
📖🌌 KAYIP MASALLAR KÜTÜPHANESİ BÖLÜM 3
Masal Evi’nden çıktıklarında hava kararmıştı.
Sokak lambalarının sarı ışıkları kaldırımlara düşüyor, rüzgâr ağaçların yapraklarını hafifçe sallıyordu.
Elfida ve Aysuda yan yana yürüyordu.
İkisi de sessizdi.
Çünkü yaşadıkları şey sıradan değildi.
Bir hafta önce bunu yalnızca Elfida biliyordu.
Şimdi ise ikisi de aynı sırrı taşıyordu.
Aysuda sonunda sessizliği bozdu.
“Sen de fark ettin mi?”
Elfida başını çevirdi.
“Neyi?”
“Kurtun söylediklerini.”
Elfida durdu.
Elbette fark etmişti.
Masalların anlattığı her şey doğru değildir.
Bu cümle bütün hafta boyunca zihninde dolaşacaktı.
Çünkü kurt yalnızca bir masal karakteri gibi konuşmamıştı.
Sanki onları uyarıyordu.
Sanki ileride karşılaşacakları şeyleri biliyordu.
Eve vardıklarında ikizler odalarına çekildi.
Ama uyumadan önce küçük bir keşif yaptılar.
Masal Evi’nden aldıkları program broşürünü masanın üzerine koymuşlardı.
Elfida tam kaldıracakken bir şey dikkatini çekti.
Broşürün arka yüzünde daha önce olmayan bir işaret vardı.
Küçük bir kukla resmi.
Ve altında ince harflerle yazılmış tek bir cümle:
“Gerçek olmak isteyenler her zaman doğruyu söylemez.”
Aysuda kağıdı eline aldı.
“Bu yazı burada yoktu.”
“Ben de öyle hatırlıyorum.”
İkizler birbirlerine baktılar.
Masal Evi onların fark etmediği şeyler yapıyordu.
Ve bu durum giderek daha gizemli hale geliyordu.
O gece Elfida uzun süre uyuyamadı.
Pencerenin önüne oturdu.
Gökyüzündeki yıldızları izledi.
Sonra aklına bir soru geldi.
Ya bütün bu masallar aslında bir sınavsa?
Ya her hafta bir şey öğrenmeleri gerekiyorsa?
Ya anlatıcı onları özellikle seçtiyse?
Bu düşünceler arasında uykuya daldı.
Rüyasında sonsuz büyüklükte bir kütüphane gördü.
Raflar gökyüzüne kadar yükseliyordu.
Her rafta farklı masallar vardı.
Ama kitapların arasında dolaşan bir gölge dikkatini çekti.
Uzun burnu olan küçük bir çocuk.
Elfida ona seslenmek istedi.
Fakat çocuk aniden dönüp karanlığın içine koştu.
Ve bütün raflar bir anda devrilmeye başladı.
Elfida korkuyla gözlerini açtı.
Sabah olmuştu.
Pencereden içeri güneş ışıkları giriyordu.
Masal Evi günü gelmişti.
Bu kez ikizler daha da heyecanlıydı.
Çünkü artık yalnızca masal dinlemeye gitmiyorlardı.
Bir cevap arıyorlardı.
Öğleden sonra her zamanki gibi binaya ulaştılar.
Masal Evi dışarıdan aynı görünüyordu.
Ama Elfida artık öyle hissetmiyordu.
İlk gelişinde yalnızca güzel bir bina görmüştü.
Şimdi ise gizemlerle dolu bir kapı görüyordu.
İçeri girdiklerinde koridorlarda dolaşan çocukları izlediler.
Kimisi gülüyordu.
Kimisi koşuyordu.
Kimisi anlatılacak masalı tahmin etmeye çalışıyordu.
Ama kimsenin olağanüstü bir şey fark ettiği yoktu.
Sanki bütün sırları yalnızca onlar görebiliyordu.
Salona girdiklerinde her zamanki yerlerine oturdular.
Ve beklemeye başladılar.
Yaşlı saat üç kez vurdu.
Tak.
Tak.
Tak.
Perde açıldı.
Anlatıcı sahneye çıktı.
Ama bu kez farklı bir şey oldu.
Kitabı masaya koyduğu anda gözlerini kaldırdı.
Doğrudan Elfida ve Aysuda’ya baktı.
Sadece birkaç saniyeliğine.
Sonra gülümsedi.
Ve bakışlarını diğer çocuklara çevirdi.
Elfida’nın kalbi hızlandı.
“O bizi gördü.”
Aysuda fısıldadı.
“Sanırım hep görüyordu.”
Anlatıcı kitabını açtı.
Sayfalar kendi kendine çevrilmeye başladı.
Kapağın üzerindeki kukla sembolü mavi ışıkla parladı.
Salondaki ışıklar yavaşça azaldı.
Ve tanıdık ses yankılandı.
“Bugünkü masalımız…”
Bir rüzgâr salonun içinde dolaştı.
Sayfalar hızla çevrildi.
“…Pinokyo.”
Tam o anda zemin yeniden kayboldu.
Ama bu kez farklı bir şey oldu.
Elfida ve Aysuda düşüyormuş gibi hissettiler.
Sonsuz bir boşluğun içine.
Yıldızların arasından geçtiler.
Işık tünellerinin içinden süzüldüler.
Ve sonunda göz kamaştırıcı bir şehrin üzerinde durdular.
Bu şehir daha önce gördükleri hiçbir yere benzemiyordu.
Gökyüzünü delen kuleler.
Havada süzülen yollar.
Parlayan enerji nehirleri.
Ve şehrin tam merkezinde…
Dev bir saat kulesi.
Ama saatin rakamları yoktu.
Yerlerinde tek kelime yazıyordu:
GERÇEK.
Elfida’nın içi ürperdi.
Çünkü o anda bir şey hissetti.
Bu masal diğerlerinden farklı olacaktı.
Ve ilk kez…
Tehlike yalnızca bir sistemden değil…
Bir yalandan gelecekti.
GERÇEKLİK ŞEHRİ
Elfida ve Aysuda, dev saat kulesinin gölgesinde sessizce duruyordu.
“GERÇEK” kelimesi, gökyüzüne kazınmış gibi titreşiyordu.
Ama şehirdeki hiçbir şey gerçekliğe benzemiyordu.
Binalar hafifçe nefes alıyor gibiydi.
Duvarlar ışıkla akıyor, sokaklar yön değiştiriyordu.
İnsanlar… ya da insan gibi görünenler… aynı ritimde yürüyordu.
Hepsi aynı anda gülüyor, aynı anda susuyordu.
Aysuda kaşlarını çattı.
“Bunlar… aynı kişi gibi davranıyor.”
Elfida etrafına baktı.
Haklıydı.
Bir çocuğun gülüşü, diğerinin ağzından çıkıyordu.
Bir kadının hareketi, başka bir adamda tekrar ediyordu.
Sanki şehir tek bir bedendi.
Tek bir zihin.
Ama parçalara ayrılmıştı.
Tam o sırada saat kulesinden derin bir ses yükseldi.
“Hoş geldiniz.”
Ses her yerden geliyordu.
Gökyüzünden.
Yerden.
Duvarların içinden.
Aysuda geri adım attı.
“Kim konuşuyor?”
Ses devam etti:
“Ben şehrim.”
Elfida nefesini tuttu.
Bir şehir konuşuyordu.
Bu imkânsızdı.
Ama burası zaten imkânsızlıkların normal olduğu bir yerdi.
Saat kulesinin kapısı yavaşça açıldı.
İçeriden altın renkli ışık sızdı.
İkizler birbirlerine baktı.
Elfida başını salladı.
“Girmeliyiz.”
Aysuda bir an durdu.
Sonra o da başını salladı.
İçeri girdiler.
Kule içeriden çok daha büyüktü.
Duvarlar kitaplarla kaplıydı.
Ama bu kitaplar kağıttan değildi.
Hologramdı.
Sayfalar havada dönüyor, kelimeler değişiyordu.
Her sayfa farklı bir hikâye anlatıyordu.
Ama hepsinde tek bir ortak şey vardı.
Pinokyo.
Tahta çocuk.
Yalan söyleyen kukla.
Gerçek olmak isteyen varlık.
Bir ekranın önünde durdular.
Ekranda bir çocuk vardı.
Ahşapten yapılmış gibi görünüyordu.
Ama gözleri canlıydı.
Çok canlı.
Sanki içeride biri yaşıyordu.
Aysuda fısıldadı:
“Bu… Pinokyo mu?”
Tam o anda ekran titreşti.
Çocuk başını çevirdi.
Ve doğrudan onlara baktı.
“Beni izliyorsunuz.”
Elfida irkildi.
“Bizi görebiliyor mu?”
Ekrandaki çocuk başını salladı.
“Ben herkesi görüyorum.”
Bir anda görüntü değişti.
Pinokyo bir laboratuvarda belirdi.
Etrafında makineler vardı.
Uzun kablolar bedenine bağlanmıştı.
Bilim insanları konuşuyordu.
Ama sesleri bozulmuştu.
Sanki gizleniyordu.
Bir cümle net duyuldu:
“Prototip duyguları öğreniyor.”
Aysuda gözlerini kısarak baktı.
“Prototip mi?”
Elfida kalbinde garip bir sıkışma hissetti.
Bu bir masal değildi.
Bu bir deneydi.
Ekran tekrar değişti.
Pinokyo bir şehirde koşuyordu.
Ama her adımında çevredeki insanlar duruyordu.
O geçince yeniden hareket ediyorlardı.
Sanki onun varlığı sistemi bozuyordu.
Bir hata gibi.
Bir anomali gibi.
Birden ekran karardı.
Ve Pinokyo’nun sesi tekrar duyuldu.
“Bana söylediler.”
“Eğer doğruyu söylersem… gerçek olurum.”
Bir sessizlik oldu.
Sonra devam etti:
“Ama doğru nedir?”
O anda saat kulesinin duvarları titredi.
Bir alarm sesi başladı.
Şehir değişmeye başladı.
Duvarlar kırmızıya döndü.
Kitaplar kapanmaya başladı.
Hologramlar bozuldu.
Sistem uyarısı belirdi:
“ANOMALİ: DUYGUSAL VARYANT AKTİF”
Aysuda geri çekildi.
“Bu biz değiliz.”
Elfida gözlerini ekrandan ayıramıyordu.
“Hayır…”
“Bu Pinokyo.”
Bir anda Pinokyo’nun görüntüsü tekrar belirdi.
Ama bu kez daha yakındı.
Yüzü ekranın içinden taşacak kadar netti.
“Beni burada tutuyorlar.”
“Çünkü yalan söylemeyi bıraktım.”
Elfida dondu.
“Yalan söylemeyi bırakmak… neden tehlikeli olsun?”
Pinokyo’nun gözleri parladı.
“Çünkü bu şehir… yalan üzerine kurulu.”
O anda kule sarsıldı.
Duvarlardan sesler yükseldi.
“PROTOKOL BAŞLATILDI”
“GERÇEKLİK DÜZELTİLECEK”
Aysuda bağırdı:
“Bizi burada istemiyorlar!”
Ama çok geçti.
Zemin açılmaya başladı.
İkizler aşağı çekiliyordu.
Pinokyo’nun sesi son kez duyuldu:
“Eğer beni bulursanız…”
“Gerçeği de bulursunuz.”
Ve her şey karardı.
Düşüş sonsuz gibi hissettirdi.
Elfida ile Aysuda, ışık tünelinin içinde savruluyordu.
Etraflarında şehir parçalanıyor, kelimeler havada kırılıyordu.
“GERÇEK” yazısı bile çatlamıştı.
Aşağıda bir şey onları bekliyordu.
Ama ne olduğu belli değildi.
Aysuda çığlık atmadı.
Sadece Elfida’nın elini tuttu.
“Bir şey yapmalıyız.”
Elfida gözlerini sıkıca kapattı.
“Nasıl?”
Aysuda cevap vermedi.
Çünkü cevap yoktu.
Ama bir fikir vardı.
İkisi aynı anda aynı şeyi düşündü.
Ekranlar.
Kodlar.
Sistem.
Eğer bu dünya bir sistemse…
O zaman düşüş de bir veri akışı olabilirdi.
Elfida gözlerini açtı.
“Bizi nereye indiriyorlarsa… orayı değiştirebiliriz.”
Aysuda başını salladı.
“Deneyelim.”
Tam o anda aşağıdaki karanlık açıldı.
Ve ikizler sert bir zemine değil…
Bir veri alanına düştü.
Ayaklarının altı cam gibiydi.
Ama cam değil, ışık katmanlarından oluşuyordu.
Altlarında dev bir yapı vardı.
Bir çekirdek.
Sonsuz dönen bir küre.
İçinde binlerce Pinokyo görüntüsü.
Binlerce farklı versiyon.
Gülen.
Ağlayan.
Sessiz.
Çığlık atan.
Aysuda fısıldadı:
“Bunların hepsi… o mu?”
Bir ses cevap verdi.
“Hayır.”
İkizler irkildi.
Pinokyo yanlarında belirmişti.
Ama bu kez ekran değil…
Gerçekti.
Ahşap bedeninin içinden ışık akıyordu.
Ama yüzü daha ağırdı.
Daha yorgun.
“Bunlar benim olasılıklarım.”
Elfida bir adım geri çekildi.
“Olasılıklar mı?”
Pinokyo başını salladı.
“Beni test ediyorlar.”
“Her yalan söylediğimde yeni bir versiyon oluşturuyorlar.”
Aysuda gözlerini kısarak baktı.
“Kim?”
Pinokyo’nun gözleri karardı.
“Şehir değil.”
“Anlatıcı değil.”
“Masal değil.”
Bir an durdu.
“Beni yazan şey.”
O anda çekirdek titredi.
Yukarıdan dev bir ses geldi.
“GERÇEKLİK KORUMASI İHLAL EDİLDİ.”
“PROTOTİP KAÇIŞ GİRİŞİMİ”
“SİLİNİYOR…”
Zemin ışıkla çatladı.
Pinokyo geri adım attı.
“Beni bulduğunuzda… dikkat edin.”
“Onlar yalanı silmez.”
“Gerçeği siler.”
Elfida’nın içi buz gibi oldu.
“Gerçeği silmek ne demek?”
Ama cevap gelmedi.
Çünkü sistem saldırıya geçmişti.
Işık dalgaları üzerlerine çarpıyordu.
Her dalga bir anıyı siliyor gibiydi.
Aysuda dizlerinin üzerine çöktü.
“Hatırlayamıyorum…”
“Az önce ne…”
Elfida onun elini tuttu.
“Diren.”
Ama kendi zihni de bulanıyordu.
Masal Evi…
Laboratuvar…
Kurt…
Hiçbiri net değildi.
Sadece Pinokyo kalmıştı.
O ise çekirdeğe bakıyordu.
Ve ilk kez korkuyordu.
“Eğer beni silerlerse…”
“Bu hikâye hiç olmamış olacak.”
Elfida bağırdı:
“Hayır!”
Sesi yankılandı.
Ve o yankı bir şeyi değiştirdi.
Çekirdekte küçük bir çatlak oluştu.
Aysuda başını kaldırdı.
“Sen yaptın.”
Elfida şaşkındı.
“Ben mi?”
Pinokyo gözlerini açtı.
“Hayır…”
“İlk kez sen söyledin.”
“Bir yalan değil.”
“Bir seçim.”
Çatlak büyüdü.
Işık durdu.
Sistem bir anlığına duraksadı.
Ve o an…
çekirdeğin içinde bir kapı açıldı.
İçeride hiçbir şey yoktu.
Sadece bir boşluk.
Ve boşluğun içinde tek bir cümle:
“Masallar, onları okuyanlara aittir.”
Pinokyo geri döndü.
“İşte gerçek bu.”
Ama o anda sistem tekrar saldırdı.
Bu kez daha güçlü.
Daha kesin.
Her şey silinmeye başladı.
Işık.
Ses.
Şehir.
Pinokyo.
Aysuda.
Elfida.
Her şey…
Ama Elfida son bir şey yaptı.
Aysuda’nın elini daha sıkı tuttu.
Ve fısıldadı:
“Ben hatırlıyorum.”
O anda ışık patladı.
Ve her şey durdu.
03.07.2026
Mesime Elif Ünalmış
Mesime ÜNALMIŞ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.