
SUSUZ ORMAN GÜNLÜKLERİ – BÖLÜM 4
Kekliklerin Uçuşu
Haber Taşıyan Kanatlar
Gökyüzü, sabahın ilk ışıklarıyla griye çalıyordu. Rüzgâr,
dağların arasından geçerken kuru yaprakları savuruyor, ormanın üstünde bir
uğultu bırakıyordu. Bu uğultunun içinde, bir başka ses yükseliyordu: kanat
çırpışları. Hızlı, kararlı, yönlü.
Keklik Kora, sürüsünün önünde uçuyordu. Gagasında bir tohum,
kalbinde bir haber taşıyordu. O, sadece bir kuş değildi. O, ormanın sesi,
suskun hayvanların çığlığı, kuruyan göllerin yankısıydı.
Kora, sabahın erken saatlerinde yuvadan ayrılmıştı. Geceden
beri göğsünde taşıdığı haber, ağırdı. Su Samuru Sera’nın gözyaşları, Kirpi
Kivi’nin sessizliği, Baykuş’un küller içindeki çığlığı… Hepsi Kora’nın
kanatlarına yüklenmişti. Ve şimdi, bu haberleri taşıyacak birini arıyordu. Bir
insanı. Ama sıradan birini değil. Dinlemeyi bilen birini. Göreni. Hissedeni.
Uçarken altındaki ormanı taradı. Kurumuş ağaçlar, çatlamış
topraklar, sessizleşmiş dereler… Her şey susuyordu. Ama Kora susamazdı. O,
doğanın postacısıydı. Her sabah başka bir yöne uçar, başka bir hikâyeyi taşır,
başka bir kalbe dokunmaya çalışırdı.
Bugün hedefi, dağın eteklerindeki küçük köydü. Orada,
“doğayı duyan çocuklar” olduğunu duymuştu. Umut’un adını fısıldamıştı rüzgâr.
Kora, bu ismi tanıyordu. Sera’nın gözyaşlarını silen çocuk. Kivi’nin kuyusuna
su döken çocuk. Belki… belki bu kez de bir şey yapabilirdi.
Kora, köyün üstünde süzüldü. Gözleriyle okulun bahçesini
taradı. Çocuklar henüz gelmemişti. Ama biri vardı. Küçük bir kız. Tek başına,
elinde bir defterle oturuyordu. Saçları rüzgârda savruluyor, gözleri göğe
bakıyordu. Kora, bir dairenin içinde süzüldü, sonra yavaşça alçaldı. Kız,
başını kaldırdı. Gülümsedi.
“Merhaba,” dedi. “Sen Kora mısın?”
Kora’nın kalbi hızla attı. “Beni tanıyor musun?”
Kız, defterini açtı. İçinde bir çizim vardı. Keklik. Altında
bir not: “Doğanın habercisi. Eğer görürsen, onu dinle.”
Kora, kızın omzuna kondu. Gagasındaki tohumu yere bıraktı.
Kız, tohumu aldı, avucuna koydu. “Bu neyin tohumu?” diye sordu.
Kora, gözlerini kapattı. Ve içinden geçenleri düşündü:
Sera’nın kuruyan göleti.
Kivi’nin susuz kuyusu.
Baykuş’un yanan ormanı.
Ve hepsinin ortak sesi: “Bizi duyun.”
Kız, tohumu kalbine bastırdı. “Ben seni duydum,” dedi.
“Şimdi sıra diğerlerinde.”
O gün, okulda bir şey değişti. Kız, sınıfa girdiğinde
öğretmenine yaklaştı. “Bir fikir buldum,” dedi. “Doğanın sesi olmak istiyorum.
Keklik Kora’dan haber aldım.”
Öğretmen gülümsedi. “Kora mı? O bizim eski masallarımızda
geçer. Ama senin gözlerin… sen gerçekten görmüş gibisin.”
Kız başını salladı. “Gördüm. Ve şimdi anlatmak istiyorum.”
Sınıfın tahtasına çıktı. Elinde defteri, kalbinde Kora’nın
kanat çırpışı.
“Ormanda hayvanlar konuşuyor,” dedi. “Ama biz duymuyoruz.
Çünkü çok gürültülüyüz. Çok meşgulüz. Çok unutkanız.”
Sınıf sessizleşti.
“Bir su samuru ağlıyor. Bir kirpi kuyusunu kaybetmiş. Bir
baykuş, küllerde yaşıyor. Ve bir keklik, bize haber taşıyor.”
Çocuklar büyülenmişti. Öğretmen, tahtaya yaklaştı. “Peki ne
yapabiliriz?”
Kız, defterini açtı. Her sayfada bir hayvanın resmi vardı.
Altında bir cümle:
“Ben Sera’yı duydum.”
“Ben Kivi’yi gördüm.”
“Ben Kora’nın kanatlarını hissettim.”
“Onlar için bir şey yapabiliriz,” dedi kız. “Bir kampanya
başlatalım. Herkes bir hayvanın sesi olsun. Herkes bir hikâye yazsın. Herkes
bir tohum eksin.”
Kampanya, okulun duvarlarından taşıp köyün sokaklarına
yayıldı. Çocuklar evlerine döndüklerinde ailelerine anlattılar: kekliklerden,
Sera’dan, Kivi’den, kuruyan göletlerden, susuz kuyulardan… Her biri bir hikâye
anlatıcısına dönüştü. Her biri birer Kora oldu.
Kora, gökyüzünden bu değişimi izliyordu. Her sabah başka bir
köye uçuyor, başka bir çocuğun penceresine konuyor, başka bir kalbe
dokunuyordu. Gagasında taşıdığı tohumlar, artık sadece bitki değil, bilinç
filizleri oluyordu.
Bir sabah, Kora uzak bir köyde, taşlık bir yamaçta uçarken,
aşağıda ağlayan bir çocuk gördü. Yanında yaşlı bir kadın vardı. Kadın, çocuğun
başını okşuyordu. “Kuyumuz kurudu,” diyordu. “Artık bahçemizi sulayamıyoruz.
Tavuklarımız susuz kaldı.”
Kora, hemen alçaldı. Çocuğun önüne kondu. Gagasındaki tohumu
yere bıraktı. Çocuk, gözyaşlarıyla tohumu aldı. “Sen… sen bir kekliksin,” dedi.
“Ama farklısın. Gözlerin… sanki konuşuyor.”
Kora, kanatlarını açtı. Gökyüzüne yükseldi. Ama çocuk, artık
yalnız değildi. Ertesi gün, okulda öğretmenine anlattı. “Bir keklik geldi. Bana
umut verdi. Ben de bir şey yapmak istiyorum.”
O köyde de bir kampanya başladı. Çocuklar, kuruyan kuyuların
başına taşlar dizdi. Her taşın üzerine bir kelime yazdılar: “Su”, “Umut”,
“Yaşam”, “Kora.” Sonra bu taşları bir daire şeklinde dizdiler. Ortasına bir
fidan diktiler. Ve adını koydular: “Keklik Meydanı.”
Kora, bu meydanı gökyüzünden izledi. Kalbi hafifledi.
Kanatları daha güçlü çırpmaya başladı. Çünkü artık yalnız değildi. Artık her
köyde bir çocuk vardı. Her çocukta bir hikâye. Her hikâyede bir tohum.
Bir gün, Kora yeniden Umut’un köyüne döndü. Gökyüzünden
baktığında, okulun bahçesinde büyük bir pano gördü. Üzerinde rengârenk
çizimler, yazılar, fotoğraflar… Başlık şöyleydi:
“Doğanın Postacıları – Keklik Kora’nın İzinde”
Kora, panonun üzerine kondu. Çocuklar onu görünce
alkışladılar. Umut, öne çıktı. “Hoş geldin Kora,” dedi. “Seninle başladık. Ama
artık biz de uçabiliyoruz. Biz de haber taşıyoruz.”
Kora, başını eğdi. Gagasını Umut’un avucuna dokundurdu.
Sonra gözlerini kapattı. İçinden geçenleri düşündü:
Sera’nın yeniden dolan göleti.
Kivi’nin nemlenen kuyusu.
Baykuş’un küllerde bulduğu umut.
Ve şimdi… çocukların kanat çırpışı.
O gün, okulda bir tören yapıldı. Her çocuk, bir hayvanın
sesi oldu. Her biri bir hikâye anlattı. Her biri bir tohum ekti. Her biri bir
söz verdi:
“Ben doğanın sesi olacağım.” “Ben kekliklerin taşıdığı haberi yayacağım.”
“Ben susan topraklara şarkı söyleyeceğim.”
Kora, gökyüzüne yükseldi. Altında yankılanan çocuk sesleri,
rüzgârla birleşti. Orman, yeniden konuşmaya başladı. Ve Kora, ilk kez gerçekten
hafifledi. Çünkü artık yalnız değildi. Çünkü artık her çocuk, bir keklikti.
Kora, o günden sonra ormanın her köşesine uçtu. Her kanat
çırpışında bir hikâye taşıdı. Her inişinde bir çocuğun kalbine dokundu. Artık
sadece bir keklik değildi. Artık bir köprüydü. Doğayla insan arasında kurulan
görünmez bir bağın taşıyıcısıydı.
Bir sabah, ormanın derinliklerinde, külle kaplı bir ağacın
dalına kondu. Bu, Baykuş’un ağacıydı. Yangından sonra sessizleşmiş, terk
edilmişti. Ama şimdi, ağacın kovuğunda bir hareket vardı. Kora başını eğdi.
İçeriden bir çift göz parladı. Baykuş’tu bu. Gözleri yorgundu ama içinde bir
kıvılcım vardı.
“Kora,” dedi Baykuş. “Sen hâlâ uçuyorsun.”
Kora başını salladı. “Çünkü hâlâ anlatacak çok şey var.”
Baykuş, kanatlarını açtı. “Ben de seninle gelmek istiyorum.
Belki birlikte daha çok kalbe ulaşırız.
O gün, gökyüzünde iki kuş süzüldü: biri gündüzün sesi,
diğeri gecenin yankısı. Kora ve Baykuş, birlikte uçtular. Her köye, her sınıfa,
her çocuğa birer hikâye taşıdılar. Ve her hikâye, bir başka hikâyeyi doğurdu.
Çocuklar, bu hikâyeleri defterlerine yazdı. Resimlerini
çizdi. Şiirler yazdı. Şarkılar besteledi. Öğretmenleri, bu çalışmaları bir
araya getirdi. Ve bir kitap bastılar:
“Keklik Kora’nın Kanatları – Çocukların Doğa Günlükleri”
Kitap, köyden köye dolaştı. Her sayfası bir tohum gibi
ekildi. Her cümlesi bir damla gibi aktı. Her çizim bir kuş gibi uçtu.
Kora, bir gün yeniden o ilk kızın penceresine kondu. Kız
büyümüştü. Ama hâlâ defter tutuyordu. Hâlâ gökyüzüne bakıyordu. Hâlâ Kora’yı
bekliyordu.
“Hoş geldin,” dedi kız. “Seni hiç unutmadım.”
Kora, gagasını kızın avucuna dokundurdu. Sonra başını göğe
kaldırdı.
“Ben Kora’yım,” dedi içinden.
“Doğanın habercisi.
Gözyaşlarını taşıdım.
Kuyuların sessizliğini, ormanların çığlığını, çocukların
umutlarını…
Ve şimdi biliyorum:
Haber ulaştı.
Kalpler açıldı.
Tohumlar filizlendi.
Ve biz… birlikte uçuyoruz.”
Gökyüzü, o gün daha maviydi. Rüzgâr, daha yumuşak.
Ve keklikler, artık yalnız uçmuyordu.
Çünkü her çocuk, bir kanat olmuştu.
Her hikâye, bir yol.
Her tohum, bir söz.
Ve her söz, bir yaşam.
📘 BÖLÜM SONU ETKİNLİKLERİ
– Sınıf Çalışması
🎯 Amaç:
- Öğrencilerde doğa-insan iletişimi ve empati becerilerini
geliştirmek - Hikâye anlatımı yoluyla çevre bilinci oluşturmak.
- Öğrencilerin yaratıcı yazma, konuşma ve iş birliği
becerilerini desteklemek.
🧠 1. Duygusal Yansıma –
“Kora’nın Kanatlarında Ne Vardı?”L - Öğrencilere şu soru sorulur:
“Kora’nın taşıdığı
en önemli duygu neydi?” - Her öğrenci bir duygu seçer ve nedenini yazar.
- Duygular sınıf panosunda “Keklik Kanatları” başlığıyla
sergilenir.
✍️ 2. Yaratıcı Yazma – “Ben de
Bir Kekliğim” - Öğrencilerden, kendilerini bir keklik olarak hayal
etmeleri istenir. - Yazma yönergesi:
“Bugün hangi haberi
taşıdın? Kime ulaştırdın? Ne değişti?” - Yazılar sınıfça okunur, isteyenler resimle destekler.
🎨 3. Görsel Anlatım –
“Doğanın Postacıları” - Öğrenciler, doğanın haber taşıyıcılarını çizer: keklik,
rüzgâr, su damlası, arı, yaprak… - Her öğrenci, çizdiği varlığın ne mesaj taşıdığını
yazar. - Çalışmalar “Doğanın Posta Kutusu” başlıklı bir sergide
sunulur.
🗣️ 4. Tartışma –
“Hayvanlar Konuşsaydı…” - Sınıf iki gruba ayrılır:
- Grup A: “Hayvanlar
konuşsaydı, insanlar onları daha çok anlardı.” - Grup B: “Hayvanlar
konuşsa bile insanlar yine bildiğini yapardı.” - Her grup görüşünü savunur.
- Tartışma sonunda şu soru sorulur:
“Kora’nın mesajını
duymak için illa konuşması mı gerek?”
📊 5. Anket – “Benim
Mesajım Ne?” - Öğrencilere küçük bir anket dağıtılır:
- Bugün doğaya hangi
mesajı verdim?
( ) Duydum
seni
( ) Görmedim,
unuttum
( ) Yardım
ettim
( ) Sessiz
kaldım - Sonuçlar sınıf grafiğine işlenir. Öğrencilerden bu
mesajları değiştirmek için neler yapabileceklerini yazmaları istenir.
🌱 6. Eylem Çağrısı –
“Kora’nın Tohumu” - Her öğrenciye bir tohum verilir (mercimek, fasulye, çiçek
tohumu vb.). - Öğrenciler bu tohumu evde saksıya eker.
- Her gün gözlem yapar, küçük bir “Tohum Günlüğü”
tutar. - Bir
hafta sonra sınıfta paylaşım yapılır: “Benim tohumum ne söyledi
03.02.2026
Mesime Elif Ünalmış
Duyuru: Yayın Takvimi Değişti!
“Susuz Orman Günlükleri” artık haftada iki kez yayınlanacak.
Yeni bölümler aşağıdaki gün ve saatlerde yayında olacak:
Yazıyla iyileşen çocukların yolculuğu bu ritimde devam ediyor…
Salı – Saat 11:00
Cuma – Saat 17:00
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.