birden Can’ın arkasında belirdi. Arkasını dönen Can şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı! Melis Hanım artık Cem olmuştu. Peltek peltek konuşuyordu. Dudaklarını büzüp, kalın bir ses çıkartarak yaramaz erkek çocuğu taklidi yapmaya başladı. Can’ın ensesine dokunarak; “Ne haber arkadaşım?” dedi.
Can’ın şaşkınlığı ikiye katlandı. Annesinin bu komik görünümüne kahkaha atarak bakıyordu. Sonra Melis Hanım;
“Benim adım Ata, buraya yeni taşındık” dedi ve gülünç konuşmasına devam etti;
“Duyduğuma göre bir arkadaşa ihtiyacın varmış. İstersen seninle arkadaş olabilirim.” dedi.
Melis Hanım, pes etmeden konuşmaya devam ediyordu. Can giderek Ata’ya alıştı. Bir süre sohbet ettiler. Can, çok eğlendiğini fark etti. Ata konuşmaya devam ediyordu;
“Ben bu sokağın en tatlı çocuğuyum. Eğer benimle arkadaş olamazsan ben de yalnız kalırım. Yalnızlık ikimizin de hoşuna gitmez.”
Melis Hanım, boncuk gözlüsünü mutlu etmenin sevincini yaşıyordu. Mutluluğun her hastalığı yenebileceğini düşünüyordu. Hem Can’ın hem de Melis Hanım’ın buna ihtiyacı vardı.
Gün geçtikçe Ata ve Can arkadaşlıklarını pekiştirdi. Artık bu oyunu oynamak ikisi için de alışkanlık haline gelmişti. Ertesi hafta Ahmet Bey tatile gidebilecek şartları yaratabilmişti. Ahmet Bey’in geçen yıl aldığı eski bir arabayla bir haftalığına da olsa deniz kıyısına gideceklerdi.
Ertesi gün erkenden kalkıp Gümüldür’e vardılar. Can, denizi görünce adeta kendinden geçti. Hemen deniz şortunu giydi. Denizin tadını çıkarmaya başladı. Deniz biraz dalgalıydı ama Can denizden çıkmak istemiyordu. Melis Hanım, Can’ı hiç yalnız bırakmıyordu.
Can nihayet acıktı. Babasının hazırladığı güzel sandviçleri yemek için kumsala koştu. Can büyük bir iştahla yemeğini yedikten sonra mayıştı, uyumak için yatacak yer aradı. Dalgalı denizde oynamak onu yormuştu. Melis Hanım şezlongda oğluna yer ayarladı. Can, gözlerini kapatır kapatmaz uykuya daldı. Melis Hanım da manzaranın tadını çıkartıyordu.
Birlikte güzel bir hafta geçirdiler. Güle eğlene eve dönmek için yola çıktılar. Yolda arabaları su kaynattı; biraz meşakkatli bir yolculuktan sonra evlerine vardılar. Ahmet Bey arabayı elden çıkarmaya karar verdi.
09.05.2023 Mesime (Elif) ÜNALMIŞ
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.