YASAK ELMA

YASAK ELMA

Gökkuşağı Ülkesi, güzel ve iyi insanların enerjisiyle varlığını sürdüren büyülü bir diyardı. Bir zamanlar insanların en çok korktuğu cehennem azabı bu ülkede hüküm sürmüştü. Kötülük her yeri sarmış, umutlar solmuştu. Ancak bir sabah, güzeller güzeli bir peri, insanlığın zulmüne ve çaresiz kalmış ruhların haykırışlarına kulak verdi. Bu düzeni değiştirmek için tüm enerjisini seferber etti. Kötü insanların yankılarını etkisiz hâle getirerek, karanlık enerjiyi bir elmanın içine hapsetti.

Tüm gücünü yitiren peri, kendini devasa bir ağacın gövdesine dönüştürdü. Bu ağacın her dalına yasak elmalar yerleştirildi. Ağaca ulaşmak son derece zordu; çünkü kötülüğün özü, bu elmaların içinde saklıydı. Kimse bu meyvelerden yemezse, dünya güzellikler içinde kalacaktı.

O günden sonra Gökkuşağı Ülkesi, rengârenk kelebeklerin dans ettiği, kuş cıvıltılarıyla şenlenen bir cennet bahçesine dönüştü. İyilikle arınan bu topraklara yalnızca temiz kalpli insanlar girebiliyordu. Her renk, her umut bu ülkede bir araya gelmişti.

Eylül, bu ülkeye gitmek için gereken hareketi yaptı. Yaşadığı dünyada kötülüklerin hâkimiyeti onu derinden üzüyordu. Tek başına mücadele etmek zor geliyordu. Ela Hanım elbette yardım ediyordu; ancak alanları farklıydı. İnsanlarla uğraşmak, Eylül’e göre daha zordu.

Bu düşünceler içinde Gökkuşağı Ülkesi’ne adım attı. Birbirinden güzel çiçeklerin arasında yürüyerek mis kokuları içine çekti, derin bir nefes aldı. Ardından Aksakallı Bilge Dede’nin yanına gitti. O gün yaşadığı sıkıntıları, içindeki bunalmışlığı anlattı.

Aksakallı Bilge Dede, “Zamanla her şey daha güzel olacak. Biraz daha sabredeceğiz, kızım,” dedi. Eylül, dolaşmak istediğini söyleyerek yanından ayrıldı. “Burası bana iyi geliyor,” diyerek uzaklaştı.

Meyve ağaçlarının arasında gezinirken, devasa büyüklükte bir ağaca rastladı. Merakı iyice artmıştı. Koşarak ağaca doğru ilerledi. Bu, bir elma ağacıydı. Elmalar kocamandı ve göz alıcıydı. Eylül, bir tanesinin tadına bakmak istedi. Uzanmaya çalıştı ama dallar çok yüksekteydi. Elmalara ulaşmak imkânsızdı.

Tam geri dönmek üzereyken, elmanın içindeki kötü ruhlar harekete geçti. Bu dünyalı kızın aracılığıyla yeniden varlıklarını sürdürebileceklerini düşündüler. Kötü ruh, parlak ve kırmızı bir elmayı yere düşürdü. Eylül, arkasından gelen sesle irkildi. Yere düşen elmayı görünce heyecanla aldı, elbisesinin köşesiyle silerek temizlemeye çalıştı. Elmanın büyüsüne kapıldı ve büyük bir ısırık aldı.

O anda elma ağacındaki diğer elmaların rengi değişmeye başladı. Eylül, bu değişimi fark edince çığlık atarak elmayı yere fırlattı. Ortalık bir anda kasvetli bir havaya büründü. Koşarak Aksakallı Bilge Dede’nin yanına gitti, ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Aksakallı Bilge Dede, halkın karşısına geçerek derin bir iç çekti. “Sevgili halkım,” dedi, “öncelikle burada, yasak elmaya karşı Eylül’ü uyarmadığım için hepinizden özür diliyorum.”

Eylül hemen araya girdi. “Her ne yaptıysam özür dilerim,” dedi. “Sadece bu güzel meyvenin tadına bakmak istedim.”

Gökkuşağı Ülkesi’nin sakinleri endişeyle birbirlerine bakıyor, “Bundan sonra ne olacak? Yine eskisi gibi cehennem azabını mı yaşayacağız?” diye soruyorlardı. Eylül ve Ela Hanım şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Ela Hanım, “Burası daha önce böyle değil miydi?” diye sordu.

Aksakallı Bilge Dede, “Anlatacağım kızım,” dedi. “Zaten çok fazla vaktimiz yok. Biraz sakin olun ve beni dinleyin.”

“Burası bir zamanlar tam anlamıyla cehennem gibiydi. Kötülerin hâkimiyetinde her türlü kötülük yaşanıyordu. Bu insanlara bir melek yardım etti. Kötü ruhları toplayıp elmaların içine hapsetti. Tüm gücü tükendiğinde ise kendini bu elma ağacının gövdesine dönüştürdü. O günden sonra burası bir cennet bahçesine dönüştü.”

“Beş yüz yıldır bu ülke böyleydi. Ancak Eylül, yasak elmaya dokunarak kötü ruhu serbest bıraktı. Elmanın aktif hâle gelmesiyle cehennem azabı yeniden başlayabilir. Eğer kısa sürede müdahale etmezsek, hem ülkemiz hem de dünya kötülüklerin egemenliği altına girecek. Dünyada olan biteni dengede tutmak için önce burayı düzeltmemiz gerekiyor.”

“Bu yüzden özellikle Eylül’e ve Ela Hanım’a büyük görev düşüyor. Biz buradan müdahale edemeyiz. Bunu ancak siz dünyalılar yapabilirsiniz. Çünkü kötü ruhu bir dünyalı serbest bıraktı. Bu nedenle hiçbirimiz müdahale edemeyiz.”

“İşin en kötü yanı, Gökkuşağı Ülkesi’ndeki güzel yürekli insanların enerjisi artık işe yaramıyor. Bu da onları derin bir kedere sürükledi. Tek bir çare kaldı: İki dünya arasında bağlantı kurabilen iki kişi var—Ela Hanım ve Eylül. Eğer bu kötü ruhu yeniden o meyvenin içine hapsedebilirlerse, Gökkuşağı Ülkesi kurtulabilir.”

Eylül, “Peki, nasıl bir yol izleyeceğiz?” diye sordu. Tam o sırada Gökkuşağı Ülkesi’nde değişimler başlamıştı. Herkes umutla Eylül’ün kararını bekliyordu. Bu güzel ülkeyi kurtarmasını istiyorlardı.

Oysa Eylül yalnızca sıkıldığı için dolaşmış ve bu kötü meyveye rastlamıştı. Şimdi omuzlarına yüklenen sorumluluk, işini daha da zorlaştırmıştı. Ama pes etmeyecekti.

Ela Hanım, “Sizin tecrübelerinizle ve yönlendirmenizle bu güzel ülkeyi kurtaracağız inşallah. Merak etmeyin, kızımla birlikte elimizden geleni yapacağız. Bu ülkeyi kötülüklere teslim etmeyeceğiz,” dedi.

Bu umut dolu sözler herkesi sevindirmişti. Ancak kötü ruh giderek yayılıyordu. İlk hedefi çocuklardı. Zaten bir kısmını ele geçirmişti. Etkilenen ruhlar kötülüğü yaymaya başlamıştı.

Eylül, bu kötü sona izin vermeyeceğine karar verdi. Artık sıradan bir çocuk olmadığını kabul etmişti. Aksakallı Bilge Dede’ye bakarak hazır olduğunu söyledi. Herkes umutla Eylül’e inanmak istiyordu. Ona moral vermek için alkışladılar.

Anne-kız, bu güzel insanların enerjisiyle harekete geçti. Aksakallı Bilge Dede hızlıca ne yapmaları gerektiğini anlattı. Eylül ve Ela Hanım’ın el ele tutuşmasını istedi. Hazırladığı iksiri avuçlarına döktü.

“Bu iksir, gücünüze güç katacak,” dedi. Ardından içinde ışıldayan toz zerrecikleri olan bir karışımı üzerlerine serpti. Eylül, bu ışıklar arasında gülümsüyordu. Onca olumsuzluğa rağmen yüzünde bir tebessüm belirmişti. Toz zerrecikleri koruyucu bir kalkan oluşturarak onları destekliyordu. Geri kalan ise onların yetenekleri ve zekâsıyla güçlenecekti.

İkisi de bu görev için hazırlanıp yola koyuldular. Ela ve Eylül’ün doğal ve güçlü bir enerjisi vardı. Bu güce inanarak yasak elmanın yanına geldiler. Birbirlerinin enerjisinden faydalanarak güçlerini birleştirdiler.

Melek kök ağacı, üzgün ve telaşlı bir sesle konuştu: “Sevgili Eylül ve Ela Hanım, yere düşen ve etrafa dağılan elmaları bana atın. Onları yakalayıp yerleştireceğim. Ancak enerjim sınırlı. Kötü ruhun etkisine girmeden elinizi çabuk tutun. Sonra kötü ruhtan etkilenen çocukları bana getirin ki dönüşümü sağlayabileyim. Lütfen acele edin. Yoksa her iki dünya karanlığa gömülecek.
Her ikisi de gördükleri elmaları hızla toplamaya çalışıyor, ardından melek kök ağacına doğru fırlatıyorlardı. Eylül tükenmişti. Kolay değildi; kötü ruhlu elmalar direniyordu. Ancak beş yüz yıl önceki varlıkları nedeniyle ışık hızına erişememişlerdi. Eylül ve Ela Hanım tüm güçleriyle savaşıyor, büyük bir hızla hareket ediyorlardı.

Sonunda bütün elmaları toplayarak ağaca yerleştirmeyi başardılar. Geriye yalnızca bir elma kalmıştı—Eylül’ün ısırdığı elma. Kara bulutlar Gökkuşağı Ülkesi’nde dağılmaya başlamıştı. Eylül birden yere yığıldı; enerjisi tükenmişti. Melek ağaç da konuşamayacak kadar zayıflamıştı.

Bir saat içinde kötü ruhun etkisindeki çocuklar bulunamazsa, o son elma asla yakalanamayacaktı. Ela Hanım, Eylül’ün yanına yaklaşarak, “Senden geriye kalan son enerjini almak zorundayım kızım. Benim de gücüm tükeniyor,” dedi.

Eylül, Tolga ve arkadaşlarının her zaman takıldıkları ağacın dibinde olabileceklerini söyledi. Ardından, “Tamam anne,” diyerek enerjisini annesine aktardı ve bayıldı. Ela Hanım, kızını öperek hızla Tolga ve arkadaşlarını bulmak üzere yola çıktı. Aksi takdirde tüm emekleri boşa gidecekti.

Hızla Tolga’nın yanına ulaştı. Eylül daha önce Gökkuşağı Ülkesi’ne ilk gittiğinde Tolga’yla karşılaşmalarını anlatmıştı. Tolga ve arkadaşları, Ela Hanım’a zarar vermek istediler; çünkü kötü ruhu taşıyorlardı. Varlıkları bu küçük bedenlerde saklanıyordu.

Ela Hanım’ın yapması gereken tek şey onlara dokunmaktı. Ancak bunu arkaları dönükken gerçekleştirmeliydi. İlk dokunuşu kim yaparsa, o kazanacaktı. Eğer kötülük Ela Hanım’a bulaşırsa, sihirli güçleriyle her şey çok daha tehlikeli bir boyuta ulaşabilirdi.

Bu bilinçle temkinli davranıyordu ama zamanı daralmıştı. Dönüşüm için yalnızca birkaç dakika kalmıştı. Ela Hanım, Tolga ve arkadaşlarının dikkatini dağıtmaya çalışıyor, kafalarını karıştırıyordu.

Son hamlesini yaparak onların arkasını dönmesini sağladı. Işık hızıyla hareket ederek hepsine teker teker dokundu. Ardından yasak elmanın yanına giderek oradan oraya zıplayan o son elmayı yakaladı ve melek gövdeye fırlattı.

Melek gövde ağacı gülümseyerek kendini yeniden ağacın gövdesine hapsetti. Ela Hanım, son enerjisiyle yerde yatan kızını kucaklayarak Aksakallı Bilge Dede’nin yanına götürdü.

Gökkuşağı sakinleri Ela Hanım’a doğru koşarak geldiler. Eylül’ü alıp yüksek bir tapınağa benzeyen düzeneğe yerleştirdiler. Herkes el ele tutuşarak enerjilerinin bir kısmını Eylül’e aktardı.

Eylül yavaşça gözlerini açtı. Şaşkınlıkla etrafına baktı. Her şey eski güzelliğine kavuşmuştu. Sevinçle önce annesine, ardından herkese sarıldı. Bu kötü kabusu yaşattığı için özür diledi.

Gökkuşağı sakinleri, Eylül ve Ela Hanım’ı alkışladılar. Aksakallı Bilge Dede, bunun üzerine her ikisine birer hafta izin vererek diledikleri yere gitmelerini istedi.

Tam o sırada Tolga ve arkadaşları da yanlarına geldiler. Eylül ve Ela Hanım’a teşekkür ettiler; onları kötü ruhtan kurtardıkları için. Tolga, Eylül’e artık iyilik ve kötülük kavramlarını daha iyi anladıklarını söyledi.

Hep birlikte gülerek, Gökkuşağı Ülkesi’nin o muhteşem görünümüne yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşadılar.
29.08.2025
Mesime Elif Ünalmış


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.