
Bölüm 1: Eylül – Gökkuşağı Ülkesinde İyilerin Dünyası Mümkün mü?
Küçük ve sevimli bir kızdı Eylül. Badem gözlerini çevreleyen uzun kirpikleri ve yanağındaki gamzesiyle, gülümsemesi adeta bir masalın giriş cümlesi gibiydi. İsmini abisi koymuştu. Eylül, çevresinde olup biteni fark eden, sorgulayan ve merak eden bir çocuktu. Henüz yedi yaşındaydı ama zekâsı, yetişkinleri bile şaşırtıyordu.
Annesi Ela Hanım’ı soru yağmuruna tutar, yanından hiç ayrılmazdı. Ela Hanım arkadaşlarıyla sohbet ederken Eylül oyun oynar gibi görünse de kulakları hep büyüklerin konuşmalarındaydı. Onların mutsuzlukları onu derinden etkiliyordu. “Büyümek istiyorum ama mutsuz olmak istemiyorum,” diye geçirirdi içinden.
Büyükler, çocuklardan doğru davranışlar beklerken, kendilerinin zaman zaman ne kadar yanlış davrandıklarının farkında bile değillerdi. Eylül, bu çelişkiyi anlamaya çalışıyor, bazen büyüklerin tartışmalarına tanık oluyordu. Çok duygusaldı. Her şeyin güzellikler içinde olmasını istiyordu. “Keşke sihirli güçlerim olsa da büyüklerin sorunlarını çözebilsem,” diye hayal kurardı.

Annesi onun dalıp gittiğini fark etti.
“Benim güzel prensesim, neler düşünüyorsun bakalım?” diyerek gözlerine sevgiyle baktı.
“Sanırım uyku saatin geldi,” dedi ve elinden tutarak yatağına götürdü. Eylül’e güzel bir hikâye okudu. Çünkü her çocuğun hikâyelerle büyümesi gerektiğine inanıyordu.
Eylül, hikâyenin etkisiyle derin bir uykuya daldı. Rüyasında gökkuşağını gördü. Renkler pırıl pırıl parlıyordu. Büyüsüne kapıldı. Bir hamleyle gökkuşağının üzerine atladı. Nasıl yaptığını kendisi bile anlayamadı. Ardından gökyüzünde bir merdiven belirdi. Merdivenin sonunda kapı çerçevesine benzeyen bir düzenek vardı. Heyecanla tırmandı. Kapının ötesinde mavilikler göz kamaştırıyordu. Bir adım attı ve kapı arkasından kapandı.
Korkudan küçük dilini yutacaktı!
Ama sonra etrafına baktı. Her yer yemyeşildi. Binbir renkte çiçekler, meyve ağaçları… Çocuklar havuz başında oyunlar oynuyor, gülüyor, yüzüyorlardı. Herkes mutlu görünüyordu. Eylül şaşkınlıkla etrafı izledi.
Biraz ileride devasa bir çınar ağacı gördü. Ağaca doğru koştu. Yaklaştıkça ağaç daha da büyüyordu. Gövdesine yaslanmış üç çocuk dikkatini çekti. Yanlarına yaklaştı. Çocuklar üzgün görünüyordu.
“Merhaba arkadaşlar,” dedi. “Ben buraya yeni geldim. Burası çok güzel. Burada yaşadığınız için çok şanslısınız. Ama neden üzgün görünüyorsunuz?”
İçlerinden biri ayağa kalktı.
“Benim adım Tolga. Burada hep aynı şeyleri yapıyoruz. Sen de bir süre sonra sıkılırsın.”
Eylül hemen karşılık verdi:
“Hiç sanmıyorum. Benim dünyamda iyiler ve kötüler bir arada yaşıyor. Sürekli çatışma var. Bu hem bizi hem de diğer çocukları çok üzüyor. Dışarıda güvenle dolaşamıyoruz. Hep bir büyük yanımızda olmak zorunda.”
Tolga dikkatle dinliyordu.
“Burada bol miktarda meyve var. Herkes istediği kadar yiyebiliyor ve hiçbir ücret ödemiyor,” dedi Eylül.
“Ücret nedir?” diye sordu Tolga.
“Benim dünyamda her şey para ile alınır. Anne babalar çocuklarına meyve alabilmek için çalışmak zorunda. Çoğu çocuk yeterince beslenemiyor.”
Tolga şaşkınlıkla dinliyordu.
“Ben bir iyilik elçisi olmak istiyorum,” dedi Eylül. “Herkese yardım etmek istiyorum.”
Sonra oradan ayrıldı. Biraz ileride kıpkırmızı elmalar toplayan Aksakallı Bilge Dede’yi gördü.
“Dünyamıza hoş geldin küçük hanım,” dedi Bilge Dede.
“Burası çok güzel. Hep böyle bir dünya hayal etmiştim,” dedi Eylül. “Ama gitmeden önce sizden bir şey rica edeceğim.”
“Elbette,” dedi Bilge Dede.
“Çınar ağacının gölgesinde üç çocuk gördüm. Çok üzgünlerdi. Onların mutlu olmasını istiyorum. Yarın tüm çocukları ve aileleri bir araya toplayabilir misiniz?”
“Ne diye toplayacağım güzel kızım?” diye sordu Bilge Dede.
“Bir takım kuracağız. Kazanan takıma benim dünyamda bir gün tatil verelim. Böylece iyilik ve kötülüğün, varlık ve yokluğun kıymetini daha iyi anlarlar.”
Bilge Dede gülümsedi.
“Aklınla bin yaşa.”
Kısa sürede herkes toplandı. Takımlar kuruldu. Güzel bir maçtan sonra Tolga’nın takımı kazandı. Eylül, arkadaşlarıyla birlikte gökkuşağında beliren kapıya doğru yöneldi.
Tam o sırada…
Ela Hanım, Eylül’ü omzuna dokunarak uyandırıyordu.
“Kalk kızım, kahvaltı hazır.”
Eylül gözlerini açtı. Rüyanın etkisinden çıkamamıştı. Annesine sarıldı ve rüyasını anlattı.
Ela Hanım dikkatle dinledi.
“Bir gün insanlar isterse bu rüya gerçek olabilir,” dedi. “Dünyanın dengesini biz bozduk ama yine biz düzeltebiliriz. Doğa, ihtiyacımız olan her şeyi içinde barındırıyor.”
Eylül sordu:
“O halde neden insanlar güzelliği tercih etmiyor?”
Ela Hanım cevapladı:
“Bazı insanlar daha güçlü olmak ister. Bu yüzden baskı kurar. İyiler genelde sessiz kalır. Oysa kötüler varlıklarını iyilere borçludur. Sadece kötülük olsaydı herkes birbirini yok ederdi. İyilik ise çoğaltır ve büyütür her şeyi.”
Eylül annesine sarıldı.
“Umarım iyilik kazanır,” dedi.
Rüyasında gördüklerini dünyasında yaşatmayı çok istiyordu. İçinden geçirdi:
“Keşke sihirli güçlerim olsaydı…”
🗨️ Okuyucuya Sorular:
1. Sizce Eylül’ün rüyası bir çocuk hayali mi, yoksa geleceğe dair bir umut mu?
2. Gerçek dünyada “iyilik elçisi” olsaydınız ilk kime yardım etmek isterdiniz?
22.08.2025
Mesime Elif Ünalmış
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.