KAYIP ÇOCUKLAR

KAYIP ÇOCUKLAR

Ela Hanım ve Eylül, güzel bir tatilin ardından evlerine döndüler. Birlikte yemek yerken bir yandan da haberleri izliyorlardı. Eylül, artık yetişkin biri gibi davranıyordu. Üzerindeki sorumluluk onu kısa sürede olgunlaştırmıştı.

Haberlerde kayıp çocuklardan söz ediliyordu. Bu çocuklar, mafya tarafından çok kötü amaçlarla kullanılıyor; erkek çocuklar suç aletlerine dönüştürülüyor, kız çocukları ise sapık zihniyetlerin tatmin aracı hâline getiriliyordu.

Ela Hanım ve Eylül, bu haber karşısında göz göze geldiler. Ne yapabileceklerini düşünmeye başladılar. Ela Hanım, “Gökkuşağı Ülkesi’ne gidelim. Bu çok önemli bir sorun,” dedi. Ardından ekledi:
“Ancak bu konu daha çok senin ilgi alanında. Ben bu konuda ne yapabilirim, bilemiyorum. Aksakallı Bilge Dede’nin fikrini alalım.”

Eylül, “Tamam anne, birlikte gidelim,” diyerek ellerini kalbinin üzerine koydu ve sihirli cümleyi tekrarlayarak bir anda Gökkuşağı Ülkesi’ne ışınlandılar.

Aksakallı Bilge Dede onları bekliyordu. “Hoş geldiniz. Ben de tam bu konuyla ilgili sizi çağıracaktım,” dedi. Eylül’e dönerek tatilin nasıl geçtiğini sordu.

Eylül gülümseyerek, güzel bir tatil geçirdiğini ancak yaşanan sorunlar yüzünden çok üzüldüğünü söyledi. Ardından ekledi:
“Hiçbir zaman bir çocuk gibi yaşayamayacağımın farkındayım. Bu duruma alıştım ve hiç şikâyetçi değilim. Aksine, çok şanslı olduğumu düşünmeye başladım.”

Ela Hanım gülümseyerek, kızıyla gurur duyduğunu söyledi. Aksakallı Bilge Dede ellerini ovuşturarak, “Hazırsanız, özellikle Eylül, en önemli görev sana düşüyor,” dedi. Eylül başını sallayarak onayladı.

Aksakallı Bilge Dede’nin tek amacı iyilikle kötülüğü dengede tutmaktı. Hareketin devamı için zıtlıkların bir arada olması gerekiyordu. Bu dengeyi Ela Hanım ve Eylül aracılığıyla sağlayabileceklerdi.

Eylül’ün elini uzatmasını istedi. Ardından Eylül’ün saçından bir tel kopardı. Bu saç telini önce kendi avucuna alarak kan kırmızısı bir toz zerreciğine buladı, sonra Eylül’ün avucuna bıraktı.

Eylül, avucunu ovuşturduktan sonra kapattı. Aksakallı Bilge Dede, “Şimdi avuçlarını bir kuşu uçurur gibi havaya doğru fırlat ve içinden üç kez şu sözleri tekrarla,” dedi:

Çocuklar kendi dünyalarında mutlu olsun.
Çocuklar kendi dünyalarında mutlu olsun.
Çocuklar kendi dünyalarında mutlu olsun.

Eylül, söylenenleri eksiksiz yerine getiriyordu. Ellerini havaya doğru attığında birden kar tanesi gibi beyaz kristaller havada uçuşmaya başladı. Eylül, bu görselin karşısında anlamlı bir tebessümle annesine baktı. Ardından Aksakallı Bilge Dede’ye dönerek bu konuda ne yapacağını sordu.

Aksakallı Bilge Dede, “Ela Hanım, sen sadece Eylül’ü koruyacaksın,” dedi. Ela Hanım ve Eylül bir anda göz göze geldiler. Eylül, “Güçlerim olmasına rağmen neden sadece annem beni koruyacak?” diye sordu.

Aksakallı Bilge Dede, Eylül’ün omzuna dokunarak, “Çok tehlikeli, kötü ve güçlü adamlarla mücadele edeceksin. Onların karşısında yardıma ihtiyacın olabilir. Seni riske atmamak için annen senin koruyucu meleğin olacak,” dedi.

Eylül biraz endişeyle annesine baktı. Ela Hanım, elinden geleni yapacağını söyledi. Ancak yine de endişelendiğini dile getirmekten kendini alamadı.

Aksakallı Bilge Dede, “Haklısın Ela kızım, ancak başka seçeneğimiz yok,” dedi. Ela Hanım, “Bu görevi başarıyla tamamlayacağım. Size söz veriyorum,” dedi. Eylül, annesinin kararlı duruşuyla biraz rahatlamıştı.

Ela Hanım göreve hazır olduğunu söyledi. Aksakallı Bilge Dede, Eylül’ün saçından bir tel daha aldı. Ardından yardımcısına dönerek kavanozu uzatmasını istedi. Yardımcısı, içi kül dolu olan kavanozu uzattı. Saç telini bu küle bulayarak çıkardı.

Sonra şu sözleri tekrarladı:
Dünya batarsa bu dünya için ölümsüz olalım.
Dünya batarsa bu dünya için ölümsüz olalım.
Dünya batarsa bu dünya için ölümsüz olalım.

“İçinizden üç defa tekrarlayın ve güçlü bir şekilde üfleyin,” dedi. Her ikisi de güçlü bir şekilde üflediler. Avuçlarında biri beyaz, biri kül rengi iki güvercin gökyüzüne doğru uçtu. Son hareketi yaparak her ikisi de dünyaya ışınlandılar.
Eylül en tehlikeli bölgelere göz gezdiriyordu. Görevini başarıyla tamamlamak için elinden geleni yapıyor, annesi ise onunla gurur duyuyordu. Kötü adamlar telaş içindeydi. Aralarında birinin işlerini bozduğunu fark etmişlerdi ve bu durum onları daha da öfkelendirmişti. Saldırılar artarak devam ediyordu.

Eylül çok yorulmuştu, gücü tükenmek üzereydi. Bir grup çocuğu kurtarmayı başarmıştı ama kötülük her yere yayılmıştı. Son kalan enerjisiyle son hamlesini yapmaya çalışırken yakalandı. Kötü adamlar, küçük bir kızın kendilerine kafa tutmasına şaşkınlıkla bakıyorlardı. Onları alt etmiş olması karşısında ürkmüşlerdi. Ardından Eylül’ü zincirlerle bağladılar.

Eylül büyük acı çekiyordu. Her şeyi berbat ettiği düşüncesiyle üzülüyor, son enerjisini Gökkuşağı Ülkesi’ne giderek yeniden yüklemesi gerekirken yaptığı yanlış hamleyle kötü adamların eline düşmüştü. Bir yandan annesinin de yakalanmış olabileceğini düşünüyordu. Zincirler canını yakıyor, gözyaşları içinde umutsuzca annesini bekliyordu. Artık sihir yapacak kadar bile gücü kalmamıştı. Hayatı bir anda cehenneme dönmüştü.

Ela Hanım, kızının içinde bulunduğu durumu görüyordu ama sabırlı olmak zorundaydı. Kötü adamların bir anlık dalgınlığını bekliyordu. Eylül’ün hikmetinden korktukları için onu bir an bile yalnız bırakmıyorlardı. Uzun süre aç bırakılmıştı ve baygın halde yatıyordu. Gecenin kirli ve ürkütücü yüzü, güneşin doğuşuyla son bulacaktı. Kötü adamlar pis işlerini gecenin karanlığında yapıyorlardı. Eylül’ün akıbeti, patronlarından gelecek haberle belirlenecekti.

Gözlerine vuran ışıkla Eylül gözlerini açtı. Kafasını çevirdiğinde annesini fark etti. Ela Hanım eliyle sus işareti yaparak dikkat çekmemeye çalışıyordu. Eylül başını önüne eğerek gülümsedi. Kötü adamları uzaklaştırmak için bir hamle yapması gerekiyordu. Ela Hanım ve Eylül için birkaç saniye yeterli olacaktı.

Eylül, “Bir bardak su istiyorum. Lütfen, bu hâlde nereye gidebilirim? Bana bir bardak su,” diyerek seslendi. Kötü adam, “İyi madem, getiriyorum,” diyerek uzaklaştı. Ardından dalga geçerek, “Ama bir yere kaçmak yok,” dedi. Eylül sabırla, “Tamam, kaçmam,” diye yanıt verdi.

Ela Hanım, kızını bu zihniyetlerin elinden kurtarmanın peşindeydi. Sonunda hamlesini yaptı ve Eylül’ü kurtardı. Kötü adam, Eylül’ü yerinde göremeyince küçük dilini yutacak gibi oldu. “Nasıl olur!” diye düşünürken diğerleri de geldi. Bu hâlde kaçması onları ürkütmüştü. Öfkeyle ellerindeki çocuklara kötü davranışlarda bulunuyor, sağa sola saldırıyorlardı. Her yerde Eylül’ü arıyorlardı.

Oysa Ela Hanım, şefkatli kollarına kızını alarak Gökkuşağı Ülkesi’ne götürmüştü. Eylül baygın hâlde yatıyordu. Gökkuşağı sakinleri etrafına dizilmiş, Aksakallı Bilge Dede’nin hazırlayacağı iksiri bekliyorlardı. Ela Hanım, kızını izlerken gözyaşlarına hâkim olamamıştı. İçinden, sihir güçleri olmasaydı kaderinin diğer çocuklarla aynı olacağını düşünerek irkildi.

Aksakallı Bilge Dede, “Evet kızım, şimdi bu hazırladığım iksiri iç bakalım,” dedi. Ardından ekledi:
“Birkaç saniye sonra hiçbir şeyin kalmaz.”

Eylül iksiri içti. Birkaç saniye geçmeden, Aksakallı Bilge Dede’nin dediği gibi, Eylül eski hâline döndü ve sihirli gücüne yeniden kavuştu.

Eylül, dünyaya dönerek yarım kalan işini tamamlamak ve kurtarılmayı bekleyen çocuklara yardım etmek istediğini söyledi. Aksakallı Bilge Dede, “Bu defa daha dikkatli olmalısın,” diyerek onu uyardı. Eylül, hem kendisine yapılan zulme çok kızmıştı hem de ellerinde tutulan çocuklara yapılan kötülüğe dur demek için kararlılıkla geri dönmüştü.

Onu takip eden annesi, dikkatle izliyor, olası bir tehlikeye karşı her an tetikte duruyordu. Bu sırada kötü adamlar, Eylül’ü bulamamanın öfkesiyle çevreye zarar veriyor, her şeyi yakıp yıkıyorlardı. Ellerinde kalan çocuklar büyük korku içindeydi.

Eylül, tüm enerjisiyle onların yıktıklarını düzeltmeye çalışıyordu. Kötüler, Eylül’ün geldiğini fark etmişlerdi ama onu göremiyorlardı. Bu da onları daha da öfkelendiriyor, yıkıma devam etmelerine neden oluyordu. Bir süre sonra Eylül, yaşanan tahribata karşı koyamaz hâle geldi. İnsan çığlıkları arasında gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Sihirli güçleri bile bu kötülüğü durdurmaya yetmemişti. Kötüler çok kalabalıktı. İyilik ve kötülük pusulası kaybolmuştu.

Dünya, kötülüğün hâkimiyetine girmiş; güzel yürekli insanlara adeta cehennem azabı yaşatılıyordu. Eylül, iyilik ve kötülük kavramlarını dengeye oturtmak istiyordu ama kötülerle baş edememişti. Sonunda çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Ela Hanım, kızına elinden geleni yaptığını söyledi. “Belki de yeni bir dünya inşa etmek daha kolay olacak,” diyerek Eylül’ü tekrar Gökkuşağı Ülkesi’ne götürdü.

Eylül, bu başarısızlığı hazmedemiyordu. Kötü adamlar, ellerindeki çocukları hâlâ kötülüğün çemberine kurban etmeye devam ediyorlardı. Ela Hanım, Aksakallı Bilge Dede’nin nasıl bir karar vereceğini merak ediyordu. Bilge Dede çok üzgündü.

“Sevgili iyilik elçilerim, bu mücadelede kötüler kazandı. Siz elinizden geleni yaptınız. Varsın onlar kendi cehennemlerinde yansınlar. Biz artık yeni bir dünyanın inşasına başlayacağız,” dedi. Ardından ekledi:
“Ela Hanım, senden dünyayı yakıp yıkmanı istiyorum. Zaten kötülerin çıkardığı yangınlara biz bile engel olamıyoruz. Yeni bir dünya kurmak daha kolay olacak. Bu yangınlarla kötülüğün pis enerjisini yakıp yıkacağız. Sonra yaktığımız yerleri dönüştüreceğiz.”

Ela Hanım şaşkınlıkla Bilge Dede’ye baktı. “Bunu nasıl yapabilirim? Arkadaşlarım, sevdiklerim, ailem ve onca masum insan…” dedi. Eylül de aynı şekilde bu göreve karşı çıktı. Aksakallı Bilge Dede, her zamanki sakinliğiyle konuştu:

“Sevgili iyilik elçilerim, beni yanlış anladınız. Lütfen sözümü kesmeden dinleyin.”

Ela Hanım ve Eylül biraz rahatlayarak, görevin detaylarını merakla dinlemeye devam ettiler.Aksakallı Bilge Dede açıkladı:

“Masum insanları, iyi yürekli güzel insanları, sevdiklerinizi ve nitelikli bireyleri dondurup güvenli bir yere taşıyacaksınız. Kötü adamlar varlıklarını yangınlardan kurtarmaya çalışırken, siz de ellerindeki çocukları kurtarıp güvenli bölgeye götüreceksiniz. Tüm güvenlik sağlandıktan sonra, dünyanın birçok yerinde büyük yangınlar çıkararak kötülüğün hâkim olduğu bölgeleri cehenneme çevireceksiniz.”

“Yangınlar sona erdiğinde Eylül devreye girecek. Kötüler bu olağanüstü güce teslim olunca, yakıp yıktığınız her şeyi tekrar dönüştüreceksiniz.”

Ela Hanım, “Peki sonra ne olacak?” diye sordu.

“Kötüler kötülük yapmaktan vazgeçecek. Ancak kötü yanları yine içlerinde kalacak, sadece aktif olmayacak. İyilik ve kötülüğün dengede olması gerekiyor.”

Ela Hanım, “Bu dengeyi nasıl sağlayacağız?” diye sordu.

“Kötüler ve iyiler yasalar karşısında eşit şekilde yargılanacaklar. Böylece bu denge bozulmadan davranışlar teminat altında olacak.”

Ela Hanım ve Eylül tekrar göz göze geldiler. Ela Hanım göreve hazır olduğunu söyleyerek işe koyuldu. Eylül, “Ben ne yapacağım peki?” diye sordu.

Bu defa Aksakallı Bilge Dede gülümsedi:
“Senin görevin daha güzel.”

Eylül heyecanla, “Şimdi çok merak ettim,” diyerek gülümsedi.Aksakallı Bilge Dede, Eylül’ün omzuna nazikçe dokundu:

“Güzel kızım, sen bir iyilik elçisisin. Bugüne kadar verilen birçok görevi en iyi şekilde yerine getirdin. Bu görevi büyük bir keyifle yapacağından eminim.”

Eylül sabırsızlanmıştı. Aksakallı Bilge Dede devam etti:

“Senin görevin, Ela Hanım görevini tamamladıktan sonra donmuş insanları yeniden çözmek olacak.”

Eylül büyük bir sevinçle hoplayarak sevincini belli etti. Ela Hanım ve Eylül, dönüşüm için hazırdı.
30.08.2025
Mesime Elif Ünalmış


Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.