
SUSUZ ORMAN GÜNLÜKLERİ – BÖLÜM 3
Kuyusunu Kaybeden Kirpi
Toprağın Altındaki Sessizlik
Kirpi Kivi, toprağın altındaki yuvasında kıvrılmış
yatıyordu. Gözlerini açmaya cesaret edemiyordu. Çünkü artık toprağın sesi
yoktu. Ne suyun şırıltısı, ne köklerin fısıltısı, ne de yağmurun derinlere inen
melodisi… Her şey susmuştu. Her şey çekilmişti.
Bir zamanlar yaşadığı toprak, nemliydi. Her adımda
ayaklarının altından serinlik yükselirdi. Kökler arasında gezinir, yeraltı
sularının yankısıyla uyurdu. Ama şimdi… şimdi toprak kuru, sert ve sessizdi.
Sanki altı boşalmış bir dünya gibi.
Kivi, burnunu toprağa dayadı. Belki bir damla koku alırım
diye düşündü. Ama hayır. Toprak artık kokmuyordu. Ne ıslak yaprak, ne yosun, ne
de çamur… Sadece kurumuş bir boşluk.
“Benim kuyum vardı,” dedi kendi kendine. “Benim gizli suyum…
Nereye gitti?”
Kuyusu, yuvasının hemen altındaydı. Küçük bir çatlakla
başlayan, sonra derinleşen bir su damarı. Oradan içtiği su, sadece bedenini
değil, ruhunu da beslerdi. Ama günlerdir kuru. Günlerdir sessiz.
Kivi, dışarı çıkmaya karar verdi. Gözleri güneşe alışık
değildi. Toprağın altındaki karanlık, onun güvenliğiydi. Ama artık orada da
güven yoktu. Kuyusu yoksa, yuvası da yoktu.
Yavaşça yüzeye çıktı. Güneş, gözlerini yaktı. Toprak
çatlamıştı. Her adımda bir başka yara. Her çatlak, bir başka kayıp. Kivi,
kuyusunun olduğu yere geldi. Pençesiyle toprağı eşelemeye başladı. Ama sadece
kuru toz çıktı. Ne nem, ne serinlik, ne umut…
“Kim aldı suyu?” diye fısıldadı. “Kim çaldı toprağın
kalbini?”
O sırada bir ses duydu. Uzakta, motor sesi. Ardından bir
başka ses: “Burayı da kazalım. Altında maden olabilir.” İnsanlardı. Yine onlar.
Ellerinde makineler, gözlerinde açgözlülük. Toprağı deliyor, suyu çekiyor,
damarları kurutuyorlardı.
Kivi, bir taşın arkasına saklandı. Kalbi hızlı atıyordu. Ama
bu korkudan değil, öfkedendi. “Toprağı anlamıyorlar,” dedi. “Onlar için toprak
sadece kazılacak bir şey. Oysa benim için toprak, annem. Nefesim. Evim.”
Birden gökyüzünde bir gölge belirdi. Bir keklik sürüsü. Kivi
başını kaldırdı. Kekliklerden biri süzüldü, yakınına kondu. “Seni izliyorduk,”
dedi keklik. “Suyunu kaybettiğini gördük.”
Kivi başını eğdi. “Ben sadece yaşamak istedim. Kimseye zarar
vermedim. Neden beni de yok sayıyorlar?”
Keklik, gagasıyla yere bir tohum bıraktı. “Bu, umut tohumu,”
dedi. “Toprağa ek. Belki bir gün yeniden filizlenir.”
Kivi, tohumu pençesiyle aldı. Kuyusunun olduğu yere gömdü.
“Ama su yok,” dedi. “Bu tohum nasıl büyüyecek?”
Keklik, gökyüzüne baktı. “Belki biri gelir. Belki biri seni
duyar.”
Kivi, başını salladı. “Kim duyacak ki? İnsanlar sadece
altını duyar. Suyun sesini değil.”
Ama o gece, bir mucize oldu. Kivi, uzaktan bir ışık gördü.
Küçük bir fener. Ardından ayak sesleri. Hafif, dikkatli… Bir çocuktu bu.
Yanında annesiyle birlikte gelmişti. Ellerinde bir harita, sırtlarında küçük
çantalar.
Çocuk, yere eğildi. “Burası,” dedi. “Burası kuruyan kuyunun
yeri olmalı. Öğretmenimiz anlatmıştı. Burada bir kirpi yaşıyormuş.”
Kivi, taşların arasından baktı. Çocuk, toprağı kokladı.
“Toprak hâlâ yaşıyor,” dedi. “Sadece susamış.”
Annesi, küçük bir şişeden su döktü toprağa. “Başlayalım,”
dedi. “Bu toprak yeniden canlanacak.”
Kivi, gözyaşlarını tutamadı. İlk kez, bir insanın elleriyle
toprağa su verdiğini görüyordu. İlk kez, bir insanın gözlerinde açgözlülük
değil, şefkat vardı.
“Belki…” dedi Kivi. “Belki bu kez farklı olur.”
Ertesi sabah, çocuk ve annesi yine geldi. Bu kez yanlarında
küçük bir kürek, birkaç fidan ve bir termos vardı. Çocuk, toprağın üzerine
eğildi, parmaklarıyla çatlakları yokladı. “Burası hâlâ kuru,” dedi. “Ama dün
döktüğümüz su biraz yumuşatmış.”
Annesi, fidanları çıkardı. “Kökleri derine iner,” dedi.
“Toprağı tutar. Su bulursa yaşar. Bulamazsa… yine de denemiş oluruz.”
Kivi, taşların arasından onları izliyordu. İçinde bir şey
kıpırdadı. Bu, korku değildi. Bu, merak da değildi. Bu, bir tür bağlılıktı.
Sanki bu çocuk, onun kuyusunun yerine geçmişti. Sanki o da toprağın altındaki
sessizliği duyabiliyordu.
Çocuk, bir fidanı toprağa yerleştirdi. Sonra küçük bir taş
aldı. Üzerine bir şey çizdi. Bir damla. Altına yazdı: “Kivi için.” Taşı fidanın
yanına koydu. Sonra başını kaldırdı, gökyüzüne baktı. “Yağmur gelirse,” dedi,
“Kivi yeniden güler.”
Kivi, gözlerini kapattı. O taş, onun kalbine dokunmuştu.
“Benim için…” diye fısıldadı. “Biri… benim için bir şey yaptı.”
O günden sonra her gün geldiler. Bazen yalnız, bazen başka
çocuklarla. Ellerinde su şişeleri, küçük notlar, renkli taşlar… Her biri
toprağa bir şey bırakıyordu. Bir söz, bir umut, bir iz.
Kivi, artık saklanmıyordu. Göletin kenarına kadar çıkıyor,
çocukları izliyor, bazen onlara yaklaşıyordu. Çocuklar onu görünce sevinçle
bağırıyor, “Kirpi Kivi geldi!” diye gülümsüyorlardı.
Bir gün, çocuklardan biri yere oturdu. Elinde bir defter
vardı. “Bugün öğretmenimiz ‘toprak altı canlıları’ konusunu işledi,” dedi. “Ben
de Kivi’yi anlattım. Herkes çok etkilendi. Hatta sınıfça buraya gelmeye karar
verdik.”
Kivi, bu sözleri duyunca kalbi hızla çarptı. “Sınıfça mı?”
diye düşündü. “Demek ki artık yalnız değilim. Demek ki artık toprağın sesi
duyuluyor.”
O hafta sonu, köy okulunun öğrencileri geldi.
Öğretmenleriyle birlikte. Ellerinde pankartlar, üzerinde yazılar: “Toprak
susarsa, biz de susarız.” “Kirpi Kivi’nin kuyusunu geri verin.” “Su, yaşamdır.”
Kivi, uzaktan izledi. Bu bir rüya gibiydi. Bir zamanlar
sadece çatlak topraklara fısıldadığı sözler, şimdi çocukların dudaklarında
yankılanıyordu. Her biri bir damla olmuştu. Her biri bir kök, bir umut, bir
direnç.
O gün, köy muhtarı da geldi. Öğrencilerin çağrısıyla.
Yanında belediyeden gelen bir görevli vardı. “Burada bir maden ruhsatı
alınmış,” dedi görevli. “Ama bu alanın ekolojik önemi göz önüne alınarak iptal
edilebilir.”
Öğretmen öne çıktı. “Bu sadece bir kirpinin hikâyesi değil,”
dedi. “Bu, toprağın, suyun, yaşamın hikâyesi. Bu çocuklar, geleceği savunuyor.”
Görevli başını salladı. “Rapor hazırlayacağız,” dedi. “Ama
bu çocukların sesi, bizim kalemimizden daha güçlü.”
Kivi, o gece yıldızlara baktı. Gökyüzü berraktı. Keklikler
sessizce süzülüyordu. Toprak, hâlâ kuru ama umutluydu. Çünkü artık yalnız
değildi. Çünkü artık sesi vardı.
“Ben Kivi’yim,” dedi. “Toprağın altındaki sessizliği duyan
kirpi. Ve artık biliyorum… Sesim yankılanıyor.”
Bir hafta sonra, resmi karar açıklandı. Maden ruhsatı iptal
edilmişti. Bölge, “ekolojik hassasiyet alanı” ilan ediliyordu. Bu, sadece bir
belge değildi. Bu, toprağın yeniden nefes alması demekti. Bu, Kivi’nin
kuyusunun yeniden umutlanması demekti.
Köydeki çocuklar, bu haberi duyunca göletin kenarında
toplandılar. Ellerinde renkli kartonlar, üzerinde yazılar: “Kivi’nin Sesi
Olduk”, “Toprak Kazanırsa Hepimiz Kazanırız”, “Bir Kuyudan Bir Gelecek Doğar.”
Kivi, taşların arasından çıktı. Artık saklanmıyordu. Artık
korkmuyordu. Çocuklar onu görünce alkışladılar. Öğretmenleri, yere eğildi ve
toprağa dokundu. “Bu toprak, artık sadece toprak değil,” dedi. “Bu toprak, bir
hikâye. Bir direniş. Bir umut.”
O gün, çocuklar küçük bir tören düzenledi. Her biri, toprağa
birer damla su döktü. Her biri, birer tohum ekti. Her biri, bir söz verdi:
“Suya sahip çıkacağım.”
“Toprağı koruyacağım.”
“Hayvanların sesi olacağım.”
“Altından değil, yaşamdan yana olacağım.”
Kivi, kuyusunun başına gitti. Pençesiyle toprağı eşeledi.
Nemliydi. Serindi. Derinlerden bir ses geliyordu. Şırıltı gibi. Fısıltı gibi.
Kalp atışı gibi.
Kuyusu geri dönüyordu.
Gözleri doldu. Ama bu kez, acıdan değil. Bu kez,
minnetten.
“Teşekkür ederim,” dedi. “Beni duydunuz. Beni gördünüz. Beni
yaşattınız.”
Keklikler gökyüzünde döndü. Kanatlarıyla rüzgârı taşıdılar.
Bu hikâyeyi başka ormanlara, başka çocuklara, başka kirpilere götürdüler.
Ve Kivi, kuyusunun başında durdu. Gökyüzüne baktı.
“Ben Kivi’yim,” dedi.
“Toprağın altındaki sessizliği duyan kirpi.
Ve artık biliyorum…
Sesim yankılandı.
Toprak beni duydu.
Siz de duydunuz.
Ve birlikte…
Yaşadık.”
📘 BÖLÜM SONU ETKİNLİKLERİ
– Sınıf Çalışması
🎯 Amaç:
- Yeraltı sularının önemi hakkında farkındalık kazandırmak.
- Toprakla empati kurmak ve doğa-insan ilişkisini
sorgulamak. - Öğrencilerin yaratıcı düşünme, yazma ve ifade becerilerini
geliştirmek.
🧠 1. Duygusal Yansıma –
“Kivi’nin Sessizliği”
- Öğrencilere şu soru sorulur: “Kivi toprağın
altındaki sessizlikte ne hissetmiş olabilir?” - Her öğrenci bir duygu seçer ve bu duyguyu bir cümleyle
açıklar. - Duygular tahtaya yazılır ve sınıfça bir “Toprağın
Duyguları” haritası oluşturulur.
✍️ 2. Yaratıcı Yazma – “Kuyunun
Günlüğü”
- Öğrencilerden, Kivi’nin kuyusunun ağzından kısa bir günlük
yazmaları istenir. - Örnek giriş: “Bugün Kivi yine
geldi. Toprağım kuruydu ama onun gözleri nemliydi…” - Günlükler sınıf panosunda sergilenir.
🎨 3. Görsel Anlatım –
“Toprağın Kalbi”
- Öğrencilerden, bir toprak katmanını çizmeleri istenir:
- Üst katman:
İnsanlar, ağaçlar, çocuklar - Alt katman:
Kökler, su damarları, Kivi’nin yuvası - Her öğrenci çizdiği katmana bir duygu veya düşünce yazar.
🗣️ 4. Tartışma – “Toprak
mı Altın mı?”
- Sınıf iki gruba ayrılır:
- Grup A: “Toprak
yaşarsa biz yaşarız.” - Grup B: “Altın
ekonomidir, kalkınmadır.” - Her grup kendi bakış açısını savunur.
- Tartışma sonunda öğretmen şu soruyu sorar: “Kivi bu tartışmayı
duysaydı ne hissederdi?”
30.01.2026
Mesime Elif Ünalmış
Duyuru: Yayın Takvimi Değişti!
“Susuz Orman Günlükleri” artık haftada iki kez yayınlanacak.
Yeni bölümler aşağıdaki gün ve saatlerde yayında olacak:
Salı – Saat 11:00
Cuma – Saat 17:00
Yazıyla iyileşen çocukların yolculuğu bu ritimde devam ediyor…
Salı – Saat 11:00
Cuma – Saat 17:00
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Harika yazıyorsunuz bayıldım. Ve çocukları böyle güzel eğitmek, iyileştirmek inanılmaz. Tebrik ediyorum. saygı ve sevgilerimle…🌸
Çok teşekkür ederim. Bu güzel sözleriniz beni çok mutlu etti. Saygılarımla.
🥰
Genelde seri halinde yazıyorum. Vakit bulabilirsem PDF daha sonra e kitaba dönüştüreceğim.
Ben de okumaya devam ediyorum. Ve kitap olursa harika olur. Başarılarınız daim olsun. selam ve sevgilerimle…
Teşekkür ederim.
Genelde seri halinde yazıyorum. Vakit bulabilirsem PDF daha sonra e kitaba dönüştüreceğim.
https://gezensozcukler.blogspot.com/