EYLÜL’ÜN DOĞUM GÜNÜ

EYLÜL’ÜN DOĞUM GÜNÜ

Eylül çok heyecanlıydı. İlk defa doğum gününü sadece arkadaşlarıyla kutlayacaktı. Kutlama pazartesi günü yapılacaktı. Eylül, listeye en sevdiği arkadaşlarının isimlerini yazdı: Selvi, Nazlı, Ahmet, Yiğit, Busenaz ve Hasan. En çok Selvi ve Nazlı’yı seviyordu.

Ela Hanım pazartesi günü için gerekli tüm hazırlıkları yapmıştı. Masanın üzerine itinayla dizilen pastalar, tatlılar, çörekler iştah kabartıyordu. Biricik prensesinin mutlu olmasını istiyordu. Parti için yapılan süslemeler, Ela Hanım’ın ellerinde hayat bulmuştu.

Eylül en güzel elbisesini giyerek aynanın karşısında süzülüp duruyordu. Her şey hazırdı. Kapı zili çalınca koşarak kapıyı açtı. Kapıda Nazlı ve Selvi vardı. Onlar da oldukça şık giyinmişlerdi. Eylül, arkadaşlarına “Hoş geldiniz,” diyerek içeri buyur etti. İki dakika sonra Ahmet, Yiğit ve Busenaz da geldi. Bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da dans için müzik seçiyorlardı. Masa oldukça ilgi çekiciydi. Çocuklar yiyeceklerden tatmak için sabırsızlanıyorlardı.

Nazlı, “Eylül, daha bekleyecek miyiz?” diye sordu. Ardından ekledi: “Belki Hasan gelmekten vazgeçmiştir.” Eylül arkadaşına hak verdi. Bir saati aşkın süredir bekliyorlardı. Hasan’ı tekrar aradı ama cevap alamadı.

Ela Hanım çocuklara seslenerek herkes için hazırladığı servis tabaklarını uzattı. Küçük misafirlerini hoş sohbetler eşliğinde en lezzetli yiyeceklerle buluşturduğu için herkes mutlu görünüyordu. Ancak Eylül’ün aklı Hasan’a takılmıştı. Oysa daha önce mutlaka geleceğini söylemişti.

Bir süre sonra Ela Hanım’ın telefonu çaldı. Telefonun diğer ucunda Hasan’ın annesi Ayşe Hanım vardı. “Hasan partiye geldi mi?” diye soruyordu. Ela Hanım, çok beklediklerini ama gelmediğini söyledi. Ayşe Hanım endişelenmeye başladı. Aynı endişeyi Ela Hanım ve çocuklar da yaşıyordu.

Ayşe Hanım, Hasan’ın çarşıya çıktığını ve Eylül için hediye alacağını söylemişti. Ela Hanım telefonu endişeyle kapattı. Ayşe Hanım da çok tedirgindi. Hasan alışverişini yaptıktan sonra dönüş yolunda karşıdan karşıya geçerken bir araba çarpmış ve ağır yaralanmıştı.

Olay yerinde bulunanlar yardımına koşmuş, Hasan’ı apar topar hastaneye kaldırmışlardı. Ayşe Hanım durumu öğrenince kendini bir solukta hastanede bulmuştu. Doktor, Hasan’ın durumunun ciddi olduğunu ve bir daha yürüyemeyeceğini söylemişti.

Ayşe Hanım, Ela Hanım’ı arayarak haber verdi. Ela Hanım çok şaşırmıştı. Bu üzücü haberi çocuklara nasıl söyleyeceğini düşündü. Eylül, annesinin yüzündeki ifadeden kötü bir şey olduğunu fark ederek ne olduğunu sordu. Durumu öğrenince herkes çok üzülmüştü.

Eylül kendini suçlu hissediyordu. Arkadaşının bir daha yürüyemeyeceğini düşündükçe çok üzülüyor, onun için bir şeyler yapmak istiyordu. Ancak özel güçlerini kullanamazdı; çünkü Hasan kötü biri değildi, sadece kaza geçirmişti. Eylül, içinden “Aksakallı Bilge Dede arkadaşım için bir şeyler yapamaz mı?” diye düşündü.

Kendi içinde sorgulamalar yaparken, arkadaşlarını bir an önce yolcu ederek akşamın gelmesini bekliyordu. Ela Hanım, Eylül’ün çok üzüldüğünü fark edince “İstersen arkadaşlarını yolcu edelim,” diyerek onun fikrini aldı. Eylül, en mutlu olması gereken bir günde yaşadığı talihsizlikle hem kendini hem de arkadaşlarını üzmüştü.
Elbette Mesime, işte bu bölümün edebi kurallara uygun şekilde düzenlenmiş hali:
Bir süre sonra arkadaşlarını uğurladı. Ardından annesine yardım etti. Etrafı topladıktan sonra, Hasan’ı ziyaret etmek istediğini söyledi. Ela Hanım da Hasan’ı görmek istiyordu. Ayşe Hanım’ı da çok yakından tanıdığı için akşamı iple çekiyordu. Gitmeleri gerekiyordu. Hemen hazırlanarak hastaneye doğru yola çıktılar.

Hasan baygın bir şekilde yatıyordu. Eylül onu görünce üzüntüsü ikiye katlandı. Arkadaşına çaresizce bakmak, hiçbir şey yapamamak onu derinden etkiledi. Ela Hanım, kızının ne kadar hassas olduğunu bildiği için fazla beklemeden onu eve götürdü.

Eylül, yorucu bir günün ardından annesine uyumak istediğini söyledi. Tek amacı vardı: arkadaşına yardım edebilmek. Yorgun olmasına rağmen endişesi uyumasını zorlaştırıyordu. Bir süre sonra küçük bedeni uykuya yenik düştü.

Eylül maviliklere dalmıştı. Kapı çerçevesini andıran bir düzeneğe bakarak basamakları ağır ağır çıktı. Son basamağa geldiğinde içeri girip girmeme konusunda tereddüt etti. Oturmayı tercih etti. Nasıl bir yol çizebilirdi? Bir mucizeyi gerçekleştirebilir miydi? Böyle bir şey istemeye hakkı var mıydı? Aksakallı Bilge Dede onun için bir mucize yapabilir miydi?

Karmaşık duygular arasında dolaşırken yeşil maviye karıştı. Sessizce açılan kapının eşiğinde Aksakallı Bilge Dede belirdi. Eylül ürkerek arkasına baktı, şaşkınlığını gizleyemedi. Gökkuşağı Ülkesi’nde Eylül’ün her hareketinin fark edilmesi onu biraz rahatsız ediyordu. Bunu belli etmemeye çalışsa da, orada yaşayanlar Eylül’ün her şeyini görebiliyor ve anlayabiliyorlardı. Bu duruma alışmaya çalışıyordu.

Aksakallı Bilge Dede, “Neden içeri girmiyorsun güzel yürekli kızım?” dedi.

“Merhaba efendim. Ne yapacağımı bilemedim. Sizden isteyeceğim şey özel bir durum,” dedi Eylül.

Bilge Dede gülümseyerek, “Sen bize her şeyi en baştan anlat bakalım. Ama önce içeri gir, bu kapı uzun süre açık kalamaz,” dedi.

Eylül hemen toparlanarak içeri girdi. Gökkuşağı Ülkesi’nin sakinleri de merakla Bilge Dede’nin ne söyleyeceğini ve nasıl bir çözüm sunacağını izliyordu.

Eylül derin bir nefes aldı. Önce doğum gününden bahsetti, ardından gelen telefonla yaşananları bir bir anlattı. Hasan’ın kendi yüzünden bu korkunç olayı yaşadığını, bir daha yürüyemeyeceğini ve bu yüzden çok üzgün olduğunu söyledi.

Bilge Dede, “Bu bir dikkatsizlik sonucu yaşanmış bir olay. Kendini suçlamayı bırak da, arkadaşın için ne yapabiliriz onu konuşalım,” dedi.

Eylül gözlerini faltaşı gibi açtı. Büyük bir şaşkınlıkla, “Yani bir şeyler yapabilir misiniz?” diye sordu.

Bilge Dede, “Sen buraya kadar gelmişsin, seni boş gönderir miyiz?” diye cevap verdi.

Eylül umutla ayağa kalktı. Bilge Dede’yi büyük bir dikkatle dinliyordu.

“Ellerini bana uzat kızım,” dedi Bilge Dede.

Eylül hiç tereddüt etmeden ellerini uzattı.

“Önce sihirli küreni etkisiz hale getirelim,” dedi Bilge Dede.

Eylül birden irkildi. Ellerini geri çekerek, “Bir daha kimseye iyilik yapamayacak mıyım?” diye sordu.

“Telaşlanma kızım. Ellerini uzat ve sadece söylediklerimi yap,” dedi Bilge Dede.

Gökkuşağı sakinleri onları büyük bir heyecanla izliyordu. Bilge Dede ellerini cebine koydu. Kömür karası bir toz çıkararak Eylül’ün ellerine döktü.

“İçinden şu sözleri tekrarla,” dedi:

  • Sihirli küreyi etkisiz hale getir.
  • Sihirli küreyi etkisiz hale getir.
  • Sihirli küreyi etkisiz hale getir.

Ardından diğer eliyle altın sarısı bir tozu Eylül’ün ellerine döktü. Bu defa şu sözleri tekrarlamasını istedi:

  • Kızım ne isterse o olsun. Her dokunduğu hayat bulsun.
  • Kızım ne isterse o olsun. Her dokunduğu hayat bulsun.
  • Kızım ne isterse o olsun. Her dokunduğu hayat bulsun.
    Elbette Mesime, işte metnin bu bölümünün edebi kurallara uygun şekilde düzenlenmiş hali:
    Bu cümleyi üç kez tekrarladıktan sonra, Eylül’ün ellerinin arasından bir siyah, bir de beyaz güvercin uçarak yeşilliklerin arasında gözden kayboldu. Aksakallı Bilge Dede sözlerine şöyle devam etti:

“Artık sihirli küreye ihtiyacın yok. Sihir senin ellerinde. Bu olayda olmasını istediğin şeyi içinden üç kez geçir; dileğin gerçek olacak.”

Eylül, Aksakallı Bilge Dede’nin ellerinden öptü. Kafasını kaldırarak, “Sizi artık göremeyecek miyim?” diye sordu.

Aksakallı Bilge Dede gülümseyerek, “Elbette geleceksin. Elindeki sihir sadece üç olay için geçerli; sonra etkisini kaybedecek. Yani buraya gelmeye devam edeceksin,” dedi.

Eylül, “Buraya tekrar geleceğim için çok mutluyum. Bana yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ediyorum,” diyerek müsaade istedi ve dünyasına geri döndü. Evine döndüğünde içini bir ferahlık kapladı.

Eylül sabah erkenden kalkarak hastaneye gitmek için hazırlandı. Annesine, Hasan’ı mutlaka görmesi gerektiğini söyledi. Ela Hanım da Hasan’ın son durumunu merak ettiği için Eylül’e eşlik etti. Eylül, arkadaşına sihirli dokunuşu yapmak için sabırsızlanıyordu.

Hasan’ın başucunda perişan halde oturan annesi, kınalı kuzusunu sık sık kontrol ediyordu. Onu yatakta öylece çaresiz otururken görmek, yüreğini burkuyordu. Bir an önce bu soğuk hastane duvarlarından çıkarmak istiyordu. Evde, kendi elleriyle hazırlayacağı yemekleri yerse belki iyileşebileceğini düşünüyordu. Ayşe Hanım derin düşüncelere dalmıştı. Kapının sesiyle irkildi. Kapıda Eylül ve annesini görünce sevindi. İçini bir huzur kaplamıştı.

“Hoş geldiniz,” diyerek Ela Hanım’ın elindeki çiçekleri vazoya yerleştirdi. Eylül, Hasan’a “Geçmiş olsun,” dedikten sonra yanına oturdu. Hasan çok üzgündü, ne söyleyeceğini bilemedi. Eylül’e artık yürüyemeyeceğini söyledi.

“Bu kadar emin olma. Hayat mucizelerle doludur,” diyerek Hasan’ın elini tuttu. Eylül’ün güzel enerjisini alan Hasan, iki elini yatağına koyarak dik durmaya çalıştı. Birden bacaklarını hareket ettirdiğini hissetti. Bacağında hissettiği tek şey, kazadan kalan yaraların ağrısıydı.

Eylül, “Canım arkadaşım! Sanırım mucize gerçekleşiyor,” deyince, Ela Hanım şaşkın bir ifadeyle kömür karası gözlerini Eylül’e çevirdi. Artık Eylül’den şüphelenmeye başlamıştı. Daha önce yaşanan olayları göz önünde bulundurarak, “Yoksa benim kızım ermiş mi?” diye düşündü.

Ayşe Hanım sevinçten ne yapacağını bilemedi. Kısa bir şaşkınlıktan sonra hemen doktor beye haber verdi. Doktor geldiğinde şaşkınlığını gizleyemedi. Muayene yaptıktan sonra film çektirdi. Gerçekten bir mucize gerçekleşmişti.

Ayşe Hanım, Eylül ve Ela Hanım’a sarılarak, “Ayağınız uğurlu geldi,” dedi. Eylül, bir görevi daha başarıyla yerine getirdiği için mutluydu. Annesiyle hastaneden ayrıldıktan sonra, Ela Hanım’ın şüpheli bakışlarından rahatsız olmuştu.

Eve vardıklarında Ela Hanım, Eylül’ü soru yağmuruna tuttu. Eylül, Aksakallı Bilge Dede’ye danışmadan sırrını açıklamak istemediği için kaçamak cevaplar vererek geçiştirmeye çalıştı. Uyumak için sabırsızlanıyordu. Nihayet akşam oldu. Yemekten sonra odasına çekilerek uyumaya çalıştı. Bunu annesine nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Başkasıyla paylaşırsa bu büyüleyici etkinin geçip geçmeyeceğini düşünerek çelişkiler içinde uykuya daldı. Kendini maviliklere bıraktı.

Hızla merdivenleri çıktı. Kapı düzeneğini andıran çerçeveye adımını atar atmaz yeşille buluştu. Bu kez karşılayan yoktu. Şaşkınlıkla etrafına bakındı. Sonra koşar adımlarla Aksakallı Bilge Dede’nin evine gitti. Bahçe kapısını aralarken, kapıda Bilge Dede belirdi. Bir süre bakıştılar. Meraklı gözlerle bir şey söylemesini bekledi.

Aksakallı Bilge Dede, “Anlat bakalım kızım,” dedi. Ama önce Eylül’ün koltukta oturmasını istedi.

Eylül söyleneni yaparak oturdu. Annesinin kendisinden şüphelendiğini, neler olduğunu anlatması için baskı yaptığını söyledi. Koltukta oturan bu güzel yürekli çocuğa baktı. Sonra da, “Üzülme, bu beklediğimiz bir şeydi. Bugüne kadar en ufak bir kötülük yapmadın. Annen temiz yürekli bir insan. Ona gerçeği anlatabilirsin. O da Gökkuşağı Ülkesi’ni ziyaret edebilir. Hatta isterse o da iyilik elçisi olabilir. Birlikte daha iyi bir ekip olabilirsiniz,” dedi.

Eylül derin bir nefes aldı. Heyecandan yerinde duramıyordu. Çok sevdiği annesinden bir şey saklamak zorunda olmadığı için çok mutlu olmuştu. Aksakallı Bilge Dede’ye teşekkür ederek oradan ayrıldı. Uzun zamandır bu kadar sakin bir şekilde uyumamıştı. Annesiyle arasında artık bir sır olmayacağı için mutluydu.

Ela Hanım kahvaltıyı hazırlayarak Eylül’e seslendi. Eylül, kahvaltıdan sonra annesiyle çok önemli bir konuda konuşmak istediğini söyledi. Ela Hanım biraz şaşırmıştı. İçinden, “Yoksa sakladığı şeyi mi açıklayacak?” diye geçirdi. Ağzındaki lokmayı bitirdikten sonra, “Doğrusu, söyleyeceğin şeyi büyük bir merakla bekliyorum,” dedi.

Eylül bir yandan gülümsüyor, bir yandan da annesinin merakını daha da körüklüyordu. Ela Hanım kahvaltı masasını topladıktan sonra, hesap sorar gibi, “Evet küçük hanım, seni dinliyorum,” diyerek pür dikkat kızını izliyordu. Eylül’ün gözlerinin içine bakıyordu.

Kahvaltıdan sonra her şeyi bir bir açıkladı. Ela Hanım şaşkınlıkla dinliyordu. Bir yandan da, “Böyle bir şey nasıl mümkün olur?” diye soruyordu kendine. Eylül, yaşadığı tüm olaylara dikkat çekerek annesinin anlamasını sağlamaya çalıştı. İyice ikna olan Ela Hanım, Gökkuşağı Ülkesi’ne gitmek istediğini söyledi. O da akşam saatini iple çekiyordu. Heyecandan bir türlü uyku tutmuyordu. Gece yarısından sonra uyuyabildi.

Eylül mavilere bıraktı kendini. Kapı çerçevesini andıran düzeneğin önünde, merdivenin son basamağında annesinin gelmesini bekliyordu. Ela Hanım rüyasında Eylül’ün bahsettiği şeyleri görüyordu. O da hızla basamakları çıktı. Son basamakta Eylül’le karşılaşınca çok şaşırdı. Duraksayarak, “Aman Allah’ım! Gördüğüm şeyler bir rüyanın ötesinde. Burada neler oluyor?” demekten kendini alamadı. Sadece kızının gözlerine baktı. Bütün gerçeği birazdan öğrenecekti zaten.

Eylül annesinin elini tuttu. “Hazırsan, aynı anda içeri gireceğiz,” dedi. Ela Hanım karmaşık duygular içinde kafasıyla onaylar gibi başını salladı. Hazır olduğunu söyledi.
27.08.2025
Mesime Elif Ünalmış

çocuk öyküleri, çocuk masalları, çocuk hikayeleri, öykü-masal, kısa masal, uyku masalı, eğitici hikayeler, Mesime Ünalmış, iyilik temalı hikaye, duygusal çocuk öyküsü, annelik hikayeleri, umut dolu masal, özgün çocuk hikayesi, edebi çocuk anlatısı


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Hikâyeme dokunan düşüncelerini paylaş. Senin sesin burada değerli. Yorumun, bu yolculuğun bir parçası. Sessiz kalma, iz bırak.p Yazın