Site icon Mesime ÜNALMIŞ

Duygu’nun Dalgaları Bipolar Bozukluğu Bölüm 9: Zekânın Laneti mi?

Reklamlar

Duygu’nun Dalgaları
Bipolar Bozukluğu
Bölüm 9: Zekânın Laneti mi?

Fazilet hastane koridorunda yürürken duvarlara asılı afişlere göz gezdirdi. “Bipolar bozukluk nedir?” yazıyordu birinde. Altında tanımlar, belirtiler, tedavi yöntemleri. Ama hiçbir kelime Duygu’yu anlatmıyordu. Hiçbir cümle onun defterindeki yarım düşünceleri, gözlerindeki fırtınayı, kahkahasız geçen günleri açıklamıyordu.

O sırada bir hemşire yaklaştı. “Kızınız çok zeki,” dedi. “Genelde bu hastalık parlak zihinlerde görülüyor. Düşünceler hızlanıyor, duygular derinleşiyor, dünya ağırlaşıyor.”

Fazilet başını salladı. “Duygu okul birincisiydi,” dedi. “Tüm hocaları onu övüyordu. Mezun olduğunda herkes büyük işler bekliyordu. Ama o… o bir görev aldı.”

Hemşire gülümsedi. “Zekâ bazen bir yük olur,” dedi. “Düşünceler uçuşur, gerçeklik bulanır.”

Fazilet odasına döndü. Duygu defterine yazıyordu. Sayfalarca. Cümleler yine yarımdı. Kelimeler eksikti. Ama bir şey anlatıyordu. Bir sorgu. Bir kırılma. Bir yalnızlık.

Ben zekiyim. Ama bu bir lanet mi? Fazilet gurur duyuyor. Ama ben… ben görevden kaçıyorum.

O gün Duygu sessizdi. Ama gözleri konuşuyordu. Fazilet onun yanına oturdu. “Senin zekân bir hediye,” dedi. “Ama bazen ağır olabilir. Ben senin yükünü paylaşırım.”

Duygu başını salladı. “Ama kimse anlamıyor,” dedi. “Ben bir şeyleri görüyorum. Ama onlar görmüyor. Ben bir şeyleri hissediyorum. Ama onlar duymuyor.”

Fazilet sustu. O cümle, bir annenin kalbine saplanan bir bıçak gibiydi. Ama yine de gülümsedi. “Ben seni duyuyorum,” dedi. “Ben seni görüyorum.”

Duygu defterine yazdı:

Fazilet görüyor. Ama herkes değil. Zekâm hızlı. Ama dünya yavaş. Ben… ben sıkılıyorum.

O gün Duygu işe gitmek istedi. Fazilet destekledi. “Deneyelim,” dedi. “Belki bu sefer olur.” Duygu gitti. İki saat sonra geri döndü. “Çok yavaşlar,” dedi. “Her şey çok yavaş. Ben dayanamıyorum.”

Fazilet sarıldı. “Senin hızın başka,” dedi. “Senin ritmin başka.”

Duygu defterine yazdı:

Ben hızlıyım. Fazilet sabırlı. Dünya yavaş. Ama ben… ben uyumsuzum.

Akşam olduğunda Duygu mutfağa geldi. “Ben neden böyleyim?” dedi. “Ben neden dayanamıyorum?”

Fazilet cevap vermedi. Sadece saçlarını okşadı. “Senin içindeki dünya başka,” dedi. “Senin içindeki sesler başka.”

Duygu defterine yazdı:

Zekâm bir hediye mi? Yoksa bir yük mü? Fazilet taşıyor. Ama ben… ben kırılıyorum.

O gece Duygu uyuyamadı. Fazilet onun yanına geldi. Elini tuttu. “Ben buradayım,” dedi. “Senin yanındayım.”

Duygu gözlerini kapattı. “Sen gül,” dedi. “Ben uyurum.”

Fazilet güldü. Sessizce. Ama içten. Duygu uyudu.

Sabah olduğunda Duygu kahvaltıya indi. “Bugün kahve içmedim,” dedi. “Bugün yazmadım.”

Fazilet gülümsedi. “Bugün sen dinlendin,” dedi. “Bugün sen sadece Duygu oldun.”

Duygu defterine yazdı:

Bugün görev yok. Zekâ sessiz. Fazilet gülümsüyor. Ben… ben sadece kızıyım.

O gün Duygu pencereyi açtı. Dışarı baktı. Gökyüzü hâlâ griydi. Ama Fazilet’in sesi evin içinde yankılanıyordu. O kahkaha, Duygu’nun içindeki karanlığı biraz olsun aydınlatıyordu.

Duygu’nun iç sesi sustuğunda, Fazilet’in sesi yükseliyordu. Bu bir dengeydi. Bir ritimdi. Bir anneyle kızın arasında kurulan görünmez bir bağdı.

Duygu defterine son bir cümle yazdı o gün:

Zekâm hızlı. Dünya yavaş. Ama Fazilet sabırlı. Onlar izliyor olabilir. Ama annem sarılıyor.

Fazilet mutfakta şarkı söylüyordu. Duygu onu izliyordu. Gözleri doluydu. Ama bu sefer ağlamadı. Bu sefer sadece izledi. Ve defterini kapattı.

İlk kez bir cümleyi tamamlamıştı.
12.11.2025
Mesime Elif Ünalmış

Exit mobile version