
Günlerden bir gün Güven’lerin oturduğu eve üç tane adam gelmiş. Biri oduncu, biri çiftçi, biri de çobanmış. Bu üç adam Güven’lerin en büyük ablaları olan Firuze’ye talip olmuşlar. Firuze çok güzel olmasa da iyi huylu, çalışkan ve çok canayakınmış. En büyük abileri olan Hasan söz sahibi olduğu için bütün kardeşlerinin yerine de o konuşmuş. Bu üç adamları üç gece misafir etmişler. Hasan bütün kardeşlerini sıkı sıkı tembih etmiş. Bu üç misafirimize çok dikkat edin, huyunu suyunu iyice öğrenin, ablamızı kötü bir adama vermeyelim, demiş. Madem ablamızı istiyorlar, hepimiz dikkatli olmalı ve onları iyi tanıyarak, İçlerinden en iyi olanı bulmaya çalışmalıyız, demiş. O gece bütün kardeşleri düşünmeye başlamışlar. Ertesi gün Firuzenin hazırladığı kahvaltıyı yaptıktan sonra, Hasan, ablasına talip olan bu üç adamın meziyetlerini sormuş.
Güven ve abileri onları dikkatle dinlemişler. Oduncu kendinden emin bir şekilde ortaya atılmış, benim en önemli marifetim, ormandaki ağaçların kuruyan dallarını kırar sonra da hepsini muntazam bir şekilde keserek inci gibi dizerim. Odunlarıma bakan, dönüp tekrar bakar, demiş. Hasan çaktırmadan kardeşlerine bakmış. Kardeşleri çobanı da merakla dinlemek istemiş. Hemen ardından çoban’da marifetini anlatmaya başlamış. O da kendinden emin bir şekilde başlamış anlatmaya. Ben elime kavalımı aldım mı hayvanlarımı dans ettirir, istediğim gibi yönlendiririm, demiş. Sıra çiftçiye gelmiş. Çiftçi kara kara düşünmeye başlamış. Ortanca kardeş alay eder gibi sormuş. Yoksa senin bir meziyetin yok mu? diye sormuş. Çiftçi kafasını kaldırıp, mahcup bir ifadeyle ortanca oğlana bakmış. Bu yetenek mi bilemem ama, ben de her yıl topladığm hasatların tohumlarını elde ederim, bu tohumları bir sonraki yıl için saklar zamanı geldiğinde tekrar ekerim. Elimle ektiğim tohumlar, bolluk bereket getirir. Çok şükür köyüm benim sayemde bolluk bereket içinde yaşayıp gider demiş. Bütün kardeşler bir anda birbirlerine bakmışlar. Bütün kardeşler, tercihlerini çiftçiden yana kullanmak istemişler. Güven’de abileriyle aynı fikirde olduğunu söylemiş.
En büyük abileri olan, Hasan kardeşlerinin verdiği karara saygı duyarak, ablası Firuze’yi çiftçi Ahmet efendiye vermişler. Ablası verilen bu karara razı olmuş. Üç gün üç gece düğün yapmışlar. Güven ve abileri ablalarından ayrıldıkları için biraz üzülmüşler. Gün geçtikçe Firuze kocasını çok sevmiş. Ahmet efendi Firuze’yi el üstünde tutarak ona çok iyi bakmış. Çiftçi Ahmet Efendi’ğle mutluluğu bulan Firuze, kocasına her gün başına bir şey gelmesin diye dua edermiş. Aradan aylar yıllar geçmiş. Çiftçi ektiğinin kat ve kat fazlasını elde etmiş. Etrafında ne kadar aç insan varsa kazancını hep onlarla paylaşmış, aç ve zor durumda insanlara yardım ederek onların da hayır duasını almış. Çiftçi her geçen gün bolluk bereket içinde yaşamına devam etmiş. Firuze’nin bütün kardeşlerine de yardım etmiş. Güven ve kardeşleri ablalarını doğru çalışkan ve dürüst birine verdikleri için çok mutlu olmuşlar. Günler, aylar sonra Firuze ve çiftçinin ikiz çocukları olmuş mutlu bir yuvada büyüyen çocuklar kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlarmış.
Gel zaman git zaman çocuklar biraz büyümeye başlamışlar. Günlerden bir gün bu güzel köyü ziyarete gelen bir adam, çiftçinin evine konuk olmuş. Çiftçi bu adamı çok iyi ağırlamş. Kötü adam bu işin sırrını öğrenmek için, çiftçinin yanına geldiğini söylemiş. Ancak tembel ve çok üşengeç biriymiş. Bulluk bereket içinde olan bu köyü çok kıskanmış. Kendi köyünde yaşayan köy sakinleri, kıtlık ve sefalet içinde iken, o köyün bolluk ve bereket içinde yüzmelerini hazmedememiş. Bu adamın içi kötülükle doluymuş. O da çiftçinin yaptığı gibi davranamayacağını sahip olduğu şeyleri paylaşmayı hiç sevmediğini biliyormuş. Gelen misafirİni aç yatırır, ama hiçbir şeyini paylaşmazmış. Beceriksizliği ve üşengeçliği yüzünden her şeyi eline yüzüne bulaştırırmış. Oradan ayrıldıktan sonra iyice düşününce bu işin altında kalkamayacağını düşünerek, bunun üzerine çiftçinin yaşadığı köye tekrar gitmiş. Gitmeden evel zehirli bir tohum almış, bu tohumu çiftçinin ikiz çocuklarından birine vermiş. Gizlice çocuğa evinize konuk olduğumdan dolayı çok mutlu oldum, kendimi size karşı mahcup hissediyorum, demiş. Bu yüzden ben de size bir iyilik yapmak istiyorum. Bu elimde görmüş olduğun tohumu yaptığınız iyiliğin karşılığında vermek istiyorum, demiş. Ardından eklemiş bu tohum sihirli bir tohum bu sihirli tohumu babanın ektiği tohumların içine katarsan bir sonraki hasatta tarlaların altın doğuracağını, ancak kimseyle paylaşmaması gerektiğini, aksi takdirde sihiri tohumların etkisini kaybedeceğini söylemiş.
Küçük çocuk adamın iyi niyetli biri olduğuna inanarak söylediği gibi tohumları karıştırarak babasına çok büyük bir iyilik yapacağını düşünerek bu sırrı saklamış. Hasat zamanı gelinceye kadar hiç kimseye bu konudan bahsetmemiş. Günler, haftalar, aylar geçmiş hasat zamanı geldiğinde, ekinler kurumaya yüz tutmuş. Çiftçi bu durum karşısında şaşkınlıkla nerede hata yaptığını kara kara düşünmeye başlamış. Ekinler her geçen gün daha da kötüleşerek toplanamaz hale gelmiş. Çocuk bu durum karşısından babasına tüm olanları anlatmış. Karıştırdığı tohumların sebep olduğunu, babasına bu adamın iyi niyetine güvendiğini söylemiş ve çok üzülmüş çocuğun babasından bu durumu saklaması üzerine köylü zor durumda kalmış. Çiftçi bütün köylüyü toplayarak geçen seneden elinizde kalanları birbirimizle paylaşalım. Önümüzdeki sene kat ve kat fazlasını elde edeceğiz diyerek oradan ayrılmış. Bunun üzerine köylüler bir dayanışma içinde birbirleriyle her şeylerini paylaşmışlar. Bu dayanışma köyde huzur ve bereketi yeniden sağlamış. Çiftçi kötü niyetli olan bu adamın köyünü ziyarete gitmiş. O adamın evine konuk olmuş, adam çiftçiyi karşısında görünce mahçup olmuş. Yaptığı hatadan dolayı özür dilemiş. Çiftçi onu affetmiş. Ancak bir şartı olduğunu söylemiş. Köyün bütün gençlerini toplamasını istemiş.
Adam her türlü şartı kabul edeceğini söylemiş. Adam çiftçinin söylediği gibi, çalışkan gençleri toplamış. Çiftçinin yanına getirmiş. Çiftçi kısa zamanda gençlere ne yapmaları gerektiğini bolluk ve bereketi nasıl sağlanacağını güzel sonuçların nasıl doğuracağını anlatmış. Herkesi bir heves sarmış, kısa zamanda bu köyde değişmeler olmuş. Artık her şeyin mümkün olacağına inanan köylüler, Canla başka çalışmaya başlamışlar. Haftalar aylar sonra bulluk ve bereketin geldiğini görmüşler. Herkes bir iyilik halkası oluşturmuş, bunun güzel etkilerini bilen bilmeyene anlatmış. Bir süre sonra bolluk bereket o coğrafyanın birçok yerine yayılarak devam etmiş.
Mesime Elif ÜNALMIŞ
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.