İYİLİK ELCİSİ

 


İYİLİK ELÇİSİ

Eylül, annesi Ela Hanım’la birlikte bir alışveriş mağazasına gitmişti. Raflarda dizili bilim dergileri hemen dikkatini çekti. Merakla dergileri tek tek inceledi, sayfalarını çevirdi, sonra yerine bıraktı. Ela Hanım, kızının bilime olan ilgisini bildiğinden, onun baktığı dergilerden ikisini satın aldı. Eylül, dergileri kucaklayarak annesine teşekkür etti. Henüz okumaya yeni başlamıştı ama bir şeyler öğrenmek onu çok mutlu ediyordu.

Anne-kız birlikte çeşitli etkinlikler yapıyorlardı. Eylül, gökyüzüne sık sık bakıyor, annesine durmadan sorular soruyordu. Ela Hanım, bildiği kadarıyla cevaplamaya çalışıyordu. O gün de masmavi gökyüzüne bakarken, daha önce rüyasında gördüğü Gökkuşağı Ülkesi’ni hatırladı. Annesine dönerek:

— Anne, rüya görmek çok güzel değil mi? diye sordu.

Ela Hanım gülümseyerek:

— Haklısın, rüya görmek gerçekten çok güzel, dedi.

Sözlerine devam etti:

— Rüyalarımızda gördüğümüz ayrıntıları hatırlamak çok önemlidir. Birçok bilim insanı, rüyalarından etkilenerek projeler üretmiştir. Sen de gördüğün rüyaları bir deftere not et. Belki bir gün neden rüya gördüğümüzü ve rüyaların etkilerini nasıl yaşadığımızı daha iyi gözlemleme şansın olur. Bu konu, birçok insanın merakını uyandırmıştır.

Eylül, annesini dikkatle dinliyordu. O günden sonra gördüğü ve hatırladığı rüyaları bir deftere yazmaya başladı. Bir akşam koltukta otururken göz kapakları ağırlaştı. Uyku saati yaklaşmıştı. Ela Hanım, Eylül’ü yatağına götürdü ve ona güzel bir masal okudu. Bir süre sonra Eylül uykuya yenik düştü.

Ela Hanım, kızının üzerini yavaşça örttü, ışığı söndürdü ve kapıyı kapattı. Eylül derin bir uykuya dalmıştı. Daha önce gördüğü rüyanın aynısını yeniden görüyordu. Hayalini kurduğu Gökkuşağı Ülkesi’ne gitmişti. Onu Tolga ve arkadaşları karşıladı. Eylül şaşkınlıkla etrafına bakıyor, aynı yere nasıl geldiğini düşünüyordu.

Tolga, gülümseyerek:

— Eylül, seni Aksakallı Bilge Dede’nin yanına götürmek için geldim, dedi.

Eylül, Tolga’ya sorular soruyor, olanları anlamaya çalışıyordu. Bir yandan gördüğü güzelliklerin tadını çıkarıyor, diğer yandan Tolga’ya eşlik ediyordu. Nihayet Aksakallı Bilge Dede’nin evine vardılar. Bahçede birbirinden güzel ağaçlar ve rengârenk çiçekler vardı.

Demir kapının önünde Aksakallı Bilge Dede belirdi:

— Hoş geldin güzel kızım, diyerek kollarını açtı.

Eylül cılız bir sesle:

— Hoş bulduk, dedi.

Kısa bir duraksamadan sonra güven dolu kolların sıcaklığını hissederek ona sarıldı. Sonra hep birlikte içeri girdiler. Eylül şaşkınlıkla etrafına bakıyor, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gözleri Aksakallı Bilge Dede’nin yüzünde geziniyordu. Neler olup bittiğini ancak onun açıklayabileceğini düşünüyordu.

Eylül, devasa büyüklükteki bir sandalyeyi andıran tahta oturağa oturtuldu.

— Burada neler oluyor? diye sordu.

Tolga ve arkadaşları gülümsüyor ama kimse bir şey söylemiyordu. Eylül biraz tedirgin olmuştu. İyilerin dünyasında kimsenin kötülük yapamayacağını bilse de içindeki huzursuzluğu gizleyemiyordu.

Aksakallı Bilge Dede:

— Sakin ol güzel kızım. Biz iyilerin dünyasında, senin gibi cesur ve kalbi iyilik için atan insanları ödüllendiriyoruz. Sen de saflık derecesinde iyi kalpli bir çocuksun, dedi. Ardından Tolga’ya dönerek:

— Sihirli küreyi getir bakalım.

Eylül’ün kalbi küt küt atıyordu. Gözleri ışıl ışıl olmuştu. Tolga, sihirli küreyi yavaşça masanın üzerine bıraktı.

Aksakallı Bilge Dede:

— Artık sihirli küreyi sahibine teslim etmenin zamanı geldi.
Eylül mutluluktan ayağa kalkmıştı. Oldukça yüksek olan tahtın önüne, onun rahatça ulaşabilmesi için bir basamak yerleştirilmişti. Dikkatlice sihirli kürenin bulunduğu masanın önüne geldi.

— Bunu bana mı vereceksiniz? diye sordu.

Aksakallı Bilge Dede gülümseyerek:

— Evet kızım, dedi. Ardından ekledi:

— Burada gördüğün insanlar, bir zamanlar senin dünyanda yaşıyorlardı. Kötülerin varlıklarını çok yükselttikleri bir dönemde, kalbi saf iyilikle atan, iyi yürekli insanlar ansızın boyut değiştirerek buraya geldiler. Geride kalanlar ise çok kötü olanlar ve kalbinde hem iyilik hem kötülük taşıyanlardı. Yani bulundukları duruma göre yön değiştirebilen insanlardı.

Eylül tam bir şey soracakken, Aksakallı Bilge Dede elini kaldırdı:

— Sus ve sadece beni dinle güzel kızım. Sana her şeyi açıklayacağım.

— Senin annen ve baban, iyi yönlerini hep aktif tuttu. Onların bu davranışı, senin saf benlikle dünyaya gelmeni sağladı. Sen dünyaya geldikten sonra, baban talihsiz bir kaza sonucu hayata gözlerini yumdu. Annen ise bütün sevgisini senin üzerine yoğunlaştırdı. Sevgiyle büyüdüğün için, etrafında yaşadığın kötülükleri sorgulamaya başladın. Bu saf benliğin ve iyilik için atan kalbin bizim için umut oldu.

— Senin aracılığınla dünyayı kötülerden arındırmak ya da en aza indirgemek istedik. Sana rüyalar aracılığıyla ulaşabilirdik. Algın açık olduğu için sana ulaşmayı başarabildik. Annen sana rüyalarınla ilgili not almanı söylemişti. Sen rüyalara yoğunlaşınca, bize ulaşmamız kolaylaştı.

— Bir gün çok içten bir dilekte bulunmuştun: “Keşke sihirli güçlerim olsa,” demiştin. Bunu kendin için değil, başkaları için dilemiştin. İşte seni bizimle buluşturan şey, senin bu iyi niyetindi.

— Biz iyilerin dünyasında, hepimizin güzel enerjisiyle özel güçlere sahibiz. Ancak bu güçleri sadece kendi dünyamızda kullanabiliyoruz. Senin dünyana yardım edebilmemiz için, enerjimizi yani sihirlerimizi sana yükleyerek sağlayabiliriz.

Eylül, kafasında beliren tüm sorulara yanıt bulduktan sonra:

— Dünyama yardım etmeye hazırım, dedi ve Aksakallı Bilge Dede’ye kararlılıkla baktı.
Elbette Mesime, işte son kısmın edebi akışa uygun şekilde düzenlenmiş hali:


Aksakallı Bilge Dede, cebinden toz halinde bir madde çıkardı. Parmaklarına döktü, ardından ellerini ovup sihirli kürenin üzerinde gezdirdi. Parmak uçlarında beliren kıvılcıma benzer, birbirinden renkli ve büyüleyici güzellikteki minik sihir topları küreye değdikçe gökkuşağının tüm renkleri ortaya çıktı. Küre, önce daha da parlak bir hal aldı, sonra yeniden şeffaf görüntüsüne döndü. Aksakallı Bilge Dede, sihirli küreyi Eylül’e teslim etti.

Eylül küreye dokunduğunda içinde bir ışık belirdi. Enerjiyi tüm varlığında hissetti. Her şeye saf iyilikle bakabilmenin mükâfatı, büyüleyici bir ödülle taçlandırılmıştı. Aksakallı Bilge Dede, Eylül’ün mutluluğunu bir süre izledikten sonra kürenin nasıl çalıştığını gösterdi.

— Önce sihirli küreyi iki elinin arasına al. Ellerini içe ve dışa doğru çeviriyormuş gibi yap. Ardından şu sihirli sözcüğü üç kez tekrarla: “İyilik yap, iyilik bul.” Bu küre sadece iyilik yapmak için çalışır. Onu yalnızca sen görebileceksin. Şeffaf bir hal alacak ve yalnızca çalıştığında ışıldayacak. Işık saçarken kimsenin görmediği bir yerde kullan ve kimseye hissettirme. Kısa sürede ışık senin içine geçer. İyilik yapmak istediğin kişiye dokunduğunda, kötü biri iyi bir insana dönüşür.

— Ancak her insana uygulama. Sadece başkalarına zarar veren birine bu enerjiyi geçirebilirsin. Sen artık bir iyilik elçisisin. Çok dikkatli olmalısın. Yolun açık olsun.

Aksakallı Bilge Dede, Eylül’ün yanaklarını tutarak alnının ortasına bir öpücük kondurdu.

— Ama bunu hiç kimse bilmeyecek. Yoksa sihir önemini yitirir.

Eylül söz verdi. Aksakallı Bilge Dede elini kaldırarak onu uğurladı.

Eylül derin uykusundan uyandı. İçinde huzur dolu bir hisle yatağından kalktı. Dolabını açarken gözleri rüyasında gördüğü şeffaf küreye takıldı. Şaşkınlık içindeydi. Gördüğü şeyin bir rüyadan ibaret olmadığını anlamıştı. Eylül, rüyalardan sonraki üst boyutta gerçek insanların iyilikler dünyasına gittiğini fark etti. Herkesten farklı bir çocuktu artık. Özel güçleri vardı. Bu sırrı annesinden bile saklaması gerekiyordu. Hayata seçilmiş bir insan olarak geldiğini bilmek onu mutlu etmişti. Bu önemli sorumluluğu yerine getirmek için kendine söz verdi.

Ela Hanım balkonda çamaşırları sererken komşusu Yonca Hanım’la sohbet ediyordu. Eylül arkasından belirdi:

— Anneciğim, ben uyandım.

— Günaydın güzel kızım. Elini yüzünü yıka, birlikte kahvaltı yapalım.

Ela Hanım, kahvaltıdan sonra Serpil Teyzelerin evine gideceklerini söyledi. Eylül, oynayacağı birkaç oyuncağını yanına aldı. Yola koyuldular. Yol boyunca Ela Hanım, Serpil’in evliliğinde bazı sorunlar olduğunu anlattı:

— Biz konuşurken bizi rahatsız etme. Sen Nuray’la oyun oynarsın. Serpil Teyzeni üzecek bir davranışta bulunmanı istemiyorum.

Serpil Hanım kapıyı açtı. Ela Hanım’ı beklediği her halinden belliydi. Önce Eylül’e sarıldı, sonra Ela Hanım’a. Nuray ile Eylül çoktan oyuna dalmışlardı. Serpil Hanım, eşiyle ilgili sorunlarını hararetle anlatıyordu. Eylül gizlice onları dinliyordu.

Bir süre sonra kapı çaldı. Serpil Hanım irkildi:

— Başımın belası geldi…

Kapıyı açtığında Yakup Efendi karşısında duruyordu. Sert bakışlarıyla ortamı geriyordu. Ela Hanım, Serpil’in tedirginliğini fark etti:

— Hoş geldiniz Yakup Efendi, biz de gidiyorduk.

Eylül, Yakup Amca’nın daha önce Serpil Teyzesine kötü davrandığına şahit olmuştu. Nuray koridorda babasını izliyor, gelecek hamleyi bekliyordu. Eylül, oyuncaklarını toplamak için Nuray’ın odasına gitti. Gizlice sihirli küreyi çıkardı. Ellerini içe ve dışa doğru çevirir gibi yaparak sihirli sözcüğü fısıldadı. Sonra annesinin yanına döndü.

Yakup Amca’nın öfkeli bakışları Serpil Teyzesinin üzerinde geziniyordu. Eylül daha fazla dayanamadı. Küçük bir hamleyle:

— Hoş geldin Yakup Amca, diyerek ellerini öptü.

Bu sihirli dokunuş, Yakup Amca üzerinde garip bir etki yarattı. Ortam birden huzurla doldu. Serpil Teyze gevşedi, rahatladı. Nuray babasına baktığında ilk kez onu gördüğüne sevindiğini düşündü. Koşarak babasına sarıldı. Serpil Hanım, hissettiği bu yeni duygulara şaşırmıştı. Sihirli dokunuştan sonra Yakup Efendi iyiliklerin dünyasına adım atmıştı.

Eylül, ilk görevini tamamlamanın mutluluğuyla annesinin elini tutarak oradan ayrıldı. Ela Hanım, Yakup Efendi’nin davranışındaki değişimi ve yaşadığı şaşkınlığı Eylül’le paylaştı. Eylül gülümseyerek:

— Belki de iyi bir insan olmaya karar vermiştir, dedi.

Ve birlikte eve doğru yürüdüler.

 

“İyilik, sessizce yapılan ama yankısı sonsuza dek süren bir mucizedir.”
Okur Anketi:

  1. Eylül’ün sihirli dokunuşu sizce gerçek hayatta hangi duyguyu temsil ediyor?

– Merhamet
– Cesaret
– Umut
– Şefkat

  1. Sizce Eylül’ün sırrını saklaması mı daha doğruydu, yoksa paylaşması mı?

– Saklaması: Çünkü iyilik sessizce büyür
– Paylaşması: Çünkü iyilik çoğaldıkça güçlenir
– Kararsızım, ama bu hikâye beni düşündürdü
– Ben olsam farklı bir yol izlerdim…

✍️ Yorumlarda şunu paylaşmanı çok isterim:
Senin hayatında “iyilik elçisi” olduğunu hissettiğin bir an oldu mu?
Bu hikâyede seni en çok etkileyen sahne hangisiydi ve neden?
23.08.2025
Mesime Elif Ünalmış


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.