
- Bölüm: Küller Arasında Kanat Çırpan – Baykuş’un Hikâyesi
Gece, ormanın üzerine kadife bir örtü gibi serilmişti. Ay, yanık dalların arasından utangaçça süzülüyor, yıldızlar bile sanki utanarak gözlerini kaçırıyordu. Baran, yanan çamların is kokan gövdeleri arasında sessizce süzülüyordu. Kanatları hâlâ kurumla kaplıydı. Gagasında taşıdığı son umut kırıntısı, gökyüzünün karanlığında titriyordu. Bir zamanlar bu ormanda yankılanan cırcır böceklerinin senfonisi, rüzgârla dans eden yaprakların fısıltısı, yavru sincapların neşeli çığlıkları… Hepsi susmuştu. Şimdi sadece küllerin üstünde yankılanan ayak sesleri vardı: dozerlerin, testerelerin, betonun ayak sesleri.
Baran, yaşlı gözlerini gökyüzüne kaldırdı. “Bu gece yıldızlar bile ağlıyor,” diye geçirdi içinden. “Ama kimse duymuyor.” Ben bu ormanın hafızasıyım, diye düşündü. Her ağacın büyümesini izledim. Her yavrunun ilk çığlığını duydum. Şimdi hepsi gitti. Küller kaldı geriye. Neden? Neden bir insan, bir ağacı keserken onun iç çekişini duymaz? Neden bir kıvılcımın nelere mal olacağını bilmez? Neden bir ormanı, sadece bir bina uğruna yok eder?
Oysa bu orman bir zamanlar bir şarkıydı. Her sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanan çiçekler, sabah çiğleriyle yıkanan yapraklar, dallarda dans eden sincaplar… Baran, gençliğinde bu melodinin bir parçasıydı. Her gece, yavru baykuşlara masallar anlatır, yıldızların hikâyelerini fısıldardı. Ama sonra bir gün, uzaklardan gelen metalik bir uğultu duyuldu. Önce yollar açıldı, sonra ağaçlar işaretlendi. Ardından testereler geldi. Ve en sonunda, o lanetli gün: kıvılcımın toprağa düştüğü, rüzgârın ateşi beslediği, gökyüzünün karardığı gün.
Yangın başladığında Baran, yuvasında değildi. Uzak bir tepenin yamacında, gece avına çıkmıştı. Dönüp geldiğinde, orman alevler içindeydi. Ağaçlar çığlık çığlığa yanıyor, hayvanlar panikle kaçıyordu. Baran, dumanın içinde süzülerek yuvasına ulaşmaya çalıştı ama çok geçti. Yavruları… Yumurtaları… Her şey kül olmuştu. O an, Baran’ın içindeki zaman durdu. Sadece bir çığlık kaldı geriye. Sessiz ama sonsuz bir çığlık.
Baran, günlerce konuşmadı. Geceleri bile ötmüyordu artık. Onun sustuğu yerde, orman da susmuştu. Gecenin sessizliği, bir yas örtüsü gibi çökmüştü gökyüzüne. Baran, yanmış bir ağacın kovuğuna sığınmıştı. Gagasıyla kurumları temizliyor, kanatlarını açmaya cesaret edemiyordu. Her tüyüne sinmiş duman kokusu, ona o günü hatırlatıyordu. Her rüzgâr esintisi, bir çığlığı geri getiriyordu.
“Ben ne yapabilirdim ki?” diye sordu kendine. “Ben sadece bir baykuşum. Ne bir hortumu var kanatlarımda, ne de bir çığlığım duyuluyor insanlarda.” Ama sonra içinden başka bir ses yükseldi: “Sen bu ormanın hafızasısın. Eğer sen anlatmazsan, kim anlatacak?”
Baran, geceleri yeniden uçmaya başladı. Ama artık av için değil. Gözleriyle değil, kalbiyle görüyordu. Her yanmış kök, her kavrulmuş yaprak, ona bir hikâye fısıldıyordu. Ve o hikâyeleri topluyordu. Bir gece, gökyüzüne yükselen keklik sürüsünü gördü. Onlara seslendi:
“Ey gökyüzünün habercileri! Gidin, anlatın insanlara. Baran’ın ormanı yandı. Kuşlar yuvasız, sincaplar sessiz, geyikler yönsüz kaldı. Anlatın ki, bir orman sadece ağaçlardan ibaret değildir. O, bir kalptir. Ve siz onu durdurdunuz.”
Keklikler, gözlerinde yaş, kanatlarında umutla uzaklaştılar. Baran, onların ardından uzun süre baktı. “Belki,” dedi, “birileri duyar. Belki bir çocuk, bir öğretmen, bir anne… Belki biri, bu sessiz çığlığı duyar.”
Ama o gece, Baran’ın gözleri yeniden doldu. Çünkü ormanın ortasında, yanmış bir ağacın gövdesine sprey boyayla yazılmış bir yazı gördü: “İnşaat alanı – Dikkat!” O an, Baran’ın içindeki öfke, küllerin altındaki kor gibi yeniden alevlendi.
Baran, o yazıyı görünce kanatlarını açtı. Gökyüzüne doğru yükseldi. O gece, yıldızlar bile onun çığlığını duydu. “Bu orman bir evdi!” diye haykırdı. “Sadece bana değil, binlerce canlıya! Siz ne yaptınız? Betonla mı örteceksiniz anılarımızı?”
Ertesi sabah, Baran yorgun ama kararlıydı. Yanmış ağaçların arasında dolaşırken, bir mucizeye tanık oldu. Simsiyah toprağın ortasında, minik bir yeşil fidan… İncecik bir gövde, iki minik yaprak… “Sen… sen nasıl buradasın?” dedi. “Bu kadar küle rağmen… Bu kadar ölüme rağmen…”
Baran, fidanın etrafında dönmeye başladı. Her gece onu korudu. Üzerine düşen kıvılcımları gagasıyla söndürdü. Rüzgârla gelen kurumları kanatlarıyla uzaklaştırdı. O fidan, Baran’ın yeni yuvası olmuştu. Bir umut yuvası.
Günler sonra, ormanın kenarına bir çocuk geldi. Elinde küçük bir sulama kabı vardı. Yanında annesiyle birlikte yürüyordu. Çocuk, fidanı görünce durdu. Diz çöktü. Ellerini toprağa koydu. Sonra kabındaki suyu dikkatlice döktü. Baran, bir daldan onları izliyordu. Çocukla göz göze geldi. O an, zaman durdu. İki yürek birbirini tanıdı. Baran başını eğdi. Çocuk gülümsedi.
“İşte,” dedi Baran, “doğa dostu bir yürek daha.” O günden sonra çocuk her gün geldi. Fidan büyüdü. Baran, her gece onun dallarında öttü. Ve bir gün, fidanın ilk çiçeği açtığında, Baran gözlerini kapadı. “Yeniden başlıyoruz,” dedi. “Bu kez birlikte.”
Sevgili okuyucu, Baran’ın gözlerinden akan yaşlar, sadece bir baykuşun değil, doğanın gözyaşlarıydı. Bir orman yandığında, sadece ağaçlar değil, anılar, yuvalar, hayatlar da yanar. Ama her külden bir umut doğabilir. Sen de bu umudun bir parçası olabilir misin?
🧠 ETKİNLİK ÖNERİLERİ
🗳️ Anket Sorusu: “Bugün doğa için ne yaptın?”
✍️ Yazma Görevi: “Doğaya yazılmış bir özür mektubu.”
🎨 Sınıf Etkinliği: “Kendi doğa dostu hayvan karakterini yarat ve ona bir isim ver.”
🕊️ Aksiyon Çağrısı: “Evde bir gün boyunca su tasarrufu yap ve gözlemle.”
💬 Soru-Cevap: “Sera’nın yerinde olsaydın ne hissederdin? Göletin kuruduğunu görmek sana ne hissettirirdi?”
27.01.2026
Mesime Elif Ünalmış
📅 Salı – Saat 11:00
📅 Cuma – Saat 17:00
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Kaleminize sağlık 👏
Teşekkür ederim.