
Can, altı-yedi yaşlarındaydı. Bembeyaz bir teni, tombul yanakları, hafif gamzeli, tatlı mı tatlı bir çocuktu. Herkes tarafından çok sevilirdi. Her okul çıkışı önce üstünü değiştirir, sonra da elini yüzünü yıkardı. Arkadaşlarıyla oynamak için öğretmenin verdiği ödevleri erkenden yapardı. Böylece kendisine daha çok vakit kalırdı. Can arkadaşlarıyla belirlediği saatte dışarı çıkıp oynardı. Ancak Melis Hanım Can her dışarı çıktığında tedirgin oluyordu. Çünkü Can biraz dikkatsiz oynuyordu.
Can, gözlerindeki rahatsızlıktan dolayı çok dikkatli oynayamıyordu. Can, çok hareketli bir çocuktu. Bu yüzden sık sık kendini yaralardı. Günlerden bir gün yine arkadaşları Can’ı çağırmışlardı. Can, arkadaşlarıyla her gün gittikleri parka gitmekten vazgeçmişlerdi. Arkadaşı Hasan, Can’a;
“Bugün Vedatların kapısının önünde oynayalım mı?” diye sordu.
Can;
“Evet, olabilir” dedi.
Can annesine dönerek;
“Anne, biz Vedatların kapısının önünde oynayabilir miyiz?” diyerek izin istedi.
Bu fikir Melis Hanım’ın da hoşuna gitti. Balkondan Vedatların evinin önünü görebiliyordu. Göz önünde olması, Melis Hanım’ın endişesini biraz olsun azaltıyordu. Çocuklar ellerine geçen her kuruşu hemen bakkalda harcarlardı. Bakkalcı Serkan abileri çocukların dilinden İyi anlardı. Bakkalın kapısının önü oynamak için müsaitti. Vedat, bakkalın üst katında oturuyordu. Bakkalcı en çok Can’ı seviyordu. Can, çok abur cubur tüketiyordu. Melis Hanım tüketmesine karşı çıksa da Can poşetlerin üzerindeki renkli cazibesine kendini kaptırıyordu.
Melis Hanım, arada balkona çıkıp Can’ı kontrol ediyordu. Her şey yolunda görünüyordu. Melis Hanım, akşam yemeği için mutfağa koyuldu. Bir süre sonra telaşla biri kapıyı çalıyordu. Bir yandan da “Melis Teyze! Melis Teyze!” diye bağırışları duyuyordu. Melis Hanım ocağın altını kapatıp hemen kapıya koştu. ‘Can’a bir şey mi oldu?’ diye düşündü. Melis Hanım kapıyı açtı. Kapıda Can’ın arkadaşı Hasan vardı. Hasan nefes nefese kalmış gözleri yuvasından çıkmışçasına telaş içinde Can’ın merdivenlerden yuvarlandığını söyledi. Melis Hanım’ın ilk düşündüğü şey Can’ın gözleri oldu.
Can, hastaneden iki hafta önce çıkmıştı; aldığı ilaçlar biraz sersemletiyor ve onu zayıf düşürüyordu. Bu yüzden çok sık düşüyordu. Can’ın çığlıklarını duyunca daha da telaşlanmış ayağına terliği ancak giyebilmişti. Oturdukları ev zemin kattaydı. Merdivenleri çıkması gerekiyordu. Melis Hanım alelacele çıktı. Biraz ileride Can’ın kollarını tutan arkadaşlarını görünce korkuyu yüreğinde hissetmişti. Can’ın yüzü kanlar içindeydi. Gözleri kandan görünmüyordu. Bu sahneye dayanamayan Melis Hanım yere yığıldı. Tek düşündüğü şeyi Can’ın o boncuk gözleri oldu.
Melis Hanım’ı görünce komşuları hemen etrafa doluştu. Komşulardan biri hemşireydi. Can’ı kanlar içinde gören hemşire hanım, pansuman malzemelerini alıp gelmişti. Hemen cana gereken ilk müdahaleyi yaptıktan sonra Melis Hanım’a dönerek;
“Dikiş atılması gerekiyor” dedi.
Melis Hanım, Can’ın kaşlarının açılmasına bir nebze sevinmişti. Gözlerine bir şey olmaması onu biraz rahatlatmıştı. Yardımsever komşuları hemen arabayla hastaneye götürmüşlerdi.
Hastane çok kalabalık görünüyordu. Can’ı hemen ameliyata aldılar. Kan akmaya devam ediyordu. Melis Hanım, ameliyat sırasında Can’ın yanına alınmak istedi. Önce alınmadı. Sonra Doktor Bey onu almaya karar verdi. Ortalıkta hemşire görünmüyordu. Doktor Bey Melis Hanım’ın yardımına ihtiyaç duymuştu. Doktor Bey;
“Annesi, Can’ı kollarından iyice kavramalısın” dedi.
Melis Hanım, Can’ın kollarını öyle sıkı tutuyordu ki Can’ın bağırtılarına kulak asmak zorunda kalmıştı. Oldukça cesur davranıyordu. Yeter ki iğne gözüne gelmesin diye düşündü. Doktor Bey, işini düzgün yapsın diye uğraşıyordu. Can, kafasını çok oynattığı için ameliyat bezi kaymıştı. Melis Hanım bezi düzeltmeye çalıştı. Doktor Bey sinirlenip bezi alıp yere attı;
“Ellerini beze dokundurma! Mikrop kaptırdın!” diyerek Melis Hanım’ı azarladı.
Melis Hanım kendi içinde ‘küçük bir dokunuşla nasıl mikrop kaptırdım’ diye düşünüyordu. Sonra sesini çıkarmadan Can’ı tutmaya devam etti. Sonunda yedi dikiş atılmıştı. Bütün bunlar yaşanırken Melis Hanım eşine bir türlü ulaşamamıştı. Bütün işlemler bittikten sonra eşini tekrar aradı, olanları anlattı eşi de çok üzüldü. Yoğun iş temposundan telefonu sesini duymamıştı. Hangi hastanede olduğunu öğrenmek istedi, ancak Melis Hanım gelmesine gerek olmadığını söyledi. Can bu arada sakinleşmişti.
Zor bir günün sonunda yorgun düşen bedenini zor tutuyordu. Melis Hanım’ı hastaneye bırakan komşuları onları beklemişlerdi. Melis Hanım böyle komşuları olduğu için teşekkür etmeyi ihmal etmemişti. Melis Hanım, Can’ın pansumanlarını yapmak için işten ayrıldı. Bir süreliğine Can’a bakmayı tercih etti. Zaten Can’ın sağlığı ile ilgilenmek için sık sık iş değiştirirdi. Bu yüzden sigortasız çalışıyordu çoğu zaman. Can’a gözü gibi bakıyordu.
Kısa zamanda Can toparlanmıştı. Derslerinde eksik kaldığı konuları arkadaşlarının yardımıyla halletmeye çalışıyordu. Aradan bir kaç ay geçince Melis Hanım yeniden iş buldu. Can’a anneannesi bakıyordu. Hıdır dedesi okula gidip teneffüslerde Can’a göz kulak oluyor, her fırsatta okula gidip kontrol ediyordu. Can, emin ellerdeydi.
Melis Hanım iki haftanın sonunda işten biraz erken çıkmıştı. Alelacele yemek yapmaya koyulmuştu. Can da mutfak masasında oturmuş dondurmasını yiyordu. Melis Hanım ana yemeğin yanına pirinç pilavı yapmak istedi. Pilavlık pirinçleri ayıklamak için masaya bıraktı. Bir yandan salatayı yapmaya koyuldu. Can ise dondurmasını yerken bir yandan da pirinç taneleri ile oynuyordu. Elini pirinç tabağının kenarına vuruyor zıplayan pirinçleri dikkatli izliyordu. Melis Hanım, Can’ın çığlığıyla arkasını dönerek neden durduk yere ağladığını anlamaya çalışıyordu. Can, annesine gözünü işaret ediyordu. Aradan iki dakika geçmeden Can’ın göz torbası fındık büyüklüğünde şişmeye başladı. Pirinç tanesi zıpladığı yerden Can’ın gözüne kaçmıştı. Melis Hanım korku dolu gözlerle olanlara inanamıyordu. Ancak soğuk kanlığını koruyarak, Can’ı kucaklayarak mahallesinde bulunan polikliniğe götürdü. Kimseye haber vermeden koşar adımlarla yokuş çıkan bir yolu kan ter içinde Can’ı polikliniğe yetiştirmek için uğraşıyordu.
İsyan etmenin zamanı değildi, tek İsteği bir an evvel müdahalenin sağlanmasıydı. Polikliniğe geldiğinde nefesinin tükendiğini hissetti. Doktor Bey, Can’ı yatağa oturttu. Bir yandan da Melis hanımı sakinleştirmeye çalıştı. Doktor Bey, Can’a;
“Eğer beni dikkatli dinlersen canın acımaz” dedi.
Can korkudan söyleneni yapıyordu. Melis Hanım, telaşının nedenini açıklamak ister gibi Can’ın rahatsızlığından bahsediyordu. Doktor Bey;
“Sakin olun korkulacak bir şey yok.” dedi.
Sonra Can’a tekrar dönerek önce başparmağını Can’ın göz torbasının en altına koyarak çok yavaş dokunuşlar yaparak, işaret parmağını kullanarak pirinç tanesini gözünden çıkarmayı başarmıştı. Melis Hanım derin bir nefes almıştı. Doktor Bey yazdığı göz damlasını kullanmasını istedi. Ciddi bir durum olmadığını kısa sürede iyileşebileceğini söyledi. O günden sonra Melis Hanım yine işten ayrılmıştı. Can’ın biraz daha büyümesini beklemek istemişti. Can, yaşadığı şeylerden ders çıkarmıştı. Dışarı çıktığında daha temkinli oynuyordu. Annesine yaşattığı korkulardan dolayı özür dilemişti. Artık annesini üzmeyeceğini, abur cubur yiyecekleri tüketmeyeceğini, eline geçen parayı kumbarasına atacağını söylemişti.
01.05.2023 Mesime ( Elif ) ÜNALMIŞ
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.