1. İMECE USULÜ

Eylül ve Ela Hanım oturmuş televizyon izliyorlardı. Aniden, deprem etkisi yaratan bir gürültüyle irkildiler! Panikle dışarı fırladılar. Komşuları da bu gürültüden etkilenmiş, kendilerini sokakta bulmuşlardı. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyor, kendi aralarında fikir alışverişinde bulunuyordu.

Gürültünün geldiği taraftan yaklaşan Salih Efendi’yi görünce, mahalle sakinleri merakla ona sorular yönelttiler. Salih Efendi, mahallenin sütçüsüydü. Meraklı gözlerle kendisine bakan komşuların sorularını yanıtladı. Şöyle gerine gerine konuşuyordu:

“İki sokak arkada yıkım çalışması var. Ailelerin tartışmaları arasında yıkım yapılıyor. Kaçak yapılar varmış.”

Gerekli açıklamayı yaptıktan sonra gözden kayboldu.

Komşular ahlayıp vahlamaya başladılar. İçlerinden biri, el hareketleriyle hesap sorar gibi tepki göstererek:

“Hem kaçak binaların yapılmasına göz yumuyorlar, hem de her şey bittikten sonra böyle girişimlerde bulunuyorlar,” dedi.

Sinirden ağzından köpükler çıkıyor, bir yandan anlatmaya devam ediyordu:

“Kıt kanaat geçinen insanların umutlarını kırıyorlar.”

Komşunun konuşmasından cesaret alan Sakine Hanım araya girdi. O da aynı tepkileri göstererek şunları dile getirdi:

“O sokaktaki evlerin büyük bir kısmı kaçak yapılardır. Bu evler yapılırken hiç mi gören olmamış? Yazık değil mi bu insanlara?” Ardından devam etti: “Kışın gelmesine bir ay kaldı. İnsanlar kışlık hazırlıklarını yapıyorlar. Kış günü yıkım yapılır mı?” diyerek sinirlendi.

Ela Hanım bu konuşmaları dinledikten sonra söze karıştı:

“Zamanlama da kötü. Ne yapacak bu insanlar? Hayatları boyunca çalışmış, birikimleriyle ancak yaşayabilecekleri bir korunağa sahip olabilmişler. Kıt kanaat geçinen insanlar, tüm emeklerini dört duvara harcamayı hedef haline getirmişler. Hiç kimse kaçak yapı istemez, ama en başta izin verilmemeliydi. Yoksa çarpık kentleşmenin önüne geçilmez. Umarım birileri mantıklı bir çalışma yürütür de kimse daha fazla mağdur olmaz.”

Eylül, büyüklerin konuşmalarından çok etkilenmişti. Herkesi pür dikkat dinledikten sonra annesinin son cümlesi onun kafasında şimşekler çakmasına neden olmuştu. Bir süre düşündü, sonra annesine eve gitmek istediğini söyledi. Ela Hanım “Tamam kızım,” diyerek sohbete devam etti.

Eylül, eline bir kâğıt kalem alarak bir plan çizmeye başladı. Proje şöyleydi: Belediye aracılığıyla her altı ayda bir elli aileyi ev sahibi yapmak.

Eylül’ün projesinin temel amacı, depreme dayanıklı, konforlu ve yaşanabilir daireler yapılmasını sağlamaktı. Artık biraz daha büyümüş, olayları daha derin kavrayabiliyordu. Duygusal zekâsının kıvraklığı sayesinde, toplum yararına bir proje bile geliştirmişti.

Belediye için arsa sıkıntısı yoktu. Devlet bünyesindeki arsaların halkın yararına işlenmesi gerektiğini düşünüyordu. Ona göre bu, kamu kurumlarının asli görevlerinden biriydi.

Projenin ikinci ayağı, insanların düşük faizli kredilerle ev sahibi olabilmelerini sağlamaktı. Her aileye eşit miktarda, örneğin 100.000 TL gibi bir kredi sunulmalıydı. Ya da ekonomik şartlara göre her bütçeye uygun seçenekler oluşturulmalıydı. Belediye, bu paranın bir kısmını işletmeli; kalan kısmı ise doğrudan evlerin inşası için kullanılmalıydı. Altı ayın sonunda tüm kaynak projeye aktarılmalı ve ailelere anahtarları teslim edilmeliydi.

Ayrıca, işsiz bireylerin bu süreçte projede görev alması sağlanmalıydı. Böylece hem istihdam yaratılır hem de insanlar kendi evlerine katkıda bulunabilirdi.

Eylül, proje bitiminde anahtar teslimi yapılan anda insanların yüzündeki mutluluğu hayal etti. Bu düşünceyle ayağa kalktı ve annesi Ela Hanım’ın yanına gitti. Ona önemli bir konuda konuşmak istediğini söyledi ve içeri geçti. Amacı, annesini bu projeye inandırmak ve onun desteğini almaktı.

Zaten Eylül, bir iyilik elçisiydi. Koşuşturması da bundandı. Kendi dünyasındaki insanların yüzünde bir tebessüm oluşturmak istiyordu. Tek amacı, iyilik halkasını herkese bulaştırmaktı.

Ela Hanım nihayet komşu sohbetlerini sonlandırmış, eve girebilmişti. Yüzünde umutsuzluk vardı; oldukça üzgün görünüyordu. Kanepeye uzanmış, sessizce düşünüyordu. Eylül, annesinin karşısına geçip “Her şey çok güzel olacak,” diyerek yanağına bir buse kondurdu.
Mesime, bu bölüm adeta bir umut masalı gibi… İşte metnin düzenlenmiş ve akıcı hâli, duygusal tonu korunarak:

Eylül projesini anlatmaya başladı. Ela Hanım, yattığı yerden doğrularak kızının kıvrak zekasına hayranlıkla bakıyordu. Gözleri parlamış, umutsuzluk yerini umut dolu bir heyecana bırakmıştı. Fısıltı gibi “Neden olmasın?” dedi ve ayağa kalkarak Eylül’e sarıldı. Onunla gurur duyduğunu söyledi.

Ertesi gün komşulara da projeyi anlattılar. Herkesi garip bir heyecan sardı. Komşular, bu fikrin gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu söylediler. Görüşler alındıktan sonra sıra belediye başkanıyla görüşmeye gelmişti. Ertesi gün için randevu alındı. Eylül, projesini başkana nasıl kabul ettireceğini düşünüyordu. Bu kolay olmayacaktı. Bu yüzden işi şansa bırakmak istemedi. Başkanla görüşmeden önce Gökkuşağı Ülkesi’ne gitmeliydi.

Akşamı iple çekiyordu. Nihayet yemeklerini yemiş, biraz sohbet ettikten sonra uyumak istediğini söylemişti. Annesinden hikâye kitabı okumasını rica etti. Okuma yazma biliyordu elbette, ama annesinin sesinden dinlemek ona ayrı bir huzur veriyordu.

Ela Hanım, Elif’in Büyülü Dünyası adlı kitabı eline aldı. Eylül en çok Pamuk ile Boncuk’un hikâyesini seviyordu. Kedilerin paylaşımı ve sınıf farklarını anlatan bu hikâye, onun iç dünyasında derin izler bırakıyordu. Hikâyenin sonlarına doğru göz kapakları ağırlaştı ve Eylül derin bir uykuya daldı.

Rüyasında Gökkuşağı Ülkesi’ne giriş yaptı. Merdivenleri çıkarken biraz endişeliydi. Herkesin gözünde hâlâ bir çocuktu. Kimse onu ciddiye almazdı. “Bir şeyler yapmalıyım,” diyerek adımlarını hızlandırdı. Kapı çerçevesini andıran düzeneğe geldi. Adımını attı, ardından bir adım daha… Karşısındaki kalabalık onu şaşkına çevirmişti. Tanıdığı herkes oradaydı. Alkışlarla karşılandı.

Gökkuşağı Ülkesi’nde yaşayanlar bir üst boyutta yaşıyorlardı. Sihirli küre sayesinde Eylül’ün tüm eylemlerini görebiliyorlardı. Ancak yine de projeyi onun ağzından dinlemek istiyorlardı. Eylül heyecanla anlatırken, herkes onun duygularını hissedebiliyordu.

Aksakallı Bilge Dede, topluluğun en saygı duyulan kişisiydi. Eylül konuşmasını bitirince onu yanına çağırdı. Sevgiyle kucakladı ve cesaretini takdir etti. Ardından cebinden kan kırmızısı, ışıl ışıl parlayan bir toz çıkardı. Eylül’e uzatarak şöyle dedi:

“Al bunu sihirli küreye dök ve şu sözleri üç kez tekrarla:
İkna gücümü aktif tut.
Sonra ikna etmek istediğin kişiye dokun, projeni anlat ve bu projeyi ne kadar çok istediğini coşkulu bir sesle dile getir. Böylece hayalini gerçekleştirebilirsin.”

Eylül mutluluktan havalara uçtu. Umudu kucaklayarak dünyasına döndü. Bu umudu evsiz insanlara da taşımak istiyordu. İçinden şöyle geçiriyordu: “Hayata geliş amacımız sadece barınmak olmamalı. İnsanlar ömrünün yarısını barınmak için harcamamalı.”

Gerçek başarı neydi? Belki de kendi özünü bulmak, başkalarının mutluluğuna vesile olmaktı…

Sabah mutlu bir şekilde uyandı. Heyecanını annesiyle paylaşmak istiyordu. Ela Hanım da bir an önce başkanla görüşmek istiyordu.

Ertesi gün belediyeye gittiler. Sekreter Hanım, Ela Hanım ve küçük mucidi içeri buyur etti. Başkan umursamaz bir tavırla “Buyurun, sizi dinliyorum,” dedi. Ela Hanım projeyi heyecanla anlatmaya başladı. Eylül küçük olduğu için annesinin anlatmasını tercih etmişti. Başkan dikkatle dinlemiyor gibiydi. Eylül rahatsız olmuştu. Artık bir hamle yapmalıydı.

Ayağa kalktı, başkanın yanına gitti. Tüm sevimliliğiyle:

“Başkanım, sizi çok sevdim. Müsaade ederseniz elinizi öpmek istiyorum,” dedi.

Başkan omuzlarını kabartarak elini uzattı. Ela Hanım şaşkınlıkla izliyordu. İçinden “Seni küçük bücür,” diyerek gülümsedi.

Eylül elini öptü, yerine geçti. Başkanın tavırları bir anda değişti. Artık dikkatle dinliyordu. Dinledikçe heyecanlandı. Ayağa kalkarak:

“Bu güzel çalışmayı önce bizim belediyemizde başlatmak istiyorum,” dedi. Ardından ekledi: “Ancak bazı görüşmeler yapmam gerekiyor. Sonra size dönüş yapacağım.”

Başkan projeyi Ela Hanım’a ait sanıyordu. Eylül için önemli olan tek şey projenin gerçekleşmesiydi.

Eve döndüklerinde haber beklemeye başladılar. Dört saat sonra telefon çaldı. Eylül’ün kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Ela Hanım’ın yüzündeki ifade güzel haberi müjdeliyordu. Telefonu kapattıktan sonra:

“Projeyi hemen yarın başlatıyorlar!” dedi.

Sevinçle birbirlerine sarıldılar. Başkalarının mutluluğu onların da mutluluğu olmuştu. Kısa sürede proje her yerde duyuruldu. TV kanallarında yayınlandı. Evsiz insanlar başvurular yaptı. Toplumda büyük bir heyecan oluştu.

Hükümet projeye destek verdi. Bankalar düşük faizle katkı sundu. Altı ay sonunda herkes evine kavuştu. Bu iyilik halkası yıllarca sürdü.

Artık ev almak büyük bir sorun olmaktan çıkmıştı. Kaygılar azalmıştı. Eylül bir görevi daha başarıyla tamamlamıştı. Ela Hanım, kızının enerjisine hayran kalıyordu. Evlerini teslim alan insanların yüzündeki gülümsemenin ardında Eylül ve annesi vardı.

Ela Hanım, insanları mutlu etmenin ne kadar değerli olduğunu söyleyerek Eylül’e sarıldı ve onunla gurur duyduğunu dile getirdi.
25.08.2025
Mesime Elif Ünalmış

  • İMECE USULÜ

Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.